Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Serdar AYDIN
Serdar AYDIN
25 Temmuz 2015 Cumartesi 20:33
3S’İN (SESİN) BÜYÜLÜ DÜN

Radyonun babası olarak kabul edilen İtalyan kâşif Guglielmo Marconi 1898 yılında radyonun  İlk kullanımını, gemiden sahile haberleşme için denemişti. O gündür bu gündür radyolardan yükselen, sesin büyüsünün arkasında; okyanusların maviliği, dalgaların enerjisi ve içinde barındırdığı hayatın iyota bulanmış baş döndürücü kokusu vardır…

 

Radyo (bir anlamda) denizden gelen, karaya ulaşandır.

 

Sahibinin, kâşifinin, bulucusunun dileği, ereği, murâdıdır.

 

Boşuna değil, radyodan yükselen her sesle tenimizde; sarı kumsalların ürpertisi, ruhumuzda;  güneşin saçlarının dokunuşu ve kulaklarımızda; martıların seslerinin armoniye dönüşmesi…

 

Zira Guglielmo Marconi o gün denizden karaya, (dilden/kulağa) kıyıda bulunan asistanı Mignani’ye kablosuz telgraf aracılığıyla 3 tane S harfi yolladı.

 

Bu 3S!

Ses…

Sihir…

Sevgi…

 

*****

 

Radyodan çıkan her ses uzayda, boşlukta binlerce sese uğrayıp, her sesin gerisindeki duyguya dokunup, atmosferi selamlayıp, öyle ulaşır kendini bekleyen ‘kıyıda ki’ dinleyiciye.

 

Mignani’mi deseydim yoksa?

 

Bugün aradan geçen 117 yıl sonra bile Anadolu’da ücra bir dağ köyünde mikrofondan çıkan ilk tını S, S, S dir.

 

Düğün salonlarından, cenaze törenlerine o ki mikrofon vardır, cihazın gırtlak ayarı “3S” ile yapılır…

 

Radyo böylesine büyülü, böylesine emsâlsizdir.

 

Duyarak yaşamak değil midir, hayâl edebilmemizin yakut kapılarını açan büyülü anahtar?

 

İnsan kalbi en güzel hayâllerini; resmini, şeklini görmediği ama sesiyle tanışıklığını taçlandırdıklarıyla kurar.

 

Saf hayâl denilen şey, görüntünün inmediği sesin yükseldiği vasatın/vaktin çocuğudur.

 

Hayâl etmek; geleceği kurgulamak/kucaklamaktır.

 

Ve insanın hayâl kurmak için gözlerinden ziyade kulaklarına (Radyo’ya) ihtiyacı vardır, radyodan yükselen büyülü tınıya, sihirli notaya, sese gereksinimi vardır.

 

Radyo o yüzden hep vardır, hep olacaktır!

 

*****

 

Peki, Mignani 3S’i alınca/duyunca ne mi yapmış? Guglielmo Marconi ile anlaştıkları üzere havaya silahıyla ateş açmış.

 

Hedefe değil havaya…

 

Zira bu vurmak için değil duyduğunu duyurmak için “ateş açmak.”

 

Tamam, duydum, sesini aldım, sana; senin kalıbın/vücudun olmadan, kalbinden gelene vakıf oldum, anlamında…

 

Ses’e ses vermektir Mignani’nin yaptığı…

 

Bizimde ruhumuzun ateş etmesidir, radyodan gelen sesin büyülü dünyasına “ritim” tutmamız. Gözlerimizdeki taşan tuzlu okyanus damlalarının yanaklarımıza akması… Kalbimizdeki med-cezirlerin nabızlarımızda erimesi... Sesin sahibiyle kurduğumuz duygudaşlığın Galu Belaya kadar uzanmasıdır…

 

Her ses bir etki bırakır, girdiği kulak merkezli kalp odasında.

 

Radyo, keşfedildiği günden bu yana denizlerden sahile esen sesin “esenlik bildirisidir.”

 

Sevgidir.

 

Radyo, düğmesinin açıldığı her yerde yaşanılan, hissedilendir, vücutsuz var olmanın “ mutlak mucizesidir.”

 

Sihirdir.

 

Radyo, mesafeleri frekanslara yüklediği binlerce ruhla kat eden, kısaltan ve menziline mutlaka ulaşan ”muhteşem muştudur.”

 

Sesdir. 

Bu yazı toplam 20194 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0140
Güneydoğu Haber