Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
15 Aralık 2010 Çarşamba
Şirk-Tevhid-İman ve Hicret

Dünyanın en zor işi belkide bir insanı değiştirmek, sonra da insana insan katarak, toplumsal bir değişimi sağlamaktır. İnsanla başlayan zihin ve yürek devriminin kitlesel bir devrime dönüşebilmesi için de bireyi ve hedef kitleyi çok iyi analiz etmek gerekir. Değişim kiminle, nerede, nasıl bir yöntemle başlamalı, bunu anlamak için herhalde kim, nerede, nasıl bir değişim yapmış buna bakmak, bunlar içinde de en güzel modeli bulmak lazım diye düşünüyorum. Bunun için 1400 yıl öncesine gitmek, kutlu bir beldede,  kutlu bir insanın, İnsani ve toplumsal bir değişimi nasıl gerçekleştirdiğine bir bakalım istedim.  Bu muharrem ayında hicreti,  hicrette bizlere neyi hatırlatmalı zihinsel bir yolculuk yapalım istedim.

 

  İşte değişmesi gereken bir toplum, değişimin nimeti iman, imanın bedeli hicret ve hicretten anlamamız gerekenler.

 

Güçlülerin faizle,    hileyle ve zorbaca  insanları ezdiği, sömürdüğü ekonomik bir düzen.

 

Kadınların bir eşya gibi satıldığı, fahişelerin evlerine pano gibi, bez astığı ahlaki bir düzen. Anneler kız çocuğu dünyaya getirince, babaların yüzlerinin karardığı, yetim ve kimsesizlerin aşağılandığı, adamın karısını başka bir erkeğe gönderdiği ailevi bir düzen. Kadın ve erkeklerin çırılçıplak, yontulmuş ağaç ve taşların etrafında raks ettiği ve ilahlarından yardım istediği dini bir düzen. Kabristandaki mezar taşlarını sayacak kadar çoklukla ve kabilecilikle övünülen ve atalar örfüne bağlılıkta yarış yapılan sosyal bir düzen.

  Bu düzenlerin değişmesini bekleyenler, değişime koşanlar ve ayak diretenler. Bir yanda şirk bir yanda iman. İmanının bedelini ödeyenler, imanlılara bedel ödetenler.  Ambargolar, açlık ve susuzluktan Mekke vadisini dolduran çığlıklar, ateşte ve kızgın kumlarda dağlanan, devele-

lere  bağlanarak parçalara ayrılan vücutlar. Kutlu bir direniş. İman ve  hicret.

 

 Neden hicret?

 

  Hicret, zalimlerin karşısında yıkılmamaktı. Peygamberimizin bir yol arayışıydı, hakkı yaşayabilmek, hakkı anlatabilmek için.

 

  Hicret Allah düşmanlarından kaçış değil, Allah"a giden yoldaki engelleri kaldırmaktı.

 

  Hicret, tüm sevdiklerini, sevenlerini, geçmişini, yaşantını, hayallerini her şeyini arkanda bırakarak gitmek.  Hatta arkana dahi bakmadan gitmek.

  Hicret, Allah"ın dinini Allah"ın istediği gibi yaşayabilmek için, bir takım mazeretlere sığınmadan, uygun şartları arama ve oluşturma çabasıdır. Hicret, nefis ve şeytandan kaçabilmek, tutku ve şer odaklarının ağından kurtulup gerçek özgürlüğe erebilmekti.

 

 Hicret, huzur ve barış ortamıyla cennet modelini yeryüzüne taşıyabilmekti. Nihai olarak Hicret, iman ve İslam uğruna her türlü fedakârlığı göze almak demektir.

 

   Hicreti anlayanlar, Kuran"a kıymet verdiler. Allah Teala da onlara kıymet verdi, Bir kabileden bir imparatorluğa kavuştular. Hicreti anlayanlar, atlarını okyanusun sularına sürdüler, daha ileri gidememenin hüznünü yaşadılar. Hicreti anlayanlar hiç bir kral ve devletin cesaret edemediği çölleri aştılar. Yanlarında hep Allah ve resulünü buldular. Tıpkı Yavuz Sultan Selimin Mısır"ın fethi öncesinde Sina Çölünde bulduğu gibi  Y.Sultan Selim Mısır seferine çıkmıştı. Sina çölünü geçmek gerekiyordu. Çölde müthiş bir sıcaklık ve kum fırtınası vardı. Ordu çok ağır ilerliyor, her geçen zaman sıkıntıları daha da arttırıyordu. Şikâyetler başlamış, hiç kimsede cesaret edip bir şey söyleyemiyordu. Sultan Selim Han, önünde bir karartı görür, tebessüm ederek hemen atından iner. Sultanın ardından tüm devlet adamları da attan iner. Başta Sultan Selim Han ve tüm ordu, kurak ve çorak Sina çölünde yayan yürümektedir. Yorgunluktan yürüyecek takatleri kalmamıştır. Kendisinin sözü geçer düşüncesiyle Yavuz"un hocası İbni Kemal"i gönderirler. Efendim ordu perişan durumda atınıza binseniz de arkadan gelenlerde binseler der İbni  Kemal. Yavuz” Önümüzde  Resulülah Efendimiz yürümekteyken, at üstünde gitmekten hayâ ederim” der.

 

 Nasıl ki Mısırı fethettiren ruhu anlamak için en önde giden Allah Resulünün olduğunu bilmek gerekirse hicreti anlamak için de, kendisine inananların tümünü gönderdikten sonra, neden en son peygamberimizin Medine"ye gittiğini bilmek gerekir diye düşünüyorum.

 

   Hicri yılınızı tebrik ederim. Hayatınız da yeni bir başlangıç olması dileğiyle.

Bu yazı toplam 15783 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
muhammet / 18 Aralık 2010 Cumartesi 14:47
zamanı gelmişti
Hocam hayırlı olsun
100 %
Beğendim
Beğenmedim
izzettin temel / 17 Aralık 2010 Cuma 20:36
hayırlı olsun
KALEMİNİZ DAİM OLSUN...hakikatler bazen bilinsede fazla hatırlanmaz, hatırlatıcı yazınızın üslubunu çok beğendim. hayırlı olsun
100 %
Beğendim
Beğenmedim
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0101
Güneydoğu Haber