Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
16 Temmuz 2016 Cumartesi 02:02
Dünü anlayarak, Bu Günü Yaşamak
 Pek çok insanın her konuda konuştuğu ve derin tahliller yapıp, kendi fikri konusunda ısrarcı olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Her hangi bir konuda fikir beyan etmek içinde öyle mektebini okumanıza, kitaplar tüketmenize veya zengin bir tecrübe birikimine de gerek yok.  Kişinin bir şeyler bildiğini göstermesi için, ajanslardan bir haber dinlemesi veya sosyal medya da bir paylaşım görmesi yeterlidir.
 
  Sosyal medyanın bu kadar popüler olmadığı günleri hatırlarsanız, özel tv kanallarında gündemde olan bir konuyla ilgili farklı görüşleri olan uzmanları davet edilir, saatlerce tartışırlar bizlerde geç vakitlere kadar ne söyleyecekler diye onları dinlerdik. Bu gün gelinen noktada bu tür programlara gerek kalmadı, çünkü sosyal medya denen iletişim yoluyla anlık bilgileri, farklı görüşleri ve kişiye özel yaklaşımları anında takip edebiliyoruz.
 
    Bu kadar kolay her şeye ulaşılmaya başlanınca, haliyle bilgi kirliliği de kaçınılmaz bir hal alıyor. Sosyal medyanın hayatımızda çok fazla etkili olduğu bir dönemde artık kimse bir konuda eser yazmak,  bilimsel bir konu hakkında araştırma yapmak ihtiyacı hissetmiyor.  Çünkü kitap okuyan insan sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor. Bırakın kitap okumayı, insanlar sosyal medyadaki sadece tek cümlelik paylaşımlarınıza ilgi gösteriyor, bir paragrafı aşan yazılarınızı okumak istemiyorlar. 
 
  Hayatımızın bu kadar yoğun bir iletişim baskısı altında kalmasından dolayı, kişi ve kitlelerin yönlendirilmeleri, yanıltılmaları veya istenilen algının oluşturulması kolaylaşmış oluyor. Haliyle bilgiler çok çabuk anlam sapmasına uğruyor, sözler yanlış anlaşılmalarla anında yön değiştiriyor, oluşturulan yanlış algılarla toplumsal infialler ortaya çıkıyor, pek çok insan birkaç saat içinde ortak bir amaç için bir araya gelebiliyorlar.
 
  Bütün bu hızlı değişimler sosyal hayatın her alanında kendi hissettirmeye başlayınca,  bazı konularda adaptasyon problemi yaşayanlar hep geçmişle günümüz şartlarını mukayese ederek, gelinen sürecin hiç de iyi olmadığından şikâyet ediyorlar. Geçmişin kısıtlı imkânları, yokluk ve mahrumiyetleri dile getirilerek, insanların önceden daha mutlu, eşlerin birbirine daha sadakatli, evlatların ana babalarına daha saygılı, eğitimin daha kalıcı ve öğrencilerin daha donanımlı olmaları gibi kıyaslamalar yaparak, bazı kavramlar üzerinden dünün ve bu günün sorgulamasını yapıyorlar.
   Bu değerlendirmeler bir dönemin toplumsal gerçeğini ifade ediyor mu? Sahiden geçmişe nazaran hep kötüye mi gidiyoruz? Benim kanaatim hiç de öyle olmadığı yönündedir. Evet, tek kanallı siyah beyaz televizyonun olduğu ve birkaç diziye mahkûm edilen bir ülke gerçeğiyle yüzleşen, yazlık-kışlık sinemalarda izlediği arabesk filmlerle duygusallaşan,  kendisine rol model edindiği insanları taklit ederek kahramanlaşan, bunların dışında da başka toplumsal bir duygu bağı ve iletişim yolunun olmadığını bilerek yetişen bir neslin temsilcileriyiz. 
 
   Öyle ki, bu güne kıyas yapılarak iyi olduğu iddia edilen pek çok sosyal vakıayı, o gün yaşamak isteyenler toplumsal baskıdan korkarak, gizli ve saklı yaşamadan da geri kalmadılar. Çünkü o günlerde sinemalarda izlenilen filmler bu günkülerden çok daha kötü, sokaklar bu günlerden çok daha riskliydi. Evet, cep telefonu, internet ve uydu bağlantılı televizyon yayınları yoktu, ama siyasi çalkantılar ve buna bağlı olarak gençleri tuzağına düşüren ideolojik örgütlerin yanında, yeni yetişen neslin duygularını ve cinsellik boyutunu istismar eden bir sinema ve magazin sektörü vardı ki, emin olun bu günü kıyas edemeyecek kadar berbattı.
 
   Özellikle yetmişli yıllardan itibaren yoğunlaşan siyasi karmaşanın zemin hazırladığı silahlı ve silahsız askeri darbeler döneminde,  üniversite bitirebilen öğrencisine, eğitim veren öğretmenine, aile kuran gençlerine büyük bir saygı duymak gerektiğine inanıyorum. Çünkü onlar bu günün anne babaları, adalet dağıtan hukukçuları, ülkesinin eğitimini sırtlayan muallimleri, en ücra yerdeki hastaya giden doktorları, ülkesinin her yerini imar eden mühendisleri, vatanını koruyan güvenlikçileri ve devletine sahip çıkan politikacıları oldular.
 
   Yukarıdaki tüm olumsuzlukları yaşayan bir ülke gerçeği varken, günümüzde hiç kimse geriye dönük olarak bazı değerlendirmeler yaparak, bu günden daha iyi olduğu iddiasında bulunmasın. Evet, bu gün çocuklarımız, aile yapımız, sosyal birlikteliğimiz konusunda bir takım riskler olabilir, fakat yaşım itibariyle ülkemizin son kırk yılına şahit olan biri olarak, bütün bu risklerin her dönemde olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu nedenle zamanın getirdiği hiçbir olumsuzluk bizi karamsar kılmasın. Biz karamsar olursak, çocuklarımız geleceğe ümitle asla bakamazlar.  Ümit var olur ve birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanların farklılıklarına olumlu bir yaklaşım gösterirsek, emin olun daha güzel günlere hep birlikte kavuşacağız.
 
Bu yazı toplam 10540 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0102
Güneydoğu Haber