BİZ ÇOK KONUŞTUK, AZ YAPTIK!
"Savaş, ölünce değil; düşmanına benzeyince kaybedilir."
Rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in bu sözü, yalnızca Bosna'nın değil, bütün İslam dünyasının önüne konulmuş bir pusulaydı.
Çünkü bir medeniyet, sadece toprak kaybettiğinde değil; ahlakını, adaletini, aile yapısını, eğitim anlayışını ve hayat tasavvurunu kaybettiğinde de yenilmiş olur.
Bugün dönüp kendimize dürüstçe bakmak zorundayız.
Batı'dan almamız gerekenleri değil, almamamız gerekenleri büyük bir iştahla ithal ettik.
Onların bilimini, disiplinini, üretim ahlakını, hukuk anlayışını, araştırma kültürünü, sorgulayan aklını, teknolojiye yaptığı yatırımları örnek almak yerine; dejenere aile yapısını, tüketim çılgınlığını, haz kültürünü, gösterişi, estetik takıntısını, sosyal medyanın bağımlılık üreten yüzünü ve insanın yaratılışına meydan okuyan sapkın anlayışları benimsedik.
Sonra da neden huzurumuzun kaçtığını, neden ailelerin dağıldığını, neden gençlerin umutsuzlaştığını, neden ekonomimizin tökezlediğini konuşmaya başladık.
Oysa mesele yalnızca ekonomi değildir.
Enflasyonun da, adalet krizinin de, eğitimdeki gerilemenin de, liyakat eksikliğinin de, gelir dağılımındaki adaletsizliğin de temelinde aynı zihniyet sorunu yatmaktadır.
Çünkü toplumlar önce zihniyetlerini, sonra kaderlerini inşa eder.
---
İslam dünyasının en büyük sorunu cehalet değildir.
En büyük sorun, bildiğini hayata geçirememesidir.
Ben buna *"eylem açığı"* diyorum.
İnançta söylemin etkisi belki yüzde yirmi beştir; fakat eylemin etkisi yüzde yetmiş beştir.
İnsanları da, toplumları da, medeniyetleri de değiştiren güzel cümleler değil; o cümlelerin ete kemiğe bürünmesidir.
Ne yazık ki son birkaç asırdır konuşmayı çalışmanın, sloganı üretmenin, hamaseti stratejinin yerine koyduk.
Meydanlarımız doldu.
Kürsülerimiz doldu.
Ekranlarımız doldu.
Ama aynı hızla fabrikalarımız dolmadı.
Laboratuvarlarımız dolmadı.
Araştırma merkezlerimiz dolmadı.
Ve bunun bedelini hep birlikte ödedik.
Avrupa matbaayla bilgi üretimini hızlandırırken biz seyrettik.
Sanayi Devrimi dünyayı değiştirirken biz değişimi uzaktan izledik.
Bilim ve teknoloji devletlerin kaderini belirler hâle gelirken, biz çoğu zaman geçmişin ihtişamıyla avunduk.
Tarih ise beklemedi.
Çünkü tarih, geciken toplumları affetmez.
---
Bugün kullandığımız teknolojilerin büyük kısmı başkalarının eseridir.
Yazılımından ilacına, çipinden uçağına kadar pek çok alanda tüketen bir toplum hâline geldik.
Oysa üretemeyen toplumlar yalnızca ekonomik olarak değil; siyasi, kültürel ve stratejik olarak da başkalarına bağımlı hâle gelir.
Peki nerede hata yaptık?
Matematiği ihmal ettik.
Geometriyi ikinci plana attık.
Mantığı ezberin gölgesinde bıraktık.
Yabancı dili küçümsedik.
Meslek eğitimini değersizleştirdik.
Bilgi üretmek yerine bilgi tüketmeyi tercih ettik.
Oysa Kur'an'ın ilk emri "Oku" idi.
Bu emir yalnızca satırları okumayı değil; kâinatı okumayı, düşünmeyi, araştırmayı, üretmeyi ve insanlığa faydalı olmayı emrediyordu.
İlk Müslüman nesiller bunu başardı.
Onlar sadece iman etmediler.
Şehirler kurdular.
Hastaneler inşa ettiler.
Rasathaneler kurdular.
Bilim ürettiler.
Adaleti ayakta tuttular.
Medeniyet inşa ettiler.
Biz ise çoğu zaman onların başarılarını anlatmakla yetindik.
Geçmişle övünmek kolaydır.
Geleceği inşa etmek ise emek ister.
---
Bugün çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlamak zorundayız.
Ezberleyen değil düşünen...
Tüketen değil üreten...
Taklit eden değil keşfeden...
Sadece diploma sahibi değil, değer üreten gençler yetiştirmek zorundayız.
Çünkü dünya artık en çok konuşanları değil, en çok üretenleri dinliyor.
İslam dünyasının ihtiyacı yeni sloganlar değildir.
Yeni fabrikalardır.
Yeni laboratuvarlardır.
Yeni Ar-Ge merkezleridir.
Yeni bilim insanlarıdır.
Yeni mühendislerdir.
Yeni mucitlerdir.
Yeni girişimcilerdir.
Dua eden eller kadar çalışan eller de çoğalmadıkça, yalnızca yakınarak kaybettiğimiz zamanı geri getiremeyiz.
Batı'nın ilmini, disiplinini, hukuk anlayışını, çalışma ahlakını ve üretim gücünü elbette öğrenelim.
Fakat bunu kendi medeniyet değerlerimizden, kendi ahlakımızdan ve kendi köklü hafızamızdan kopmadan yapalım.
Çünkü bize yetecek olan köklerimiz vardır.
Eksik olan, o köklerden yeni filizler vermektir.
Son söz şudur:
Allah çalışanın emeğini zayi etmez.
Tarih ise çalışmayanı affetmez.
Artık konuşmayı azaltıp üretmeyi çoğaltmanın zamanıdır.
Çünkü medeniyet; sloganla değil, alın teriyle...
Hamasi nutuklarla değil, bilimle...
Şikâyetle değil, emekle...
Ve en önemlisi, iyi imanla birlikte iyi ahlak ve doğru eylemle yeniden ayağa kalkacaktır.