Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
15 Nisan 2013 Pazartesi
Biz Ne Yapıyoruz?

Övmeyi, övünmeyi ve yermeyi çok seven bir toplum yapısına sahibiz. Tarihimizi, atalarımızı, babalarımızı, hatta en uzak tanıdıklarımıza kadar övmekten ve övünmekten bir türlü vazgeçemeyiz. Bunları yaparken de kendimizi unutmaz, dinleyenleri genel de rahatsız etmesine rağmen, övünmeyi ne hikmetse asla sektirmeyiz. Bu zaaflarımızı bilen ve kendine göre hesapları olan birileri ise, olur olmaz bulunduğumuz her yerde bizleri övmek için mutlaka bir neden bulurlar. Bu insanların sözleri de hoşumuza gittiğinden, ona müdahale etmeyi zaten pek de düşünmeyiz.

 

  Övünme zaaflarımız yanın da bir de yerme alışkanlığımız vardır ki, bu özelliğimiz övünme ahlakımızdan daha baskın bir hale gelmiştir. Yeterince araştırmadan, öğrenmeden, sormadan ve sorgulamadan birçok konu da, pek çok kişiyi kolayca yermeyi ne de çok sevdiğimizi söylesem sanırım yanılmış olmam. Yapılan işleri, yılların emeğini, yazılanı, çizileni, kişileri ne denli üzeceğini bilerek yermekten asla imtina etmeyiz.

 

  Başkalarının işini, eserini, makamını, icraatını övme ve yermenin yanında bir de onların inançlarından kaynaklanan yaşam tarzlarına müdahil olmamızın ise bizlerin önündeki en büyük handikaplardan biri olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Bu müdahil olmanın en dramatik yönü ise, onların yaptıklarından kendimizi kurtaracak, rahatlatacak argümanlar ortaya koymaya çalışmak olsa gerek. Atalarımızın bu vatan için yaptıklarından, dedemizin hafızlığından, babamızın hacılığından, annemizin başörtü ve namazından, hatta sülalemizdeki şehitlerden kendimize mutlaka bir pay çıkarırız. Kendi hayatımıza onlardan ne kattığımıza doğrusu pek de bakmayız. Hatta tam tersi onların inandıklarına ters düşecek eylem ve söylemlerde bulunduğumuzda yapacağımız ilk şey onların bu durumunu muhatabımıza ifade ederek yaptığımız yanlışları kamufle etmeye çalışırız.

 

  Allah"a inandığımızı söyler, O"na isyana götüren pek çok söylem ve eylemlerimiz olur. Peygamberi sevdiğimizi söyler, O"nun yaşam tarzından hep uzak kalırız. Dinimiz en mükemmel din derken, pek çok zafiyetler içinde bocalar dururuz. Oysa Daha hayattayken Cennet"le müjdelenen insanlar vardı ki, bu durum onları asla rehavete düşürmemişti. Peygamberimiz sabahları kızı Fatıma ile eniştesi Hz. Ali"nin kapısına gidiyor ve onlara namaza kalkmaları için sesleniyor, sonra da; “ Ey Kızım Fatıma sakın ola babanın peygamber olduğuna güvenme!”diyordu. Bir gün Hz.Aişe peygamberimiz dizinde uyurken, ahreti düşününce gözyaşlarına engel olamamış ve bir damla gözyaşı Allah Resulünü uyandırmıştı. Hz.Aişe O"na ağlama sebebini anlatıp, ahretteki durumu sorunca ; “Ya Aişe o gün ben de hesabımın kaygısına düşeceğim ”mealinde açıklamalarda bulunuyor ve O"na da kocasının peygamber olduğuna güvenmemesini ve kendini kurtaracak ameller de bulunmasını hatırlatıyordu.

 

  Sonuç olarak şunu anlamamız gerekiyor ki, bizim halkımız arasında söylenen bir söz de her koyunun kendi bacağından asılacağı söylenir. O zaman bize düşen, zenginin malının züğürdün çenesini yorduğu gibi, başkalarının yaptıklarının bizi oyalayıp, umutlandırmasını bırakıp, bizim ne yaptığımıza bakmamız ve de ne yapmamız gerektiğine karar vermemizin en doğrusu olduğudur.

  

Bu yazı toplam 14029 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0110
Güneydoğu Haber