Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Serdar AYDIN
Serdar AYDIN
23 Haziran 2020 Salı 18:29
İNANMAK VE YAPMAK…

“Önemli olan kişinin neye inandığı değil, inandığı şeyin onu ‘ne’ yaptığıdır.” (G.C.Lichtenberg)

 

Yaşamak; bahşedilmiş bir şey, en azından sahip olduğumuz için övünç duyacağımız, caka satacağımız ve onu ne kadar güç bela elde ettiğimiz için hikâyeler yazacağımız, söylevler irâd edeceğimiz bişey değil.

 

Bunun idrakinde olmakta ayrıca insanı ‘bilge’ kılıyor. Şöyle ki; bahşedilen her şeyin bir bahşedene muhtaç olduğunu bilmek, insanı kibir gibi yakıcı ve yanıcı hallerden uzak tutuyor, tevazu gibi sarıcı ve sarmalayıcı şeylere yakın tutuyor.

 

İnsan emeğinin olduğu şeylerde hem kesin kararlı, hem katı ve benmerkezci davranıyor. Çünkü işin içine mülkiyet ve sahiplenme ve bunun ardılı olarakta koruma içgüdüsü devreye giriyor. İşte insanın ‘yakıcı/kıyıcı/yıkıcı’ tabiatı tamda burada çok görünür oluyor. Can yakıyor. Hem de bahşedilmiş bir hayatta…

 

“Din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleriyle en iyiye, en doğruya ve en güzele ulaştıran ilahi bir kanundur.” (DİB, İslam İlmihali, S:21 )

​

Yaşadığımız çağda kuşkusuz en sık rastladığımız problemlerin başında, inançlarımızın davranışlarımızda görünür ol(a)maması. İnandığımız şeylerin bizi iyi insan, kâmil Müslüman kıl(a)maması. Bir şekilde edinilmiş dinî bilgilerle yapmaya çalışıyoruz bunu. Oysa ‘bilmek’ yedeğinde eğer ‘eylemeyi’ de taşıyacaksa; sahih, sürekli, tevarüs eden, tekrar edilen, ilkeleri sabit kalarak ifade şekli yenilenen bir eğitimle Din’i öğrenmek gerek.

 

Din gibi dünyevî/uhrevî hayatın tüm alanlarına sari olmuş bir bilgiler bütünün, alel usül yaz kurslarından, vaiz hikayelerinden, dede-nine anlatılarından, modernite çamuruna bulaşmış ritüellerden neşet etmemesi gerek. Bu şekilde edinilen bilgi davranışlarımızda bir melekeye, disipline elbette dönüş(e)müyor. Bizi ‘kılmıyor’, kandırıyor. Bizi ‘eylemiyor’, eyleşiyor. Krakterimize yerleşmiyor, göçebe kalıyor.

 

Bir diğer atladığımız şey, din/inanç gibi hayat kanunları yaşayan örnekler üzerinden vücut bulur, tam olur. Peygamberlerin gönderilme sebepleri üzerinde yapacağımız küçücük tefekkürler buna esaslı altlıklar inşa eder. Modern tabirle duygu dünyanızı şekillendirecek “rol modeller” şart. İnsanoğlunun bin yıllara sarî tecrübesi bize şunu gösterdi ki; duyduklarımızdan değil, gördüklerimizden krakter yontuyoruz. İnsan ancak başka insanların gölgesinde, terbiyesinde, nezaretinde, eğitiminde yetişebiliyor. O bakımdan da Batı’dan ayrılırız; insan insanın kurdu değil, yurdudur bizde… Ve ancak bir insanın zehrini başka bir insan alır.

 

Fiziki mesafe yerine, sosyal mesafe diyerek giderek seyrekleşen/azalan insan ilişkilerinin bizi getirip bıraktığı yer, inançlarımızın bizi dönüştürememesi. İnandığımız değerlerin üzerimizde görülememesi… Ve bizler üzerinden inançlarımızın sorgulanır oluşu.

 

Tam bir trajedi.

 

Ama unutmamamız gereken bugünkü yaşanılanlar bir sonuç. Ve bunun ilk elden iki temel sebebi var; sahih bilginin özgün edinimi ve örnek modellerin kaybolması.

 

Umarım buna yoğunlaşır “kadim olanın kıdemli olduğunu” idrak ederek yola devam ederiz.

 

Yoksa yeni olanın yedikleri, devirdikleri, eskittiklerinden olmak hepimizin kaderi olacak gibi…

 

 

Bu yazı toplam 44596 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0454
Güneydoğu Haber