Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
03 Mart 2014 Pazartesi 18:57
DİNSEL MİLLİYETÇİLİK

     Aynı ırktan olup, aynı dine inanıyorlardı. Yalnız kabileleri ayrıydı. Bu ayrılığın en önemli nedeni, zamanın en popüler algısı üstün kabile anlayışına dayanıyordu. Birçok konuda yarış halindeydiler. Bir site devleti olan Mekke de bu günkü anlamıyla bakanlıkları aralarında paylaşmışlar, her kabile kendi sorumluluk alanı ile ilgileniyordu.

 

  Aralarındaki rekabet o kadar iddialıydı ki, Allah Resulü peygamberliğini ilan ettiğinde,” Biz şimdi nereden bir peygamber bulacağız” diyerek, sırf kör kabile taassubundan dolayı, peygambere karşı duruş ortaya koyanlar olmuştu.

 

  Mekke fethedilene kadar bazıları inadına direnmişler, sonunda Allah resulünün bağışlaması ile güce ve otoriteye boyun eğmek zorunda kalmışlardı. İçlerinde bir eziklik ve gizlenmiş bir nefretle kerhen Müslüman olanlar, zamanın olgunlaşmasını beklemişlerdi. Ta ki Beni Ümeyye hanedanı devlet yönetimini ele geçirene kadar. Bundan sonra devletin yapısı hilafetten saltana dönüşecek ve hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı. Ve değişim başlamıştı.

 

   İslam’ın ısrarla üzerinde durduğu bir konu vardı ki, insanlar arasında nesil, nesep, soy, sop, kavim, memleket, bölge, aşiret ve bunun gibi farlılıklardan doğan üstünlük anlayışını ortadan kaldırarak, tek üstünlüğün iman ve takva olduğunu ilan etmişti. Allah Teâlâ kendisine inananların hepsine aynı hakları tanıyarak, onları bir ümmet olarak vasıflandırmıştı.

 

  Bütün bunların bilinmesine rağmen Beni Ümeyye, bir Arap hükümeti rengine girmişti. Onlara göre Müslüman Araplarla, Arap olmayan Müslümanlar arasında fark vardı. Dinsel ırkçılık öyle bir hale gelmişti ki, bir kimse vali, kadı, hatta cami imamı tayin edileceği zaman Arap olup olmadığı iyice araştırılıyordu. Irak’ta bulunan Müslüman Nebatilerin ellerine, ırkları belli olsun diye damga vuruluyordu.

 

  Arap olmayanların cenaze namazı kıldırmasını istemiyorlar, bir Arap imam bulana kadar cenazeleri bekletiyorlardı. Anası veya babası Arap olmayan Müslüman bir kız evlenmek istediği zaman, bir Arap tarafından evlatlığa kabul ettirilerek, onun muvafakat vermesiyle evlenmesine müsaade ediliyordu. Bunun yanında kendi aralarında da kabilecilik taassubundan dolayı camileri ayrılmış, her kabile kendi camisinde namaz kılar hale gelmişti. Ve nihayetinde kaçınılmaz son onlar içinde mukadder olmuştu. Ve bu gün!

 

   Bu anlamda, günümüze bakacak olursak, gerek İslam coğrafyasında gerekse ülkemizde dini anlama adına ortaya çıkan dramatik durumun hangi birine bu yazımda yer verebilirim ki? Irk, kabile ve aşiret algısından dolayı ortaya çıkan üzücü halimiz bir yana, mezhep, hizmet ve cemaatimizin farklı olması adına birbirimize karşı oluşan bu günkü olumsuz algı değişmediği sürece, sanırım dini ve dindarlığı en iyi bizde görmeye devam edeceğiz.

 

  Bizden olmayanlar mı? Onlar hakkında söylemediğimiz ne kaldı ki?

Bu yazı toplam 14803 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0108
Güneydoğu Haber