Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
06 Aralık 2011 Salı
HESABI KİM ÖDEMELİ?

Adamın biri önünden geçmekte olduğu lokantanın camında şöyle bir yazı görür; “İstediğiniz kadar yiyin. Hesabı torununuz ödesin.” Merak edip içeri girer. Bir masaya oturup garsonu bekler. Bir süre sonra garson yanına gelir. Adam yemek siparişi vermeden önce, merakını gidermek için camda yazan ödeme işinin nasıl olduğunu sorar. Garson izah eder:”Efendim, biz bu işi yüz yıldır yapıyoruz. Siz yemeğinizi yiyorsunuz. Daha sonra torununuzu buluyoruz ve yediğiniz yemeğin ücretini torununuzdan tahsil ediyoruz.” Cevabını verir. Garsonun izahı adamın hoşuna gider. Siparişlerini verir ve kendisine güzel bir ziyafet çeker. Arkasına keyif kahvesini de içtikten sonra, son derece memnun kaldığı yemek masasından kalkacağı sırada, garson adamın önüne tabak içinde bir fatura bırakır. Adam şaşırır:”Hani hesabı torunum ödeyecekti, bu fatura nedir?” Diye sorar. Garson:”Sizin hesabı torununuz ödeyecek tabii. Ama bu dedenizin hesabı efendim!”Der.   

 

     Bu olayın elbette mizahi bir yönü vardır. Fakat yazıma bu hikâyeyi anlatarak başlamamın amacı,  bu günlerde ülkemiz gündemini meşgul eden bir konuyla, yukarıdaki anlatılan olayı alakalandırıp, sizinle paylaşmak istememdir. Gündem hepinizin malumu olduğundan, ona ismen girmeyeceğim. Gelelim yukarıdaki hikâyenin gündemle alakasına. İnsanın geçmişini inkâr etmesi nasıl mümkün değilse, kendisinden sonrakilere de iyi bir şeyler bırakma sorumluluğu içinde yaşaması gerekir inancını taşıyorum. Kimisi kendinden sonrakilere iyi bir servet, kimisi toplumsal statü, kimisi de çocuklarının gurur duyacağı onurlu bir hayat ve kimlik bırakır. Bunların her biri birer miras hükmündedir. Kan, soy ve aile bağları olan her kes kendi mirasının varisleri sayılır. Bazen de insanlara babalarından ağır bir borç yükü kalabilir. Ya da varislerinin duymak istemediği veya saklamaya çalıştığı bir isim ve kimlik. Peki, bu durumda insan nasıl davranmalı. Yukarıdaki saydıklarımızın hangilerine sahiplenmeli ve hangilerini reddetmeli. Sanırım kim olsa kendisine bırakılan serveti ve onurlu bir kimliği reddetmez. Borçları ise hukuken sizden alabilirler. Ama hiç kimse de babasının suçlarıyla ve günahlarıyla mahkûm edilemez, kınanıp, ayıplanamaz. Hatta insanın geçmişini araştırıp, yaptığı hatalarını teşhir ederek, onun mevcut konumunu bozmaya, toplumda itibarsızlaştırmaya ve insanların yanındaki saygınlığını sarsmaya kimsenin hakkı olamaz. Eğer insanlar ne atasının, ne babasının ne de kendi geçmişindeki yanlışları reddetmiyor ve onların yapılmasının doğru olmadığını kabul edebiliyorsa, bize düşen onun bu erdemli tavrını takdir etmektir.

 

    Biliyorsunuz ki, Hz. Ömer, cahili hayatında kız çocuğunu çöle götürüp, kuma gömerek öldürmüş, Müslüman olduktan sora ise bu olayı her hatırladığın da ağladığını söylemiştir. Bu güne kadar ne Hz. Ömer"i ne de sahabeden buna benzer ve farklı suçları olanları, hiç kimse geçmişiyle sorgulamamıştır. Çünkü bir zamanlar bu vahşeti yapabilen insanlar,  erdemli bir hayata dönerek, bir kısmı daha hayattayken cennetle müjdelenmişlerdir. Örneğin Uhud savaşında Müslümanların mağlubiyetine ve peygamberimizin çok sevdiği amcası Hz. Hamza dâhil birçok sahabenin şehit olmasına sebep olan Halid bin Velid, Müslüman olduktan sonra, İslam"a olan hizmetinden dolayı Allah"ın kılıcı unvanını almıştır.

  

   Bu gün kendilerine tanıdıkları evrensel hakları başkalarına yok sayarak, insanların kişiliğine, ailesine, kimliğine, tarihine saldırmak için, ne bulabiliriz diye hiçbir etik sınır tanımadan çalışanlar ve muhataplarına bir gün hesap soracağız diyenler de var. Bunun yanın da, bu insanların kendi kimlik ve geçmişiyle sorgulanmalarına asla tahammül edemediklerini de görmekteyiz. Geçmişte güç ve iktidar ellerine geçince bunu, farklı düşünenler için bir baskı, sindirme ve tecrit etme aracı olarak görmüş olanlar, zamanı gelince bunların insanlar tarafından bilinmesinden korkuyorlarsa, o zaman bu ülke insanının değerleriyle ve yaşam alanlarıyla ilgili, uyguladıkları bildik düşünce ve tavırlarından vazgeçmeleri gerekmektedir. Vazgeçmezlerse bir gün geçmişin hesabı önlerine konunca, elbette onlarında bunu kabullenmeleri gerekir. Fakat her şeye rağmen,   tarihte yaşanmış bazı olayları günümüze taşırken, insanlar arasında, kin, nefret ve toplumsal çatışmalar oluşturabilecek söylemlerden de kaçınmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu gün, öncesinden daha çok birlikte yaşamaya ihtiyacımız var. Bize düşen geçmişin hatalarından ders çıkarıp bu ülkenin geleceği için bir şeyler yapabilmektir.

Bu yazı toplam 17820 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0206
Güneydoğu Haber