Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
25 Aralık 2014 Perşembe 10:04
Hangimiz, Ne Kadar Masumuz.

Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra,”hatırıma geldikçe birine ağlarım diğerine de gülerim” dediği iki olaydan bahseder. Ağladığı olay, kız çocuğunu elleriyle açmış olduğu bir kum çukuruna diri diri gömmesi,  güldüğü olay ise bir yolculuğa çıkmadan önce helvadan putlara dua etmeleri, sonra da yolculuk esnasında acıkınca onları yemeleridir.

 

  Hz. Ömer, bu iki olayın insanlar tarafından bilinmesiyle kendisinin hakkında ne düşüneceklerini önemsememiş olmalı ki açık yüreklilikle bunları anlatabilmiş. Bu anlatılanlar aslında bir insanın geçmiş hayatını sorgulamasının yanında kendi hatalarımızı kabul etme ya da başkalarının hatalarına bakış açımız noktasında,  hepimizin çok ihtiyacı olan bir öz eleştiri örneğidir.

 

  O Ömer ki,  hizmetçisini kamçısıyla döverken,”Sana acıdığım için değil, yorulduğum için bırakıyorum”  diyen biriyken, İslam’ın hayatına getirdiği değişimle merhamet örneği bir insan olmuştu. Öylesine değişmişti ki,  halifeliği zamanında akşam olunca Medine sokaklarını dolaşıyor, kimin ne derdi var öğrenmek için uykusuz geceler geçiriyordu. Mutat üzere yine böyle dolaştığı bir gece, O’nun yaşlı bir kadını çadırında torunlarının açlık feryatlarını bastırmak için, tencerede taş kaynatırken bulanca sırtında yiyecek çuvalı taşıyarak ihtiyaçların karşıladığını hepimiz biliyoruz.

 

   İşte biz Hz. Ömer’i hep güzel yönleriyle biliriz. O’nun adaletini, cömertliğini, sadakatini, dostluğunu ve yiğitliğini anlatırız.  Hiç kimse O’nu cahiliye dönemindeki yaptıklarıyla, itham etmez, kınamaz ve yargılamaz. Buradan şunu anlamalıyız ki,  hiçbir insanın geçmişinde yaptıkları yanlışları ortaya koyarak onu yargılamaya ve itibarsızlaştırmaya, en önemlisi ise onun yaptığı güzel işleri yok saymaya hakkımız olamaz.

 

  İnsanların geçmişte yaptıkları hata ve günahlarıyla suçlanıp yargılanamayacağı, aksine onun içinde bulunduğu son durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğine dair Allah resulü (sav) nün huzurunda yaşanan şu örneği de yeri gelmişken hatırlatmanın uygun olacağı kanaatindeyim.

 

  Peygamberimiz ashabıyla birlikte olduğu bir gün, onlardan biri peygamberimize; ”Ey Allah’ın elçisi! Biz cahiliye döneminde putlara tapan ve çocukları öldüren bir millet idik. Benim bir kızım dünyaya gelmişti. Konuşacak çağa geldiğinde, kendisini çağırdığımda sesini duyunca sevinirdim. Onu alarak bir kuyunun başına gittim. Kızımın hiçbir şeyden haberi yoktu. Kuyunun başında elinden tuttum ve onu kuyuya attım. Ondan duyduğum en son söz, “Babacığım, babacığım!” diye kuyuda yankılanan çığlıktı. Adam bunu anlatınca olaydan çok etkilenen Allah resulü sakalı ıslanıncaya kadar ağlar. Daha sonra adama dönerek,” Allah cahiliye de işlenen kötülükleri silmiştir. Sen iyi işler yapmaya devam et” der. 

 

 Sahi, geçmişiyle kim ne kadar masum ki, sırf başkalarını kötülemek adına, onların daha önce yaptıklarını sorgulamaya ve onun üzerinden kendilerini yargılamaya çalışıyoruz. Başkalarının özeliyle uğraşmayı bırakarak, kendi hatalarımızla yüzleşmeyi acaba hiç denedik mi?

Bu yazı toplam 9564 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0104
Güneydoğu Haber