Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
11 Haziran 2012 Pazartesi
EY VİCDAN NEREDESİN?

Vicdan iyiyi kötüden ayırabilen, iyilik etmekten mutlu olan ve kötülükten elem duyan manevi bir duygu olarak kabul edilmektedir.

O bir şeye evet dedi mi, onu ne akıl yalanlayabilir ne de duyu organları. İşte bu nedenle, onun zaafa uğramasıyla kişinin insani erdemlerden uzaklaşması da başlamış demektir. Böyle olunca da insan kendi vicdanıyla sürekli hesaplaşmak zorunda kalmaktadır.


Günümüzde birçok meseleye ne yazık ki bu toplumun temel değerleri penceresinden bakılmamakta, din anlayışı bile bir yaşam biçiminden çıkarılarak, vicdanlara hapsedilmek istenmektedir. Mademki din bir vicdan işidir ve dinin hayata müdahil olmasını birileri pragmatist bir anlayışla bakmakta, o zaman gelin onların vicdanına bir konuyu sorgulatalım. Böylece bizde popüler gündemden uzak kalmamış oluruz.


Son günlerde ülke gündemini oluşturan kürtaj konusuna birçok kişi ve kurum müdahil oldular. Zaten ülkemizin güzel insanlarının her konuda söyleyecek bir sözü mutlaka vardır. Bu konuda yapılan her açıklamanın tabiî ki ahlaki, dini, hukuki ve insani yönü olduğu gibi, hiçbir yere koyamayacağımız boyutu da bulunmaktadır. Örneğin birileri kalkıp, kendine bedenini ve yaşamı bağışlayan sonrada bu bedeni ve yaşamı konusunda nasıl bir tasarruf hakkı olduğunu bildiren Rabbi"ni tabir yerindeyse es geçerek, ya da O"nun emirlerini yok sayarak, bu hususta kendi kurallarını koyabiliyorsa, bunun tek açıklaması vardır, o da kişinin aklını putlaştırması ya da kendine ilahlık rolü vermesidir. Bu tip insanlar için zaten hiçbir dini kural asla bağlayıcı değildir. Böyle olunca da hayatlarında helvadan putları hiç eksik olmayacaktır.

Bu anlayışı taşıyanların nasıl bir nesil ve toplum modeli istediklerinin bir örneğini son günlerde medyaya yansıyan bir görüntüden anlamak hiç de zor olmasa gerek. Sokakta yürürken bebeğini orada bırakarak giden kadının davranışını ve düşünce yapısı bunun en açık ve çarpıcı yansımasıdır. Bu sadece görebildiklerimiz. Tuvaletlerde doğum sonrası terk edilen, apartman boşluğuna atılan, cami avlusuna bırakılan ya da mezarlıklara gömüldükten sonra köpeklerin parçaladığı bebeklerin hesabı kimden sorulacak. Hangi vicdanlar bunu kabul edecek. Hiç bir hayvan yavrusunu terk etmeyip, aksine onu korurken, eşref-i mahlûk olan insanı bu hale getirenlerin hiç vicdanları sızlamıyor mu? Yoksa birileri kürtaj yaptırsaydı bütün bunlara lüzum kalmazdı mı diyecek?


Ülkemizde uzun yıllar manevi dinamiklerin insan üzerinde oluşturduğu tesir ve toplumsal baskılarla bilinçaltında tuttuğu cinselliğini, bir takım yasal düzenlemelerden ve kanuni boşluktan kaynaklanan sebeplerle istediği şekilde kullanır hale gelmişse asıl problemin kaynağı burada yatıyor demektir. Bu gün cinsel serbestliğin sonucunda oluşan istenmeyen hamileliklerde çözüm kürtajda aranmaktadır. Bunun boyutu ise ne acıdır ki, okullarımıza kadar inmiştir. Eğer Allah"ın yaşadığımız bu hayata müdahil olmasını istiyorsak, O"nun bu konuda ne istediğine bakmak zorundayız. Kuran insanın cinselliğini evlilik kavramıyla giderilmesini ve ortaya çıkan neslin de korunmasını isterken, bunun aksi olan gayri meşru ilişkileri ve adı zina olan toplumsal illeti yasaklarken, onu yapmayınız tarzında değil yaklaşmayınız emriyle bizleri uyarmaktadır. O zaman yapılacak ilk ve en önemli iş insanı zinaya götüren yollara, ne kadar yapılabiliyorsa acilen tedbir alınması gerekmektedir.


Sonuç olarak, eğer kim Allah"ın yaşam hakkı tanımasını yok sayarak, bedenimi kullanmakta özgürüm diyerek o masum yavruyu ana rahminden aldırıp çöp kutusuna atabiliyorsa, onlara Tekvir suresi 9. ayette diri diri gömülen kız çocuklarına hangi suçtan dolayı öldürüldüğünün sorulacağını hatırlatmak isterim. İşte o gün bizi vicdanımız değil, sadece Allah yargılayacak.

 

Bu yazı toplam 12474 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0162
Güneydoğu Haber