Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Nereye gidiyoruz?

Çocukluk yıllarımda bağırarak gazete satan kişiler vardı. İnsanların dikkatini çekecek haberleri, dikkat çekecek bir şekilde yüksek sesle, insanlara duyurmaya çalışırlar ve böylece koltuklarının altında taşıdıkları gazeteleri satarlardı. Bir de cinayet haberlerini duyuran ayaklı gazeteler vardı ki, insanlar daha çok bunların haberlerine ilgi gösterirlerdi. Tabir yerindeyse, bu cinayet haberi tellalları, ağıt şeklinde kasete kaydettikleri haberi, boyunlarına astıkları teyp yoluyla insanlara dinletirler ve onların merak ve duygularını buraya yoğunlaştırarak, birkaç sayfalık gazetelerini satarlardı. Bu haberler, çok da rağbet görür, bir şehrin insanlarının günlerce gündemini oluştururdu. O günlerde, toplum olarak duyarlı olduğumuz konular vardı. Kaza, cinayet ve şiddet haberleri bizleri çok fazla etkilerdi. Radyo ve televizyonda bu haberler başlayınca, babam bizi susturur, annem haberlerin etkisiyle bazen ağlardı. Siz düşünün, bizim çocuk zihnimizde kalan etkiyi. Televizyon dizileri ve filmlerde insanımıza ait ne varsa, hepsini bulmak mümkündü. Elbette yaban diziler ve bize yabancılaşmış insanları izlediğimiz programlarda vardı. Ama izleyeceğimiz programlara karar veren, onları bize yorumlayan bir denetim kurulumuz da vardı. İletişim imkânları kısıtlı, haber kaynağımız yetersizdi. Ama her şey süzülerek, önemsenerek ve özümsenerek beynimize ve yüreğimize nakış gibi işlenirdi. Yıllarca unutmaz, hayata dair birçok şeyi sorgulayarak öğrenirdik. Olayları en iyi, aile büyüklerimiz ve öğretmenlerimiz yorumlardı. Tüm iletişim danışmanlarımız bunlardı. Çok da iyi hazırlarlardı hayata bizi, hiçbir kafa karışıklığına meydan vermeden. İşte bir nesil böyle yetiştirildik. Ya bu gün?

 

Kitlesel iletişim araçlarının hayatımızı çok fazla etkilediği bir zamanda yaşıyoruz. Bu durum bizim yaşamımızı kolaylaştırırken, olumsuzluklarına da hazırlıksız yakalanıyoruz. Bu da bizim toplumsal güzelliklerimizi yaşamamı da etkiliyor. Bir kaç haftada yetişmesi gereken bir yiyeceğin, birkaç günde olgunlaştırılması insan sağlığı için ne kadar zararlıysa, bilgisini ve eğitimini almadan hayatımıza giren ne varsa, bunlar da bizler için risk oluşturmaktadır. Öyle bir zamana ulaştık ki, insanların yıllarca dumanla, güvercinle haberleştiği günlerden, iletişim imkânlarının neredeyse birkaç ay için de değiştiği günlere geldik. İnsanlar arasındaki haberleşme ve iletişim sosyal ilişkileri kolaylaştırırken, ne ye yazık ki toplumun bir takım dinamiklerini de yok etmektedir. Bu durumdan her kes şikâyetçi ve tehlikenin farkında, ama buna direnebilmenin de ne kadar zor olduğunu çoğunluk kabullenmiş durumda. Bütün bunlara rağmen, toplumsal değerlerimizi koruma adına, aynı iletişim araçlarını nal fayda sağlar hale getirmeli, bunun çalışmasını yapmak zorundayız.

 

Günümüz de bilim ve teknoloji baş döndürücü bir şekilde gelişirken, bunlardan habersiz ve uzak kalma anlayışı elbette doğru değildir. İnsan bunların hayatına girmesine değil, bunlarla hayatımıza nelerin katılmaya çalışıldığı bilincinde olmalıdır. Bu gün televizyon, cep telefonu ve internet üçlüsünün yüzyılımızın insanını, toplumlarını ve ülkelerini nasıl dizayn ettiğinin hepimiz farkındayız. Bir serviste şahit olduğum ve bozulan televizyonun yapılması için sahibinin, “Akşam misafir gelecek, mutlaka tamir etmelisiniz.”Diyerek ısrar eden sözlerinin, misafirlik anlayışımızın ne noktaya geldiğinin çarpıcı bir örneği olsa gerek. Gazete haberleri ve yayınlanan dizi ve filmler, kaza, cinayet, cinsellik ve şiddet üzerine o kadar yoğunlaştı ki sonun da, programlar için yaş sınırlamaları getirmek zorunda kalındı. Bu yaş sınırlamasını ise, kaç aile acaba uygulama imkânı bulmaktadır. Ayrıca haber programlarındaki dakikalarca gösterilen kaza ve şiddet haberleri masum mu kabul ediliyor ki, hiçbir sınırlama konmuyor? Sanırım hepsine alıştırıldık. Ölüme, felaketlere, şiddete karşı duyarsızlaştırıldık. Teknolojinin hayata girmesini şikâyet ederek, kendi ihmal ve duyarsızlığımız sonucu bizden kopan, aile bireyleri ve değerlerimizi geri getiremeyiz. Onu hedef gösterme yerine, bize ait ne varsa teknoloji yoluyla bize ait kılmayı öğrenmek zorundayız. Bunun için de henüz geç kalmadık.

 

Yarınınızın bu gününüzden daha iyi olması dileğiyle.

Bu yazı toplam 13786 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0124
Güneydoğu Haber