Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
28 Mart 2018 Çarşamba 10:30
Öğrenciler Ne İstiyor?

Seksenli yılların başıydı. Lise üçüncü sınıfta okumaktayım. Bu dersten hiç anlamamasına rağmen öğretmenlerimizden biri milli güvenlik dersine girmekteydi. Yazılı yaptıktan sonra, lütfederse bir ay sonra okur, yetmişten yukarı not alanları da tahtaya çıkararak, her soruyu tekrar sorar ve kâğıda yazdığımızın aynısını söyleyemezsek, bizlere her yanlışta bir tokat atarak, kopya çektiğimizi itiraf etmemizi isterdi.

 

  Yine gecikmeli bir yazılı sonuçlarından sonra, yetmiş üzeri alan beş altı arkadaş bu notların hesabını vermek için tahta önüne çıkarılmış ve tokatlı itiraf seansı başlamıştı. Her bir arkadaşım mutat dayaktan nasibini almış ve en sonda duran bana sıra gelmişti. Her soruya doğru cevap vermemi hazmedemeyen ve de beni dövme keyfini yaşayamayan öğretmenim, yeni bir taktiğe başvurarak dersin askeri uygulama formatına geçmişti.

 

   Benden,  rahat hazır ol komutundan sonra koşmamı ve sıraların arasındaki boşluğa sipere yatar gibi kendimi yere atmama istemişti. Eğer ellerimi yere koyarak yatarsam döveceği tehdidinde bulunmayı da unutmadı. Ben koşarak beton zemine kendimi sipere atar gibi attım. O kadar beğenmiş olmalı ki, başladı gülmeye. Tabii ki bu arada arkadaşlarım da öğretmenimizin kahkahalarında onu yalnız bırakmamışlardı.

 

   Daha sonrası da var. Yanıma kadar geldi ve siperde nizami olmam için topuklarıma ve sırtıma ayakkabılarıyla bastı. Bir yandan da iyice yere yatmamı, zira böyle yapmazsam düşman askerinin kurşunlarına hedef olacağımı söylüyordu. Bir müddet sonra keyfi yerine gelmiş olacak ki, “aferin Fındık çok güzel bir uygulamaydı, kalkabilirsin “diyerek ikinci talimatını verdi. Ayağa kalktığımda elbisem yerdeki tozlardan renk değiştirmişti. Sessizce yerime oturdum. Öyle ya, hocanın vurduğu yerden gül biterdi. Çünkü biz büyüklerimizden böyle öğrenmiştik. Ailelerimiz de zaten “Eti senin kemiği benim” diye onlara emanet etmemiş miydi? Ne haddimizeydi öğretmene itiraz etmek, karşı çıkmak ya da surat asmak. Öyle psikoloji bozulması, depresyona girmek gibi kavramları öğrenciliğimiz boyunca zaten hiç duymadık.

 

   Vesselam aradan yıllar geçti üniversiteyi bitirdim, öğretmen oldum ve farklı yerlerde görev yaptıktan 21 yıl sonra,  tayinim çocukluğumun ve öğrenciliğimin geçtiği ilçemize okul müdürü olarak çıktı. Ve bir gün, sınıfta beni düşmana karşı sipere yatırarak, üzerimde ayaklarıyla dolaşan öğretmenimle bir program da karşılaştık. Uzaktan onu gördüm ve yanına yaklaştım. Kendisinin lise yıllarından bir öğrencisi olduğunu söyleyerek, elini öptüm. Sonra adımla kendimi tanıtıp, görev yaptığım okulumu söyleyerek, ziyaretime davet ettim.

 

 Bizim camianın her üyesi gibi,  o da yıllar sonra bir öğrencisinin kendine sahip çıkarak, elini öpmesine çok memnun olmuştu. Adımı duyduğunu ve öğrencisi olmamdan dolayı çok gururlandığını söyleyerek, en kısa zamanda ziyaretime geleceğini söyledi. Aynı günün öğle sonu ise, bir arkadaşıyla ziyaretime geldi. Sohbetin ilerleyen aşamasında çeyrek asırdır içimde bir ukde olarak kalan, bu tokat atma ve sipere yatma olayını müsaadesini isteyerek kendisine olduğu gibi anlattım.

 

   Hiç beklemiyor olmalı ki, önce şaşırdı, bir müddet sessizce bekledi ve sonra “Boş ver bunları Huzeyfeciğim, güzel şeyler konuşalım” dedi ve akabinde de yanındaki arkadaşına dönerek,      ”aslında eğitimde uygulama çok önemli” diyerek bu konudaki son noktayı koydu.

 

   Gelelim anne babamızın o günlerde eğitimin neresinde olduklarına. Rahmetli babam,  “Oğlum yine bu toplantıda da odun parası isterler” diyerek,  ilkokul boyunca tek bir defa olsun okula gelmemişti. Zira ona öğrencisinin kemiği yeterdi, zaten etini öğretmene emanet etmişlerdi. Bu nedenle Vücudumuzun en hassas etlerinden olan kulaklarımız ne kadar çekilse de, ellerimize yediğimiz sopaların sayısını bilmesek de, bir de babamız ”ne yaramazlık yapıtınız da öğretmen dövdü” der, sonrada bir de ondan dayak yeriz diye korkumuzdan eğitim adına yediğimiz hiçbir dayaktan bahsedemezdik.

 

   Lise yılları hakeza böyle geçti. Üzerimizde horan tepseler de,  ellerinde makasla sınıflarda saçlarımıza berberin bazen düzeltemeyeceği kesikler yapsalar da, herkes bu disiplin ve eğitim anlayışından memnun olmalı ki, okula baskına gelmek, öğretmene hesap sormak, onu tehdit etmek, bir yerlere şikâyet etmek, yoluna çıkmak ya da bıçaklı saldırı da bulunmak kimin haddine.

 

  Şimdi gelelim bu güne. Çağ, teknoloji, imkânlar, ihtiyaçlar, zaruretler, modernize, en iyisi, en güzeli, son modeli gibi kavramlarla öğrencilerimize her türlü fırsatı tanıdık. Sosyal medyası, sanalı âlemi, akıllı teknolojisine kadar ne varsa, emirlerine amade ettik. Olmazın, bulunmazın, yokun ya da yetersizin ne olduğunu çocuklarımıza unutturduk. Çocuklarına pek çok konuda yalvaran, odasının kapısını arkadan kilitleyince açması için bin türlü dil döken, hatta şahidim ki, çocuğunun karşısında ağlayan babaları biz ürettik. Bu gün çaresizliğin verdiği bir arayışla,   bizim öğrenciliğimizde öğrencisini döven öğretmen ve idarecileri hayırla yâd edenlerimiz, onlardan bazılarını “efsane” olarak nitelendirenlerimiz, her fırsatta eski disiplin anlayışının olmasını özler hale geldiler.

 

   Netice olarak,  “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” sözüne ben de diyorum ki, öğretmeni koru ki öğrenci haddini bilsin. Eğitim adına, geleceğimize herkes güven duysun. Canı sıkılınca, ”bundan bir şey çıkmasa da, ben de onun canını sıkarım” diye düşünen herkes, eğitimciyi rastgele bir yerlere şikâyet etmesin. Psikolojisi bozulan, depresyon geçiren, heyecanı ölen yâda strese girenin sadece öğrencilerimiz olmadığı, aslında onlardan ziyade bütün bunları yaşayanın bu camianın diğer paydaşları olduğu gerçeğini ne olur artık kabullenelim.

 

 Tüm eğitim camiası neferlerini saygıyla selamlıyorum.

 

Bu yazı toplam 13090 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0098
Güneydoğu Haber