Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Hayatı doğru okumak
Çağımız insanı bilgiye ulaşma ve bilgilendirme konusunda eskisinden daha fazla imkâna kavuşmuştur. Bu nedenle insanları her hangi bir konuda aynı duygu ve düşünce etrafında toplamak ve yönlendirmek de kolaylaşmıştır. Örneğin, günümüz insanları için ekonomik yaşam standartları belirlenmekte, bireylerin ve toplumun değer yargıları da buna göre şekillendirilmektedir. Hatta insanların inançları ve hayata bakışı buna göre sorgulanmakta, mutlu olması için ne istemesi gerektiğine bile karar verilmektedir. Bütün bunlar yapılırken, bizim hakkımızda karar verenlerin değer yargılarını ve bizim bu konuda nerede durmamız ve ne istediğimizi bilmemiz gerekir diye düşünüyorum. Eğer insan dünyada mutluluğu hak ediyorsa, isteklerimizi mutluluğa dönüştürme ölçüsü ne olacaktır. İsteklerin yerine gelmemesi mi insanları mutsuz ediyor, yoksa insanların sürekli ister hale getirilmesi mi? Yoksa bu dünyada mutlu olmaya hakkımız yok da, bütün bunlar sadece ahirette mi verilecek? Dünyada sahip olduğumuz her şey, tutkularımıza kavuşmak, nefse hoş gelen şeylerin peşinden sürüklenmek mi? Ya da ihtiyaç içinde yaşamak, dünyaya meyletmemek, dünyada ki her şeyi değersiz görerek, fakir ve yoksulluğun faziletlerine kendimizi inandırmak mı? İslam"ın evrensel oluşu ve bütün zamanları kuşatıcılığı düşünüldüğünde günümüzde insanların bu konulardaki sorularına cevap bulmak ve hayata bakışlarını sağlıklı bir zemine oturtmak zorundayız.

Allah Teâlâ bu dünyada hiçbir şeyi eşit yaratmamıştır. Elimizdeki parmaklardan, evimizde ki çocuklarımıza, insanların cinsiyetinden, kişilik özelliklerine ve sahip oldukları dünyalıklarına kadar. Rabbimiz her konuda eşitliği değil adaleti gözetmiş ve her insana da bunu adil bir şekilde takdir etmiştir. İnsanların kendi bakış açılarıyla eşitlik ve adalet kavramları üretmeleri, insanların ve toplumların yaşam biçimlerini de buna göre adlandırmalarını iyi okumak gerekir diye düşünüyorum. Özellikle bu konu da insanların inançları söz konusu ediliyorsa, değerlendirme yapılırken daha dikkatli olmamız gerekmektedir. Kişileri neden bu kadar mal mülk edindin diye sorgulamak, Allah"ın insanların zenginliklerine koymadığı sınırlamaları, sırf takva ve iyi Müslüman olma adına koymak, bunları elde edenleri töhmet altına almak olur ki bunu değerlendirme hakkı kimseye verilmemiştir kanaatini taşıyorum. İslam hiçbir zaman özel mülkiyete sınır koymayıp, Müslümanların her zaman güçlü olmasını tavsiye ederken, infak, hac ve zekât gibi ibadetlerin de ancak zengin insanların yapmasını mümkün kılmıştır. Böyle olunca, insanların mülkiyetlerini sorgulayarak, onların çok fazla dünyevileştiğine karar vermek hangi insaf ölçülerine sığar. Züht ve takva dünya malından kaçınmak değil, bilakis bunları kazanıp, Allah"ın emrettiği yerlere tasarruf ederek, bu emanetin hakkını vermek değil midir? İnsanlara mütevazı bir hayat yaşamanın dünya malını istememek olmadığını, aksine bunlara sahip olduktan sonra, lüks ve israfa kaçmadan ve onda hakkı olan herkese hakkını vererek yaşamak olduğu gerçeğini göstermemiz gerektiğine inanıyorum.

İfade edilen bu hususlarda, Allah resulünün ve ashabının bazılarının hayatına bakacak olursak, yaşam biçimlerinin emir değil, ruhsat ve azimet olduğu için, tercih ettiklerini ve bunu da başkalarına tavsiye etmediklerini görürüz. Çünkü açlığın şiddetini bastırmak için karnına taş bağlayan, Ashabı Suffa"nın ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, ailesinin basit isteklerini bile yok sayan, durumu iyi olan Müslümanların yardımlarıyla bu insanların karnını doyurabilen bir peygamber, ayrıca fakirlikten Allah"a sığınırken nasıl olurda fakirliğin faziletlerinden bahsedebiliriz. Bu konuda Allah resulünün söylediği sözleri, fakrı zaruret içinde yaşayanlara sabretmeleri durumunda Allah"ın vereceği dünya ve ahiret nimetlerinin önemini anlatmak için olduğu kanaatindeyim. Yoksa mevcut hallerinin devamını onlara kabullendirip, hayatlarının sonuna kadar öyle yaşamaları için değil. Ayrıca bu gün insanlara fakirliğin faziletlerini anlatanlarında yaşamlarına iyi bakılması gerektiğine inanıyorum. Peygamberimizin hayatında çalışmayı, kimseye yük olmamayı çocukluk yıllarında bile görebiliriz. Amcası Ebu Talibin yükünü hafifletmek içini çobanlık yapmasını,17-18 yaşların da uluslar arası ticaret yapan kervanları idare etmesini, evlendiği kadının Mekke"nin en zenginlerinden olmasını, Ashabın zenginlerinin infak yarışına olan memnuniyetini çok iyi anlamamız gerekir diye düşünüyorum.”Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz….”(Al-i İmran;92) Emri ilahisi gelince, Ebu Talha"nın Medine"nin en güzel hurma bahçesini bağışlamasını, muhacirlerden olan ve yaptığı ticaretle zenginleşen, Abdurrahman b. Avf"ın yedi yüz develik kervanı Allah rızası için infak etmesini, Hz. Ömer"le Ebu Bekir"in hayır yarışını, Hz. Osman"ın bir orduyu donatmasını, günümüz zenginlerinin iyi anlaması gerekir kanaatindeyim Bu gün her zamankinden çok çalışmaya, paylaşmaya, Allah rızası için sarf etmeye ihtiyacımız var. Bireysel ve toplumsal özgürlüğün, izzet ve onurlu bir hayatın ancak böyle olacağına inanıyorum.
Gücün ve servetin tekelleşerek, insanlara zulme dönüşmemesi dileğiyle.
Bu yazı toplam 15563 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0335
Güneydoğu Haber