Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Cezmi YURTSEVER
Cezmi YURTSEVER
01 Ekim 2012 Pazartesi
ANAVARZA’DA ARKEOLOJİK KAZILAR BAŞLADI

-Tarihte Kilikya olarak isimlendirilen Çukurova"nın en büyük antik kenti sayılan Anavarza"da arkeolojik kazılar başladı.

    -Anavarza kazılarından sonra tarihi Karataş-Magarsus antik kent kazımsının da başlaması gerekiyor.

 

     Dağlar ve nehirler arasında uzayıp giden Çukurova"nın orta yerinde yer kabuğu çatlamış…Zamanla yükselerek tepe ve dağ olmuş. Ova"nın ortasında yere uzanarak yatan bir deve misali tepelik ve dağlık arazi üzerinde insanoğlu  tarihinin en önemli eserlerini inşa etmiş, Adına Anavarza denilen ve batılı kaynaklarda “Anazarbus” olarak isimlendirilen bu tarihi yapının 2 bin yıllık hikayesi görenleri araştıranları derin derin düşündürür.

    Havanın açık olduğu bir günde Anavarza"yı görmek isteyenler sahtan akşama kadar nerede ise bir gün boyunca gezmek ve dolaşmak durumundadır Anavarza"yı…  Anavarza kalesinin oturum alanının yer aldığı tepeler arasında bulunan “Ali kesiği” içinden yol geçer. Ve kaya üzerinde bir ok işareti vardır, gidiş yönünü gösterir. 

    Anavarza"ya yaklaşıldığında önce dağ üzerine oturan heybetli kale  görüntüsü insanı karşılar. Ve eteğinde uzayıp giden sur duvarları içindeki tarihi kentin görüntüsü.  Sur duvarları üzerinde Latince ve Arapça kitabeler (yazıtlar) buraya hakim olan devletlerin de isimlerini yansıtır.

    Anavarza antik  kentin yer aldığı Dilekkaya köyü içine gezintiye çıkılırsa yılardır aynı yerde bekçilik görevi yapan Hatun Dilci"nin evinin  bitişiğindeki sütun, heykel ve mezar örnekleri bulunan taş eserler dikkati çeker. Ama hepsinden de önemlisi Hatun Dilci"nin evinin avlusunda inşaat azısı esnasında toprak altından tesadüfen çıkan  ve adına da Tetis mozayiği denilen şekil insan hayatını kısaca anlatır:  “Dünya güzeli tanrıça, dalgın bakışları ile sevgilisini seyreder. Ve kavuşmak ister.  Ancak onun sevgisini kıskanan bir başkası sevgililerin kavuşmasını engellemek için ve de kin ve intikam duygularıyla ağzından ateşler ve zehirler saçan korkutan ürküten bir ejderhayı sevenlerin arasına gönderir, onların kavuşmasını engeller”…Görüntü böyledir, mozayiğin. Serlerin kavuşmasını engelleyen fitne ve fesat peşinde olan şeytanlar kötü insanlar hayatın her anında vardır. Ve insanı en güzel anında arkadan  bıçak saplayarak öldürmek veya aralarını bozmak için ejder adı verilen zehirli yılanlar gönderirler.  Bahsi geçen mozayik, MS 5 yüzyılda zengin bir insanın villasının zeminine yerleştirilen bir tablodur aslında, hayatın da sırlarını yansıtan. Sevinçleri ve acıları ve de felaketleri…

    Az ilerde antik kentin ana giriş kapısı veya bir zamanlar ihtişamlı Roma"nın Zafer Kapısının ayakta kalan son kısmı ila karşı karşıya gelirsiniz.  Tarihi kaynaklara göre MÖ 19 yılında Roma İmparatoru Augustus  ordusu il birlikte ihtişamlı bir şekilde Anavarza"ya girmiştir. Zafer kapısı, nice hükümdarların orduları ile kente girişine tanıklık etmişti. Ama günümüzde ayakta kalması zor yer yer yıkılmış bir  halde görüntüsü insana hüzün veriyor. Zafer kapısının duvarları üzerinde ve saçaklarındaki taşlarda kırık çizgiler yaşanan deprem dalgalarının eseri olsa gerek.  MÖ I. Yüzyılda kurulan ve gelişmeye başlayan Anavarza Kilikya olarak isimlendirilen coğrafyanın Romalılar döneminde Metropol kenti olarak gelişmiş, parlak bir yerleşim birimi olmuş. Kilikya bölgesinin tarım ve ticaret aynı zamanda olimpiyat merkezide olmuş. Yavaş adımlarla Alikesiği denilen yere yaklaşıldığında sağ tarafta kayaların peynir gibi kesildiği ve önündeki düz alanın da hipodrom olarak kullanıldığını anlıyorsunuz.  At yarışlarının, güreşçilerin, okçuların kıyasıya mücadele ettiği, alkışlandığı bir yerdi burası.  Yenilenler için bazen aşağı inen hükümdarın baş parmağı  ölümle sonuçlanan bir trajedinin insanların gözleri önünde yaşanmasını sağlıyordu.

    Kaleye tırmanmak için kayalar üzerinde buluna taş merdivenlerden yürümek insanı terletebilir. Ancak ilk basamaklara adım atıldığında birkaç ilerde belki 5 veya 10 bin kişinin aynı anda tiyatro seyre ettiği tarihi yapının duvarları ve sahnesi gözünüzün önünde canlanır. İnsanlar burada toplandılar, kentin sorunları konuşuldu, tartışıldı… Bazen da tiyatro gösterisi yapanlar aynı sahnede hayatın bir anını şarkılarla, sözlerle gözyaşları ile anlattılar insanlara...

    Kaleye doğru tırmanış ve ilk giriş kapısına varma anında hissedilen rahatlama ve arkasından tepe üzerinden batıya doğru uzanan antik kenti seyretme insana doyumsuz heyecan verir.  Etrafınızda ayakta kalabilen sur duvarları ve askerlerin yürüyüş yaptığı merdivenler hala sapasağlamdır ve geçen zamana direnmektedir.  Ama tepenin orta yerinde çatısı çökmüş görüntüsünden de kilise olduğu anlaşılan yapının yanına varıldığında  Ermeni yazısı bulunan taş parçaları dikkat çeker. 1905 yılında İngiliz araştırmacı Gertrude Bell, aynı yere geldiğinde ve de kilisenin fotoğrafını çektiğinde çatısı sağlamdı, Ermenice yazılar da yerinde duruyordu, aradan geçen yüzyılı aşkın zaman sonrasında yağmur sel ve biriz da insanların tahribata sonucu kilisenin çatısının ve duvarlarının çökmüş hali dikkat çekiyor.

Ve tepenin üzerinde uzayıp giren kalenin savunması en güçlü yapıları görülebiliyor… Bir zamanlar kentin tanrılar evi ve hükümdar sarayı denilen AKROPOL burada idi.  Hükümdar sarayını andıran yapının duvarları üzerinde bulunan Latince kitabe (yazıt) geçen zamana inat yerinde duruyor ve kendisini okuyup çözeceklere seslenmek istiyor.

    Anavarza kalesinin üzerinde ayakta ve dört bir yana bakıldığında Çukurova"nın dört bir yanı, yakında bulunan Toprakkale, Yılarale, Tumlu kalesi, Sis (Kozan) kalesi rahatlıkla görülebildiği gibi Torosdağlarının da izlenmesi mümkün olabiliyor.  Romalılar zamanında Anavarza"ya inşa edenler ve geliştirenler  ticaret yollarının kavşak yeri olmasını sağlamışlardı.

    Anavarza antik kentinin batı yönünde uzayıp giden sur duvarlarını aralayan tarihi kapıdan içer girdiğinizde farklı bir dünyanın içinde bulunuyorsunuz. Dikenler ve çalılar arasında yere yatmış, kısmen de toprak altında bulunan iri sütun parçaları burasının kent merkezindeki Agora (çarşı) ve sütunlu yol olduğunu hatırlatıyor.  Etrafta ayakta kalma savaşı veren kilise ve hamam kalıntıları ile binalardan arta kalan son parçalar görülebiliyor. Doğu kısmındaki sur duvarları yakınında bulunan hamam kalıntısının 1.5, 2 metreyi bulan duvarları ve burada kullanılan kırmızı renkli kiremit  ve demir parçalarının o dönemde inşa teknolojisinin ne kadar geliştiği hakkında fikir verebiliyor.

    Ve antik kentin doğu sur duvarlarına yakın yerde ayakta kalma savaşı veren su kemerlerinin birbiri peşi sıra bir çizgi boyunca ilerleyen görüntüsü. Su kemerinin ayakları kente su taşıyan bir kanal veya ırmak görevi yapıyordu.  25-30 km kuzeydeki Sunbas suyunun kaynağı olan Alapınar veya Kozan kalesinin güney eteğindeki tepelik alanda bulunan Hamam köyü ve Tılan yöresinden alınan sular kemerler üzerinde yol alan kanallar vasıtası ile Anavarza"ya ulaşıyordu.  İnsanoğlu günümüzden 2 bin veya 1500 sene öncesi Torosdağları eteklerinden kemer kanal sistemi ile kilometrelerce uzaklıktan suları akış yönünde hareket ettirerek Anavarzaya ulaştırmıştı.  Kanalın kente ulaştığı yerde bulunan değirmen ve hamam harabeleri hep o günlerin eseri idi.

…………………….

 

 

Bu yazı toplam 16516 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0125
Güneydoğu Haber