ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ
Farkında mısınız? Etrafınıza dikkatlice bakın; heryer her şeyi bilen, bir şekilde eğitim düzeyi ve geçmiş eylemleri ne olursa olsun sanki kendisine özel bir akıl bahşedilmiş sanan insanlarla dolu...
Onları izlediğinizde içinize bir ferahlık geliyor:)). Ne kadar güzel; tek kelimeyle hayatı çözmüşler.
Bir düşünün 70000 yıllık insanın soyut düşünebilme tarihinde Konfüçyüs'un, Budha'nın, Socrates'in, Hayyam'ın, Farabi'nin, İbni Sina'nın, Descartes'in, Kant'ın, Nietzsche'nin çözemediği hayatı çözmüşler. Hani ilk soyut düşünce tarihine de baktığınızda: İnsanların ilk kez orada olmayan bir şeye (tanrılara, mitlere, ortak amaçlara) inanmaya başladıklarını görüyorsunuz. Yani bugün cep telefonu ve araç kullanan insandan da pek bi farkı yok aslında.. Ortalık ya dinle ya da bir görüşle ayrımcılık yapan, bilim yerine hurafelere inanan ya da ortak amaç adı altında kendini belli çıkar gruplarına dahil ederek güvende sanan insanlarla dolu.
Her yer kendini sev, kendini anla, anı yaşa saçmalıklarıyla dolu.. Bir o kadar da yalnız.. Bunun sonu Narsist bir yaklaşımdan başka bir şey değil. Hatta kendi soyunu ayrıcalıklarla donatan, cunta liderliklerini de sürdürmeye çalışan, hali hazırda yaşayan bir sürü ülke ve lider mevcut. Literatürde yok ama ben buna uzun zamandır bir isim verdim. 'TOHUM SENDROMU'. Halk içinde de herkesin kendi çocuğunu bir yüceltme hastalığı. Aslında bu çocuklarını sevdiklerinden değil. Kendilerine hayranlıklarından. Bırakın A
llah aşkına şu kendini sevme, canım benim kendim, ben ne hissediyorsam, ne düşünüyorsam hayat dediğin bu saçmalıklarını.. Bir de mantık silsilesine büründürüp bir sürü düşünürden laflar felan.. İnsanız; bırakın birey olarak farklı olmayı, toplumlar tarih içerisinde aynı koşullarda, aynı zulmü aynı şekilde yüz yıllardır yaşayıp duruyorlar...
Kendi içinde böyleyken; diğer taraftan toplum meydanına çıktığında birey alabildiğine yalnız ve körü körüne bir aidiyet hissine muhtaç. Erich Fromm'un meşhur Özgürlükten Kaçış teorisinde belirttiği gibi; insan için özgürlük aynı zamanda ağır bir sorumluluktur. Ekonomik veya sosyal kriz dönemlerinde bu sorumluluk taşınmaz hale geldiğinde, kitleler özgürlüklerini seve seve otoriter bir güce teslim edip onun gölgesinde güven aramaya meyleder. İnsan rasyonel bir varlık olmaktan ziyade, duygusal kararlarına mantıklı kılıflar uydurmaya çalışan bir varlık. Akıl ve bilim bize gerçeği söyler; ancak korku, yalnızlık ve belirsizlik insanı en ilkel hayatta kalma refleksine 'yani bir "sürünün ve güçlü bir çobanın" arkasına sığınmaya' iter. Belki de bugün dünyadaki eğilim, bilimin yetersizliği değil, insanın kendini garantiye alma sevdasının ki yok öyle bir dünya, psikolojik güvensizliğinin bir sonucudur. Hele hele açlığın, yokluğun, çocuk cinayetlerinin sürdüğü bir dünyada..
Ve kabilecilik. İnsanlık tarihinin en eski duygularından biri. Biz ve onlar ayrımı aynı ilkelliğiyle hiçbir zaman yok olmadı. Kişi, liderinin hatalarını veya mantıksızlığını görse bile, "karşı kabileye" yenilmemek adına kendi liderini körü körüne savunmaya devam ediyor. İşte bunun adı da özgürlükten kaçış. Özgürlüğün insana ağır gelmesi, özgürlüğün riskli oluşu, özgürlüğün bilinmezliklerle dolu oluşu, özgürlüğün irade, emek, çaba gerektirmesi. Bu değil mi insan olabilmenin farkı.
Tarih, çok büyük askeri dehalarla (Napolyon, Büyük İskender, Sezar vb.) veya büyük ideolojik devrimcilerle (Lenin, Mao vb.) doludur. Ancak bu liderlerin neredeyse tamamı, kazandıkları askeri veya siyasi gücü ya kendi imparatorluklarını kurmak için ya da otoriter bir tek adam/cunta rejimi inşa etmek için kullanmışlardır.
Ancak içlerinde biri var ki, 19 Mayısta Paşalığı bırakıp, (Bir düşünün siz bir iş yerinde CEO'sunuz, bir makamınız, bir namınız var.. Bugün değil paşalık, aç kalma pahasına bulundukları konumu bişey sanan ve körü körüne hiç de saygıdeğer olmayan insanlara biat eden, ruhunu satmış milyarlarca insan var) yoktan başlayarak; Askeri bir zaferle kurduğu devleti, tamamen rasyonel, bilimsel ve kalıcı bir sivil hukuka, modern bir cumhuriyete dönüştürme hızı ve bunu yaparken gücü şahsında değil, topluma veren biri. "Körü körüne lider cuntasını kabul etme" eğiliminin panzehiri Atatürk'ün şu vizyonudur: Atatürk dogma bırakmamıştır. Onun şu sözü dünya tarihinde hiçbir liderde göremeyeceğiniz bir özeleştiridir: "Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin." Yalandan ve silik değil de gerçekten bir ömür yaşayacaksak; Özgürlük şart ve insan olmak bunu gerektirir.