Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Remzi DEMİR
Remzi DEMİR
31 Mayıs 2010 Pazartesi
NE İÇİN EĞİTİM?

Bu soruyu en başta ve her şeyden önce sormak gerekir aslında. Yani aklımız başımıza erdiğinde kendimiz için, mesleğimiz için, geleceğimiz için, evleneceksek ya da evlendik çocuk sahibi olacaksak, ailemiz için, çocuklarımız için, dünya için…

     Fakat biz genelde bu soruyu çok sonraları sormayı tercih ederiz. Çoğu zaman da sorma zamanı geldiğinde geç olur ve doğru kararlar vermekte gecikiriz. Peki ne zaman sorulur ki hayatımızda bu soru. Bana kalırsa genelde iki yerde sorarız. Birincisi kendi hayatımız için etrafımızda kimseler de bulamamışsak kendimize lise ya da üniversite ya da bir iş sınavında ya da tercihinde. Ki pek çok yetişkin kadere bırakmıştır ve olaylar tesadüfen gelişmiştir. Sonrası ise toyduk, bilemedik ve keşke vs., keşke vs… şeklinde  gelişmiştir. Tabi şimdi böyle değil. Aileler daha bilinçli ve geleceğe dair eğitim seçeneklerimiz neredeyse tamamen sınava dayalı. Yani çocuklarımız için bu soruyu, istesek de istemesek de, bilinçli olsak da olmasak da belirli tercihler için sormak durumunda kalıyoruz. Şu okula giderse şöyle olur, bu okula giderse böyle olur.

     Ancak yine de temel cevabı kaçırdığımızı ve uğraşlarımızın amacına hizmet etmediğini düşünüyorum. Sistem ne kadar kötü olursa olsun, her şey ne kadar sınavlara bağlı olursa olsun her zaman bir alternatif tercih, yaklaşım, düşünce vardır aslında.

     Bizler ne için eğitim istiyoruz. Para, mutluluk, neşe, statü… Ne kadar da az değil mi hayattan beklentilerimiz. İnsan sıralamaya kalkınca öyle çok uzun cümleler bile kuramıyor. Ne kadar da kısıtlıymış dünyamız… Bu cevaplar yaşadığımız ağır hayat koşullarında daha da sınırlandırabilir, kurabildiğimiz cümleleri neredeyse tek kelimeye de düşürebiliriz. “PARA”… Hepsini karşılar mı acaba gelecekten beklentilerimizin. Bir insan temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa diplomanın, aldığı eğitimin ne önemi var ki. Bırakın önemini o kişi insan mıdır ki?... Buna benzer düşünceler neredeyse herkesin zihnine kazınmış gibi. Genelde 7 den 70 e kabul gören görüşlerin temelinde benzer ana fikirler yatıyor. Ancak ne olursa olsun insan denen değerin bu kadar basit olmaması gerekiyor. İnsanın bu mudur yani? Diyesi geliyor. Ve tabi yaşam biçimlerimize bu fikirler dehşet verici bir tehlikeyi de içten içe sokuyor. Örneklerini pek çok alanda yaşasak ta hala eğitim toplumumuzda saygınlığını koruma çabasında görünüyor. Tekelleşmiş sermayeler belirli grup ya da ailelerde toplanıyor. Bu grup ya da ailelerin eğitim düzeyinin bir önemi yok. Çünkü temelde alınması gereken önlemleri hukuk, çıkarlarını korumak için almış ve zaten okumuş, düşünen, yaratan beyinler de onların çıkarları doğrultusunda düşünüyor ve çalışıyor. Peki her şey böyle devam ederse bundan sonraki aşama ne olur? Muhtemelen alınan eğitimin, verilen emeğin, diplomaların, ayrılan zamanın, paranın da bir anlamı kalmayacak. Çünkü düşünceye, eğitime, emeğe verilmeyen değer bizi dünyada ki insanların kumandası altında bir çeşit yaşam formu sergileyen yaratıklar pozisyonuna düşürecek ve sadece onların bize verdiği imkanlar dahilin de bir yaşam süreceğiz. Zaman içerisinde ne özümüz, ne kültürümüz, ne milletimiz ne de değerlerimizin bir anlamı kalmayacak. Gelişmiş toplumlar da düşüncenin de, emeğin de telifi vardır. Değerlidir, kanunlar bunları korur ve geliştirmeye yöneliktir.

     Bizler bunlar için mi çocuklarımızı her gün bunaltıyoruz. Ders çalış, az puan almışsın, ne biçim evlatsın, ne yaptığını zannediyorsun, sen iki puan fazla al diye tonla para ödüyoruz okullara, dershanelere, özel derslere vs, vs… Bu liste bitmez.

     Geçen Cuma Psikolog Prof. Dr. Acar BALTAŞ Adana"da idi. Özel Okullar Birliği etkinliği dahilinde Adana Kolejinde, Özel Okul yöneticilerine, kuruculara, öğretmenlere bir seminer verdi. İki bölümden oluşan konuşması ve sunumları gerçekten etkileyici ve orada bulunmak keyifli idi. Özü; birincisi öğrencilerimizi gereksiz zorlamalardan kaçınmamız, doğasında var olan olumlu yönlerini zenginleştirmeye çalışmamız, ikincisi ise mutluluk, başarı gibi kavramların mutlak olmadığı asıl olanın çocuklarımızın özsaygısını geliştirmeye yönelik davranılması ve huzuru kazandırmak. Bu gerçekten çok güzel. Öğrenme en büyük insani özelliğimiz ve ilk koşulu huzurdur. Çünkü baskı altında ki bir beyin kapalıdır ve öğrenmekten, çalışmaktan, düşünmekten uzaktır. Özetle ezber sayfalarından öte işlev göremez. Oysa dünya düşünenlerin olacaktır ve bizler insan olarak bu değerli yaşamlarımızı bir defalığına yaşayacağız. Bu nedenle asıl sorulması gereken soru çocuklarımızın nasıl insanlar olmaları gerektiği. Bu sorunun cevabı da onların gelişmeye açık olan beyinlerinde, potansiyellerinde saklı. Özgür olan ve gelişmeye imkan bulabilen beyinler dünyayı var eder.

     Özellikle sınavlara ramak kala da olsa onları bizim isteklerimizi yapmaya zorlamak ya da potansiyellerinin üzerinde bir beklenti içerisine sokmak en büyük yanlışımız olacaktır. Tanrı değiliz… Onların akışlarını desteklemek en doğru karar olacaktır.

Bu yazı toplam 12052 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Asil KOCAER / 03 Temmuz 2010 Cumartesi 09:53
except the TÜRKİYE
"Özgür olan ve gelişmeye imkan bulabilen beyinler dünyayı var eder." Under the light of this words ,new generations can find chance for manage them ideas. In Turkiye let alone manage your ideas even you cant find chance for talking about your trues. why it is in english. Cause of title. For what Education. We are not ready for challenge to world . Take care .
100 %
Beğendim
Beğenmedim
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0099
Güneydoğu Haber