Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
15 Temmuz 2015 Çarşamba 13:30
Bu Din Anlayışı, Benim Dinim Değil
Allah Resulü (sav) içinde doğup büyüdüğü, kendisini de çok yakinen tanıdıkları bir toplumun içinden peygamber olarak görevlendirilmişti. Tebliğiyle sorumlu olduğu din, onların tüm hayatlarına yeni bir anlayış, yeni bir düzenleme getiriyordu. Bunun içinde mevcut yaşamlarında ilke olarak kabul ettikleri pek çok şeyden vazgeçmeleri gerekiyordu.
 
  Allah inançları şirke dayalı olduğundan kendileri müşrik bir topluluğa dönüşmüşler, gelenekleri ise tamamen atalarından süregelen uygulamalardan ibaretti. Allah resulüne “Sen yalan söylüyorsun” diyemiyorlar, çünkü o güne kadar bir defa yalan söylediğini duymamışlardı. “Sana nerden güvenelim” de diyemiyorlar, çünkü O’na emin lakabını kendileri vermişlerdi. Böylece pek çoğu atalarının dininden vazgeçmeyerek müşrik olarak öldüler. 
 
   İşte Allah Resulü tüm hayatı boyunca kendilerine inananların hayatlarında bu şirk kırıntılardan tek parça dahi kalmaması için mücadele etmişti. Kendisinden sonra da ümmetinden insanların batıl ve uydurma adetleri tekrar kabullenmelerinden endişe ettiğini ashabına söylemişti.
   Bu gün gelinen noktada Allah resulünün bu endişelerini haklı çıkaracak pek çok söz ve uygulamalar, dinin aslında varmış gibi benimsenmiş, bazılarının insanların tevhidi inancını tehlikeye düşürecek ve adına da peygamberimizin gizli şirk dediği bir düşünce, inanç ve örfe dönüşmüştür. 
  Ülkemizde insanların din adına söylenen ve yazılan pek çok bilgiye itibar etmelerinin nedenlerinden en önemlisi, geçen yüz yılın başlarından itibaren gelişen bir süreçte İslami değerlerin onların hayatlarından uzaklaştırılması olduğunu ifade edebiliriz. Uzun yıllar Kuran okunmasının yasaklandığı, Arapça yazılı tüm kaynakların yok edildiği, hatta gördükleri her yerden bu harflerlerin silindiği bir dönemde insanların doğru bir şekilde dinlerini öğrenmesi zaten mümkün olamazdı ve olmamıştır da. 
 
   Bir dönemin her alandaki baskısından sonra, halka özgürlük adına dinlerini öğrenme imkânı verdiğini iddia edenler,  okuduğunu anlamayan, öyle ki Kuran’a olan saygısından dolayı yerde bulduğu Arapça yazılı kâğıtları bile öperek yerden alan insanlarda yeni bir din algısı oluşturmuşlardır. Bunun yanında insanlar dini öğrenme istek ve gayretlerinden  dolayı, bu alanda az çok bilgi ve birikimi olan insanlardan ne duydularsa, hatta kişiye has yorumları bile, toptancı bir anlayışla dinin aslı gibi de kabul etmişlerdir.
 
  Böyle olunca da Kuran ve peygamber eksenli bir din anlayışından ziyade, kişi eksenli bir din anlayışı hızla toplumda yayılmıştır. İyi niyetle ve samimi olarak insanların dinlerini öğrenmeleri için çalışanların yanında,  insanların bu alandaki eksikliğini bilen İslam düşmanları bunu fırsata çevirerek, önceleri halkı karşılarına alarak yasakladıkları İslam’ı, halkın yanında gözükerek ve fark ettirmeyerek, dinde olmayan pek çok kavramı toplumun arasında yayma suretiyle,  benimsemelerini sağlamışlardır.
 
  Konumuzla alakalı olarak şu örnekten bahsedecek olursak, Sovyet Cumhuriyetler Birliğinin baskısı altında yaşayan Türk kökenli halklar, doksanlı yılların başında kendilerine tanınan bazı özgürlüklerden sonra, dinlerinin gereklerini yerine getirmeye başlayınca, Ramazan ayında oruçlarını besmele çekerek içkiyle açanlar olmuştu. Aynı bu insanlar gibi ülkemiz insanlarının da, dini değerlerinden koparılmalarında dolayı, iyi niyetle benimsedikleri pek çok düşünce ve algının dinde olup olmadığını sormadan ve soruşturmadan kabul ettikleri gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor.
   Kişi eksenli din anlayışı bu gün öyle bir noktaya gelmiştir ki, yanında Allah’ın adı geçtiği, peygamberinden bahsedildiği halde hiçbir tepki vermeyen insanlar, bağlı olduğu birinin adı ve sözleri gündeme gelince saygıda en ufak kusur etmemeye çalışmaktadırlar. Böyle olunca da Allah ve Resulüne gösterilmeyen hürmet, şahıslara gösterilmektedir.  Öyle ki, Allah Resulü kendisine hiçbir zaman özel muamele yapılmasına müsaade etmemişken, günümüzde pek çok kişiye din adına aşırı bir tazim gösterilmektedir.
 
   Günde yetmiş defa tevbe ettiğini söyleyen, dua ederken gözyaşı döken peygamberimiz örneği varken ve Allah bize şah damarımızdan daha yakınken, tevbe etmek için ziyaret edilen ve ilgili kişiyi görünce kendini kaybeden insanların davranışlarını, kendilerince haklı göstermek için yaptıkları izahları, yaklaşık otuz beş yıldır İslam’ı anlamaya, yazmaya ve konuşmaya çalışan biri olarak,  hiç de inandırıcı bulmadığımı ifade etmek isterim.
 
   İnsandan şifa beklenilmemesi, ona sığınılmaması, ondan yardım beklenilmemesi gerekirken, “Onun yardımıyla şu işlerim oldu, o olmasaydı şunlar asla olmayacaktı, kurtuluşumuz ancak onu şefaatiyle olacak ve onun imanı hepimiz kurtaracak” gibi buna benzer sözler, işte peygamberimizin kendisinden sonra endişe ettiği gizli şirk örnekleri olarak pek çok kimse tarafından kabul görmektedir.
 
    Bunların yanında dinimizde olmayan pek çok uydurma söz ve uygulamalar, öylesine kabul görmüştür ki, bunlara olumsuz kanaat bildirenler tepkiyle karşılaşmakta ve farklı ithamlarla zan altına alınmaktadırlar. İslam Dini, hayır ve iyiliği emrederken uydurulan sözlerle insanlar bunlardan soğutulmaya çalışılmakta, Allah’la irtibata geçmek, O’ndan yardım istemek,   için pek çok aracılara ihtiyaç duyulmaktadır.
 
   “Merhametten maraz doğar, acıma acınacak hale gelirsin, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, üzümünü ye bağını sorma, bedava sirke baldan tatlıdır, para her kapıyı açar, köprüden geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” gibi sözlerin yanında, 
 
   Ruh göçüne inanmak, fala bakmak ya da fala inanmak, bir takım şeylerde uğur ve uğursuzluk aramak, ırkçı düşünce taşımak, isteğin olması için türbeye gitmek ya da adak kesmek, bazı hayvanlarda uğursuzluk aramak, bir kötülükten korunmak için tahtaya ya da duvara vurmak, suya para atıp dilek dilemek, gece tırnak kesmemeye varıncaya kadar, benzer daha onlarca uygulama İslam dinini asla tasvip etmediği söz ve davranışlar olarak, halk arasında yaygın olarak rağbet görmektedir.
 
  Bütün bu ifade ettiklerimden sonra benim inandığım dinin, mutlak anlamda uyulması gereken Kuran ve Allah Resulün fiili sünneti olmak üzere iki kaynağının olduğunu, onları da peygamberimizin veda hutbesinde bizlere emanet olarak bıraktığını söylediğini hatırlatarak,  tek referansımızın da bunlar olması dileğiyle,
 
       Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. 
 
Bu yazı toplam 11680 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0103
Güneydoğu Haber