Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
22 Şubat 2011 Salı
AKLI ÖRTMEK YÂDA ÖNYARGILARIMIZ

Önyargı; işin hakikatini kavramadan, öğrenmeden, duygulara dayanarak alınan karar, verilen hükümler olarak bilinmektedir. Duygulara bağlı bir karar ve hükümde ise çok sağlıklı bir sonuca varmak maalesef mümkün olmamaktadır. Nedeni ise duygularla hareket etmek, insanda ya aşırı kin ve nefret, ya da aşırı sevgi, bağlılık ve taassuba yol açmaktadır. Kin ve nefret oluşunca, kişi ve topluluklar önce kalbi olarak uzaklaşıyor ve ortak yanlarımız terk edilerek tüm farklılıklarımıza takılıp kalıyoruz. Bağlılık ve taassupta ise sevdiğimiz insanların hata ve yanlışlarını ne yazık ki göremez hale geliyoruz. Veyahut da öyle kabullendirilirken, başkaların da sürekli hata arıyoruz. Sahip olduğumuz farklılıklar bizim fikir zenginliğimiz olması gerekirken, ne yazık ki önyargılarımız nedeniyle toplumsal problemlerin kaynağı oluyor. İşte bu nedenle öncelikle önyargıların ortaya çıkmasını tetikleyen bir takım etkenlerin bilinmesinin, çözümünü de kolaylaştıracağı kanaatindeyim.


Örneğin, insanın kendi söylediklerinin doğru olduğuna kesinkes inanması, karşısındakinin fikrini dinlememesi, ona önem vermemesi bir önyargıdır. Doğruların kimin ağzından çıktığına bakıp, ondan sonra doğru olduğuna karar vermek bir önyargıdır. Fikirlere, olaylara bu böyledir, başka türlü olamaz diye keskin bir inançla yaklaşarak reddetme, kişi ve topluluklarda güzeli arama yerine eksiklikleri arama, maalesef günümüzde en sık karşılaştığımız ön yargı örnekleridir. Yüce Rabbimiz insanları ön yargı ve peşin hükümden uzak durmaya çağırırken şu şekilde uyarıyor:“Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin”(Maide/8), “İnsanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevesine uyma”.(Sad/26)
Önyargı ve peşin hükümlü olmanın peygamberleri bile yanıltabileceği ihtimalini biz en çarpıcı olarak Hucurat suresinde görmekteyiz. Surede bahsedilen olay da özet olarak, Peygamberimizin zekât almakla görevlendirdiği bir sahabenin gönderilen yere gitmeyerek, Allah Resulüne onlar hakkında verdiği yanlış bilgi üzerine, sahabelerin de bunlar hakkında nasıl bir yanlış kanata varmaya çalıştıklarını anlamaktayız. Bahsi geçen olaydaki kabile reisi ve adamlarının bu tartışmaların olduğu bir zaman da gelmesi ile işin aslı anlaşılmış, bunun üzerine Allah Teâlâ peygamberini, ashabını ve kıyamete kadar tüm Müslüman fert ve toplulukları şu ayetle uyarmıştır:”Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”(Hucurat,6)
Bu kadar kesin uyarılara rağmen, kardeşlik hukuku göz ardı edilerek, önyargılar sonucu birçok insan bir kalem de silinmiş, nice aileler parçalanmış, masum insanların, canı, malı, onur ve iffeti heba edilmiştir. Yıllarca insanlar arasında husumetler devam etmiş, bundan nemalanan bazı insanlarında fitne sermayeleri sürekli gündem oluşturmuştur.


Ne kadar peşin hükümlü olduğumuz konusunda, üniversite de okurken yaşadığımız şu olayı örnek olarak vermek istiyorum. Eğitim psikolojisi dersinde hocamız şöyle bir soru sormuştu: Camide abdest alırken, adamın birinin tuvaletten çıkarak, namaz için camiye girdiğini görseniz bu kişi hakkında ne düşünürsünüz? Bu konuda kanaat bildiren arkadaşlarımızın tamamı bu kişinin abdestsiz namaz kıldığı görüşünde birleşmişlerdi. Ders hocamız bizlerin peşin hükümlü, yani önyargılı davranmakla nasıl hata yapabileceğimizi şöyle izah etmişti.”Sizin abdestsiz namaz kıldığı kanaatine vardığınız kişi evinde abdestini almış olamaz mı? Belki de vücudunda da kanayan bir yarası vardı. Sonra camiye gelince yarasının son durumunu görmek için tuvalete girerek baktı ve yarasının kanamadığını gördü. Böylece abdestini bozulmadığını anlayınca camiye girdi. Sizce bu mümkün değil mi? Diye cevap verince, önyargılı davranmanın insanları nasıl yanıltabileceğini böylece anlamıştık.
Son olarak kıssadan h

isse almak adına bir hikâyeyle yazımızı bitirmek istiyorum. Bir köyde yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olur düşüncesiyle dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evin de beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğar.


Tek başına bebeğine bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün kısa bir süre de olsa evden ayrılmak ve bebeğini evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve hayvanı öldürür. Tam o sırada içerideki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne telaşla odaya gider. Oda da beşiğin içinde bebeği ve yanında duran parçalanmış bir yılan görür… Lütfen! sahip olduğumuz değerleri bir anlık duygularımıza kurban etmeyelim.


Aklımızı örten tüm önyargılardan kurtularak, kendimizle ve yaşadığımız toplumla barışık bir hayat yaşamak dileğiyle

Bu yazı toplam 15386 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0136
Güneydoğu Haber