Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Cezmi YURTSEVER
Cezmi YURTSEVER
16 Haziran 2009 Salı
15 Bin Türk Askerinin Mısır’da Gözleri Nasıl Kör Edildi

-Türk Tarih Kurumu kütüphanesine Eylül 2008 içinde ziyarette bulundum. Ve 26 Mayıs 1921 tarihinde gerçekleşen TBMM toplankısının kayıt belgelerinin Osmanlıca aslını gördüm.

-Edirne milletvekilleri Mısır"daki 15 bin Türk askerinin gözlerinin kör edilmesi olayını gündeme getirmiş tartışmaya açmışlardı.

-Toplantı sonunda gerçekler bilindiği halde dosya kapatıldı, unutulmaya bırakıldı.Buna rağmen yaşanan gerçekler ürkütücü idi.

12 Eylül 2008 Çarşamba…

Bir gün önce (11 Eylül) Salı günü gece yarısı 24"ü gösterirken Adana şehir merkezindeki Lider Adana Otobüsü ile Ankara"ya gitmek üzere yola çıktım. Gece bir yarısı, ortalık zifiri karanlık. Çukurovanın üzerine düşen karanlığı aydınlatan elektrik lambalarının saçtığı ışıklar da olmasa insan her şeyin ortadan kalktığını hayatın anlamsızlaştığını düşünüyor. Karanlığı aydınlatan güneş ışıkları ne kadar önemli.

Gülekboğazı, Toros geçitleri, Pozantı ve Ulukışla üzerinden Konya ovasının bitmeyen düzlüklerini izleyerek giden otobüs"ün seslerinden başka bir şey kulaklara yansımıyor. Bir an için koltuğu arkaya yaslayarak başımı yana eğdim ve uyuya kalmışım. Ve saatler geçti.

Otobüs durduğunda gözlerimi açtım. Ankara"ya sabahın ilk ışıkları ile birlikte gelmiştim. Ve o gün tarihler 12 Eylül Çarşambayı gösteriyordu. Aynı günü öğleden sonra saat 15.00"de siyasi yönü olan bir parti lideri ile görüşme yapacaktım. Ankara"da zamanı boşa harcamamak için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Metro treni ile şehir merkezine gitmeyi, ana caddede dolaşmayı, kitapçıları ve mümkün olursa Türk Tarih Kurumuna bir uğramayı çıkan yayınları görmek istedim. Kızılay meydanı, kuzeye doğru Ulus"a giden ana cadde. Dükkan vitrinlerindeki görüntüler, Zafer çarşısının kitapçıları ve yakınlardaki DTCF"nin bahçesinde bulunan Mimar Sinan heykeli… Simitçiler, gazete bayisinde insanların alışverişi ve yakınlarda bulunan Türk Tarih Kurumunun binasını buldum. Kapıdan içeri girdim. Ve kütüphane kısmına geçtim. Görevli memurlar kibar insanlardı. Öncelikle Adana"dan geldiğim için kataloglarda “Adana” ve “Kilikya” yazan kitapların isimlerini taramak istedim. İngiliz gezgini John Davies"in “ Asya Türkiyesinde Hayat” (Life in Asiatic Turkey) kitabını buldum. Kısa sürede masamın üzerine getirildi. Sayfalarını açtım. 1870"li yıllarda Adana"ya da gelen Davis"in kitabında yer alan gravür görüntülerinden Çukurova ve Adana ile ilgili olanlarına dikkatle ve heyecanla baktım. İr an için ayağa kalktım. Kütüphanede hangi tür yayınlar vardı görmek istemiştim. Rafların üzerinde siyah ciltli kalın kitapları gördüm. TBMM Zabıt Ceridesi yazısı bulunan bu kitaplar ilgili çekti. Ve o an için kulaklarım çınladı: “İnternet ortamında sık sık mail olarak da gelen bir konu vardı. Mayıs 1921 tarihinde 15 bin Türk esir askerinin Mısır"daki esir kamplarında krizol banyosuna sokularak gözlerinin kör edildiği” olayı yaşamış bir askerin hatırasına dayanılarak açıklanıyordu. Bu olay doğru muydu? Zabıt Ceridesi ciltleri içinde 1921 yılı ve mayıs ayına ait olanını buldum. Elimle raftan indirdim. Masanın üzerine koydum. Sayfalarını araladım. Ve 27 Mayıs 1921 tarihli TBMM oturumunda Edirne Mebusu Mehmet Şeref Bey ve yine bir başka Edirne Mebusu Faik Bey"in ortaklaşa olarak sundukları “Takrir” (gündem konusu) yazı metnini gördüm. Her iki milletvekili de Malta sürgününe katılanlara yapılan zulüm baskı ve işkenceleri gündeme getiren ifadeler kullanıyor, İngiliz yönetimini de sert bir dille suçluyordu. Ancak Latinceye de çevrilen belgenin içinde yer alan şu sözler zihnimde fırtınalar estirdi, şimşekler çaktı:

“…Mısır"da bililtizam (gerek görülerek) İngilizin tadhiratı fenniye (fenni temizlik) bahanesiyle miktarı muayyeninden fazla (yeteri kadarından fazla) Krizol (crisol= cerasol) banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri on beş bin evladının üzerinde irtikab edilen (uygulanan) bu cinayetin müteammit failleri (cinayetleri gerçekleştiren) olan İngiliz tabibleriyle garnizon kumandan ve zabitlerinin tercim edilmesini de ilave eyleriz. 27 Mayıs 1337 (1920). Edirne Mebusu -Mehmed Şeref, Edirne Mebusu-Faik”…

TBMM"deki aynı günkü yazılı soru önergesinin tartışması esnasında Mehmet Şeref Bey kendisinin Malta"ya sürgün gidenler arasında bulunduğunu da açıklıyordu. Ama bu konu gündeme getirilirken yaşanan olayları destekleyecek bilgilere de yer veren açıklamalar zabıt kayıtlarına yansımıştı:

“… İngilizler bizi Malta"ya götürdükleri vakit yapmadıkları şenaat (kötülük) kalmadı. Efendiler, bize orada verdikleri eti oraya iltica etmiş (sığınmış) olan Rus mültecilerin önünde- İşte Faik Bey de şahittir- Marko adındaki bir köpeğe verdik, yemeğe tenezzül etmedi. Biz aç ve sefil, fakat bütün göğsümüz imanı vatanla, aşk ile dolu olduğu halde kalblerimizi size bağladık geldik. Şimdi de birçok arkadaşlarımızı geliyor. Orada (Malta"da) kalanlar da bu vatanı kurtarmaktan başka bir şey yapmamış olan mazlumlardan ibarettir. Bunların içinde memleketin vilayetlerini idare etmiş, ordularını idare etmiş ve nihayet Ali İhsan Paşa gibi İngilizlere Türk"ün satvetini (cesaretini), İslamın imanını tamamıyla anlatmış kumandanlar var. İşte İngiltere"nin elindeki bunlardır. Sonra resmi vesaikle (belgelerle) ispat ederim ki İstanbul"a mütarekeden sonra gelmiş olan ve Anadolu"nun ve Rumeli"nin, bu vatanın namusunu müdafaa eden (savunan) ve bu vatan için çarpışan çocukları İngiliz eline esir düştükleri zaman doğrudan doğruya Mısır"a sevk edilmişlerdi (götürülmüşlerdi). Bunları mahsus ihzar edilmiş ( özel olarak hazırlanmış ) bir formüle muzaadı taaffün (temizlik çıkaran) maddeler içlerine boyunlarına kadar sokuluyorlardı…Fakat Türk çocuğu oraya gelince İngiliz neferi başına dikiliyor ve süngüsünü uzatınca zavallı yavrucuk başını içeri çekiyor ve iki gözü kör oluyordu. İngilizler böylece on beş Türk"ün gözünü çıkarmışlardır (Kahrolsun sadaları).

Sabrediniz efendim ve bunlar mütarekeden sonra birbirinin eteğini tutarak İstanbul sokaklarında gezerken kendilerini gören İngilizler bunun pek feci bir manzara teşkil ettiğinden naşi (dolayı) resmen Harbiye Nezaretine müracaat etmişlerdir ve kaydı da İstanbul Harbiye Nezaretinde mevcuttur.

Şimdi orada bulunan bu biçarelerin bizlere yazdığı mektubu okursam sözlerimin şaühidi olur. Mazlum bir Binbaşı ailesinin İstanbul"dan bana yazdığı mektup ne kadar acıklı. Bu aile dört evladı ile beraber bugün İstanbul"da sürünüyor.Çünkü İstanbul"da namus denince midesinde iştiha arayan ve vicdan denince kesesinde paradan başka bir şey düşünmeyen bir şerzime-i kaile (çıkar çevreleri-işbirlikçiler) var. Bunlara bakacak, hallerine ağlayacak, bunlar için inleyecek inleyecek kimse yok. Çünkü İslamın ve Türk"ün bütün namusu ve fazileti burada temessül etmiş, tescil etmiş onu da siz temsil ediyorsunuz ve bunları da siz düşüneceksiniz!”.

1921 yılı Mayıs ayı içinde Edirne mebusları (milletvekilleri) Mehmed Şeref ve Faik Beylerin ortaklaşa olarak B.M.M Riyaseti Celilesine ( Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına) sözleriyle yazılı olarak sundukları takrir (soru önergesi) aynı zamanda milli mücadelenin de lideri olan Mustafa Kemal Paşa"nın huzuruna sunulmuştu. Mısır"da feniz temizlik bahanesiyle su tanklarına “krizol” (cerasol) maddesi karıştırılarak gözleri kör edilen vatan evlatlarına bu uygulamayı yapan “savaş suçu işleyenlere” karşı TBMM"nin ceza yaptırımı içeren bir tepki gösterilmesi istenmişti. Bahsi geçen konunun tanığı Mustafa Kemal Paşa, acı gerçeği duymasına, bilmesine rağmen ellerini şakağına dayadı. Derin derin düşündü. “Ne yapabilirdi ki!”…

1921 yılı mayıs ayı içinde Anadolu bir baştan bir başa düşman askerlerinin işgali, iç isyanlar, işbirlikçilerin sergiledikleri olaylar yüzünden harabeye dönmüş bir ülke görünümündeydi. Değil, mısır"da Büyük Savaş esnasında esir düşen vatan evlatlarına uygulanan gözlerini kör etme olayının hesabını sormak, milli mücadelenin kalbi olan Ankara"yı bile korumanın zor olduğu biliniyordu. Yunan ordusu Sakarya nehri kıyılarından içeri sarkarak Bursa-Eskişehir yöresine kadar gelmiş, Ankara Polatlı yakınlarından top sesleri duyuluyordu. Düşman askerlerinin Ankara"ya gelmesi halinde yapacakları ilk işin Mustafa kemal"i yakalayarak “idam etmek” ve milli mücadeleyi kendi merkezinde yok etmek olduğu da biliniyordu. Bu şartlar altında 27 Mayıs 1921 tarihinde gündeme getirilen “Mısır"daki esir kamplarında 15 bin Türk askerinin cerasol katkılı su havuzlarında/tanklarında zorla banyo yaptırılarak gözlerinin kör edilmesi olayı gündeme getirildiği gün üzeri kapatılmak zorunda kalınmıştı!”. Bir başka gün ve bir başka anda birilerinin tarihin üzerindeki örtüyü kaldırmasına kadar…

Bu bilgileri elde ettikten sonra Tarih Kurumu"nun Kütüphane salonundaki raflarda bulunan TBMM Zabıt Ceride ciltlerinin başka bir örneğini de gördüm. Eli attığımda ciltler içindeki kağıtların “Osmanlıca” yazılı olduğunu gördüm. 1921 yılı mayıs ayına ait olanının içinden 27 mayıs günü oturumla ilgili olan sayfayı buldum. Gözlerim belge içindeki Edirne Mebusları Mehmed Şeref Bey ve Faik Bey"in isimlerine takıldı. Zamanım sınırlı idi. Vakti öğleye doğru 12"ye yaklaşıyordu. TBMM Zabıt ceridelerinin Latince ve Osmanlıca örneklerini gösteren ilgili ciltlerini alarak görevli memurun yanına vardım. “-Bana bu sayfaların lütfen fotokopisini verir misiniz” dedim. İsteğim kabul olundu. Ve kopyalarını aldım. Sevinçten uçuyordum. İnsanlık tarihinde saklanan bir olayın bir savaş suçunun belgeleri elimde idi.

Ayrıntılar: www.cezmiyurtsever.com "dadır

Bu yazı toplam 14291 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -7.6567
Güneydoğu Haber