Bir seher vaktiydi mahur gözlere yağdı ateş ve sabahı karşıladı kör şarapnellerin kulakları sağır eden gürültülü patlamaları…

 

Gün kızıldı ve günahsızlar kızıllığa mahkum… gün karanlıktı ve imanını yoldaş alabilenler şanslı!

 

Aydınlığa doğru yürüdü buruk kalpler, uykusuz, susuz, elektiriksiz,yataksız,evsiz,korumasız…

 

Kucağında ölüm vardı Gazze” nin, insanlığınsa haber bültenlerinde saniyelik geçişlerle seyretme lüksü!

 

Gece utanıyor, dağlar, taşlar inliyor zulümden,iblisin soysuz gazabı,kini,merhametsiz vahşeti gök semada inliyor…

 

“”Bu gece son…”"

 

“”Bu gece son!…”" diyor anneler duvar diplerindeki şehla bakışlı yavrularına

 

Bu gece son…

 

Hangi sıcak yatak, hangi korunmuş sığınak körelmiş vicdanının sesini kesti,hangi yurt senin için emin ve ateşten uzaktı,hangi yürek gördü de görmezlikten geldi…gösterilenler buzlu camlar ardında silik silüetler gibi ruhunu da alıp gitti!

 

Kıvrık saçlarının gölgesinde, ateşi annesinin cansız bedeninin yanı başında taşıyan bir masumun titrek dudaklarındaki nida kadar olamayan hangi vicdan susup oturuyor, çaresizce bekliyor !

 

“”Bu gece son”"

 

“”Bu gün son “” diyor anneler…

 

Bir nefeslik ruhlarda, bomba seslerinin bebek seslerine karıştığı Gazze sokakları uğruna dudaklarında aşk ile vecd ile merhamet ile..milli, insani, vicdani, ahlaki ve dini sorumlulukla bir fatiha” yül evvel yolla umuda…