İnsanın karşısında hazineleri örtecek, mücevherleri gizleyecek bir engeli vardır: Ülfet perdesi. Yani sürekli gördüğü, yaşadığı, kendini içindeki alışkanlığına bağlı olarak zamanla “sıradanlaştırması”…

 

Dünya harika olaylarla doludur. Gözün görmesi, kulağın duyması, ceninin oluşumu, gelişimi ve doğumu; yağmur yüklü bulutlarla güneşin her gün doğup batması gibi sıradan olmayan; canlılığını, güzelliğini, özelliğini, tazeliğini sürekli koruyan binlerce hatta milyonlarca olaya şahit oluruz her gün. Kimi insanlar bu fiziki gerçeklerin ötesine geçemezken, kimileri bunlarla varlığın gizemini çözer. Çözer ama ülfet perdesine takılmadan o harikaları tekrar tekrar görmek ve ilahi güzelliğe ulaşmak; zindelik ister, tefekkür ister, bakışlarda tazelik ister…

 

Ülfet perdesini kaldırabilecek en önemli etken tefekkür etmektir. Tefekkür, “Yaşadığımızı değil, yaşatıldığımızı unutmamak.”tır. Başka bir ifadeyle “Yaşatıldığımızı düşünerek yaşamak.”tır… Dahası sadece bizim değil çevremizin, dünyanın ve bütün âlemin varlıklarını “öylesine” sürmekte olmadığını görüp; bir plan, hikmet ve güzellik içinde “sürdürüldüğünü” daima hatırda tutmaya çalışmaktır.

 

Sonuç itibariyle; en küçük varlıktan en büyüğüne; en ilgili olduğumuz olaydan en dışında gibi görünen olaylara varıncaya kadar hepsi bakanları ilahi güzelliğe götüren birer manevi “mücevher” değerinde olan harikalara ve harikalıklara bakışımız “eskimemeli”, tefekkürle daima onların eskimeyen güzelliklerine muhatap oluşumuzu devam ettirmeliyiz.

 

Yaradan yarattığı her bir zerrede muazzam bir donanım ve estetik göstermekte görmek isteyen gözlerle farkındalık eşiğini yükseltebilmiş kullarından olabilmek duasıyla…