Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
18 Şubat 2014 Salı 10:25
Fikrin Vicdana Mahkûmiyeti

   Mısır ve Irak’tan eş zamanlı Medine’ye gelip, bir sürü düzmece bahaneler öne sürerek, yapmadık şirretlik bırakmadıktan sonra, Hz. Osman’ı şehit eden ayak takımı adamların burada durmaya hiç niyeti yoktu. Ardından, Bedir ve Uhud da birlikte savaşmış seçkin ashabında taraf olduğu Cemal ve Sıffın faciasını yaşattılar. Binlerce can toprağa düştü, derin hesaplar adına. Kuran’ın sayfalarını mızraklara takarak Allah’ın hükmünü isteyenler, verilen hükmü beğenmeyince Hz. Ali’yi de şehit ettiler, günümüze kadar taşınacak ayrılıkların kapısını sonuna kadar açarak.

 

   Ve entrikalarla yönetimi ele geçirip saltanat günleri başlayınca Muaviye şöyle diyordu; “Allah’a yemin ederim ki, hükümet işlerini ele aldığım zaman, iktidara geçmiş olmamdan hiç hoşlanmadınız. Bunu bilmiyor değilim. Hatta bu hususta kalbinizdeki kuruntuları da biliyorum. Fakat ben bu makamı kılıcımın kuvvetiyle elde ettim. Devlet işlerini belki istediğiniz gibi yürütemem. Fakat siz de yapabildiğim kadarıyla yetininiz.”

 

    Muaviye, bu konuşmasının sonunda bir gerçeğe işaret ediyordu. Çünkü bundan sonra yönetimi altında bulunan insanlar, O’nun her hangi bir konuda müsaade ettiği kadarıyla yetinmek zorunda kalacaklardı. Ve öylede oldu. Önce insanların susturulması için, fikir özgürlüğünün sona erdirilmesi gerekiyordu. İnsanlar konuşacaksa sadece kendini övmek için konuşacaklardı. Böylece başta Hz. Ali olmak üzere birçok insana ağır hakaretler yapılmasının önü de açılmış oldu.

 

  Birisi çıkarda bu kaidenin hilafına bir şey söylemeye kalkarsa, o zaman durum derhal değişir, hapisten ve dayak faslından başlayarak iş ölüme kadar büyüyebilirdi. Örneğin herkesin sevdiği Hicr İbn-i Adiyy adındaki zat, Hz. Ali’ye yapılan hakaretlere itiraz etti diye, yalancı şahitler bulunup, uyduruk bir mahkemeyle bir sürü suçlamalar öne sürülerek, başı vurulmak suretiyle şehit edilmişti. Yanındaki bir arkadaşı ise, diri diri toprağa gömülerek öldürülmüştü.

 

  Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Muaviye’nin valisi Haccac’a; ”Hutbeyi uzatıyorsun” demesi üzerine Haccac, ”Şu anda, senin şu iki gözünü bir vuruşta çıkarmayı ne kadar isterdim” şeklinde karşılık vermiştir. Yürütülen bu siyaset ve baskılar sonunda toplum artık istedikleri gibi şekillenmeye başlamıştı.

 

   İnsanlar olayları oluruna bırakmaya başlamış, bir nevi ”bana necilik” anlayışı oluşmuştu. Tehlikeyi göze alarak hakikatleri olduğu gibi söyleyene nadiren rastlanıyordu. Genellikle yaltakçı, menfaatçi ve gününü gün eden bir halk yığını ortaya çıkmıştı. Kabiliyetli, bilgili, dirayetli ve haksever insanlar yönetimden uzaklaştı ya da susturuldu. Ondan sonrasını mı? Saltanat yönetimlerinde ne olması gerekiyorsa onlar oldu, adı farklı da olsa.

 

 Gelelim günümüze. Sahi bu gün Muaviye ve Haccac’ın yanına koyacağımız hangi çağdaş isimleri hatırlıyorsunuz. Dini camilere, fikri vicdanlara hapsederek iktidar olanların kendi halkının değerleriyle savaşı bırakmayıp, tarih olmadan hala tarihten ders almamaları ne kadar düşündürücü değil mi?

Bu yazı toplam 16225 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0153
Güneydoğu Haber