Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Serdar AYDIN
Serdar AYDIN
30 Ocak 2017 Pazartesi 17:15
Fyodor Mihayloviç DOSTOYEVSKİ; İki ruh tek beden…

“11 Kasım 1921’de Moskova’da doğdu.” Öfkeli, alkolik, kumar düşkünü, sürekli karısını aşağılayan ama onun ölümünden sonra yaşamak istemeyen, askeri cerrah bir baba ile hayatı hep alttan alma, anlamlı susmalar ve tüberkülozla geçen içli, mazlum, cefakâr bir annenin altı çocuğundan ikincisidir Dostoyevski… Öfkesini, kumar alışkanlığını ve daha başka süfli alışkanlıkları arasında neler varsa babasına, insan ruhunun kuytu sessizliklerini, iç kavgaları karşısındaki sükûtunu, yaşamın sürprizlerine tokgözlü bir aşinalıkla boyun eğişini, merhametinin tüm renklerini ruhunda sergileme yetisini, annesine ve hikâyelerinin ve kahramanlarının zihnine düşen gölgelerini; babasının görev yaptığı “Mariinskiy Hastanesi'nde” geçirdiği günlere borçludur.Babasına hep öfkeliydi, annesine ise mesafeli…Nerden bilecekti bu iki zıt karakterden ruhundaki karanlık oyukların, sayısız mağaraların duvarlarına, onlarca unutulmaz resimler kazınacak! Ve bu resimler onun hafızasından kalbine, kalbinde kalemine, oradan milyonlarca dünya insanının baş tacı ettiği kitaplara dönüşecek.

 

İşte içinde büyüdüğü bu aile yüzünden “Dostoyevski, 19. Yüzyılın en karanlık ve insana küskün yazarlarından biridir.”Bir tek olumlu kahramanı yoktur. Nastasya Filipovna, Sonya gibi birkaç istisna dışında (ki onlar da birer figür olarak yer alır romanlarda) “kadın kahramanı” da yoktur.

 

***

 

Dostoyevski ilk kitabı “İnsancıklar’ı” yazdığı 1846 yılına kadar, Saint Simon ekolüne yakın bir sosyalist düşünceyi benimsiyordu. Çar I. Nikola’nın “istibdat” yönetimini kabul etmiyor ve tepki olarak, ezilen halktan yana, küçük memurun düştüğü zavallılıkları anlatan öyküler, uzun öyküler (pavest) ve romanlar yazıyordu.Petraçevski ayaklanmasının” başarısızlıkla bitmesiyle birlikte arkadaşlarıyla birlikte “Semyenovski meydanında” kurşuna dizilmeye götürüldü. Altışar kişilik sıralar halinde ayrılıp, kurşuna dizmek üzere gözler bağlı biçimde kazıklara bağlandıklarında, Dostoyevski ikinci sekizli gurup içindeydi.Çar I. Nikola’nın af mektubunu taşıyan subayın gelişiyle birlikte infaz durur.

 

Dostoyevski ve arkadaşları Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Cezalarını bir maden ocağında çekmeye mahkûm edilirler.Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan ”Omsk Cezaevi'ne” gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi.

 

Onun hayatı üzerine yoğunlaşan yazarlar, Dostoyevski’nin hayatında ikinci büyük travma ya da kişiliğini yontan olay olarak, idam cezasından son anda (af edilerek) kurtulmasını not ederler.“Budala”romanında bu bölüme benzer bir sahneyi anlatmıştır yıllar sonra.

 

***

 

Sibirya’daki sürgün yıllarından sonra, 1857 yılında ilk karısı“Mariya Dmitriyevna İsayeva” ile evlendi. Beş yıl boyunca asker olarak görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında mahkûmiyeti bitti ve Petersburg'a yerleşti. İşte bundan sonra üretken yılları başladı Fyodor Dostoyevski’nin. Önce “Ezilenler” (1861) sonrasında, “Ölüler Evinden Anılar” (1862) kitaplarını yayınladı. Kardeşiyle birlikte iki dergi teşebbüsü oldu. Arkasından hayatının ve sanatçı kişiliğinin en önemli üçüncü olayı diyeceğimiz “Avrupa Seyahatine” çıktı. En olgun eserleri bu dönemde ortaya çıktı. Babasının ölümüyle başlayan “sara nöbetleri” sıklaşmaya, kumar borçları artmaya, huzursuzluğu, mutsuzluğu ve huysuzluğu etrafındakileri bunaltmaya başlamıştı ki; Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz gibi şah eserleri ortaya çıkmaya başladı. Arkasından Budala, Ebedi Koca ve Ecinniler geldi.Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısının vefatından sonra sekreteri “Anna Grigoriyevna Snitkina” ile evlendi. Yeniden kumarhanelerde sabahlanan günler, artan kumar borçları arasında Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Kızı fazla yaşayamadı, doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski’nin bunalımlarına, travmalarına bir yenisi daha eklendi, bu yüzden büyük bir sarsıntı daha geçirdi. Delikanlı’yı 1875’te, Bir Yazarın Günlüğünü 1876’da kaleme aldı. Ustalık döneminin son eseri “Karamazov Kardeşler”oldu, “Bir Büyük Günahkârın Yaşamı” adlı eserine başladı ama, 1881 yılının Ocak ayı onu yaşamdan koparacak rahatsızlıkların başlangıcı oldu. “28 Ocak 1881 günü yaşama veda etti.” Cenazesindeki 30 bin kişilik kalabalık; 136 yıldır dünyada milyonlara ulaştı, tabutuna omuz veremeyenler, kitaplarına ve romanlarındaki karakterlerine gönül verdiler.

 

***

 

Dostoyevski 19.Yüzyılın tartışmasız en büyük edebiyatçılarının başında yer alıyor. Yazdığı her romanında kendi hayatının bir bölümünü anlatan, insan ruhundaki med-cezirleri en ustaca ve sahici tasvir eden bu huzursuz ve mutsuz adam, kütüphanelerimizin en kıymetli eserlerini bıraktı bizlere. Hakkında binlerce makale ve kitap yazıldı. Bunların başında 1923 yılında Fransız yazar Andre Gide’nin kaleme aldığı “Dostoyevski “ isimli kitap vardır. Gide,Dostoyevski’yi eserinde; iki ayrı ruhun tek bir bedendeki kavgası şeklinde tarif ederek şunu yazar Dostoyevski hakkında; “Kendi düşüncelerini dile getirdikten hemen sonra bu düşüncelere sırtını dönen onun gibi bir yazar az görülür. Onun düşüncelerinde hemen hiç kesinlik yoktur; bu düşünceler kişilerine göre değişir demek de yetmez, onlar bir anından bir anına göre de değişir; her jeste göre değişiklik gösterebilir…” (Gide, Dostoyevski)

 

İşte Gide’nin Delikanlı'dan yaptığı bir alıntı: “Gönlüm sözlerle dolu ama söylemesini bilemiyorum. İkiye bölünüyormuşum gibime geliyor. (...) Evet, ikiye bölünüyorum sahiden. (...) Size tıpatıp benzeyen eşiniz yanınızda duruyormuş gibi bir şey bu… ”

 

İşte bu ruhsal salınımlar, gel-gitler benzersiz ve eşsiz kılar onun insan tahlillerini, kişilik anlatımlarını… Adeta bir psikolog yetkinliğinde, ruh hekimi tecrübesinde anlatır olayları ve insanları. İşte tamda buna işaretle, Nietzsche'nin “Psikolojide kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek kişi Dostoyevski'dir...” dediği nakledilir.

 

Dostoyevski; büyük insanların büyük acılar çekmesi gerektiğine, ancak mutsuz olanların öteki mutsuzları anlayabileceğine, aklın ve bilmenin acıları artıracağına inanırdı.

 

Kadınları sadece aşkın uçurumlardan alacağını, mutlu olmanın istekleri azaltmak ya da imkânları zorlamakla mümkün olduğunu iddia ederdi.

 

Bize okunacak onlarca kitap bırakan bu “ıstıraplı ruh” hayatı ağlamak ve gülmekten ibaret diye tarif etti ama kendisi hep birinci bölümde kaldı. Bu kalış zaruri değil iradi idi(!).

 

Onun inanç dünyası, okuyucuları ve sevenleri tarafından çok merak edildi ama hep gölgede kaldı. Ama bu acılı/öfkeli/yalnız yazar;“Allah yoksa ahlakta yok”diyecek kadar da ahlakçı ve cesurdu.

 

Bu dahi yazarın dünyasına girmek için, eserlerinden özellikle şu beş eser; Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler,Kumarbaz, Yeraltından Notlar ve Öteki mutlaka okunmalı…

 

Ve artık sözü ona bırakmalı;“Bil ki ‘mutlu son’ diye bir şey yoktur. Çünkü bir şeyde ‘son’ varsa orada mutluluk yoktur.”

 

Toprağı bol olsun…

Bu yazı toplam 10324 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0112
Güneydoğu Haber