Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Remzi DEMİR
Remzi DEMİR
27 Haziran 2011 Pazartesi
EĞİTİMİN ARKA PENCERESİ

Yıllar önce “Talihim yok bahtım kara, İstanbul sokakları “ ve daha birçok halk yada arabesk tarzda sayılabilecek eserin sahibi Adanalı sanaçtı Selahattin Sarıkaya, Aşık Veysel"in peşine düşmüş. Gitmiş köyünde bulmuş onu. Günlerce, aylarca bırakmamış peşini. Almış Veysel Babasını İstanbul"a götürmüş. Veysel ; “Selahattin oğul beni deniz kenarına götür” demiş. Selahattin muzurluk yapacak ya, deniz kenarına götürmüş götürmesine ama al deniz tam karşında deyip Veysel Babasını denize tam ters yöne bakacak biçimde oturtmuş. Hiç denizi görmemiş ve gözleri zaten görmeyen Aşık Veysel"in benimle dalga mı geçiyorsun oğul demesi bir dakika sürmemiş. Neden mi? Taksim de aşıkların takıldığı bir yere gitmişler. Selahattin Sarıkaya almış babasının bağlamasını elinden herkesin bağlamasının koyulduğu bir yere, diğerlerinin yanına yaslamış. Geri gelip oturduğunda, bağlamayı ne yaptığını sormuş Aşık Veysel. Diğerleriyle aynı yere konulduğunu öğrenince, “Çabuk getir benim bağlamamı oğul” demiş. Selahattin Sarıkaya şaşırmış.”Neden, ne oldu ki Baba” demiş. Veysel suratını indirmiş “Ahlağı bozulur” demiş. Peki dünya gözüyle gözleri bile görmeyen Aşık Veysel"in nasıl bir bakış açısı vardır ki denizi hisseden, ona bu cümleyi söyleten? Ne demek istemiştir?

Onun insan, toprak ve dünya sevgisinden söz etmeye ufkum yetmeyebilir. Ancak bu anısını okuduğumdan beri düşünmekten kendimi alamadım. Neden bağlamalar bir araya gelmesin ki? İnsanlar, bilim adamları, zümreler, şirketler ve hatta ülkeler bir araya geliyor. Sürekli bir bilgi alış verişi, hareket ve gelişmeler söz konusu. Öyle ki bütün dünya artık her saniye her dakika birbirinden haberdar. Elbette Veysel"in karşı olduğu bu değildi… Bu gün dünyanın her hangi bir yerine bir takım kurup insan gönderin, ellerine de formülleri, yönergeleri araç ve malzemeleri verin, hiç biri nasıl olduğunu anlamasa bile size uçak bile üretebilirler. Aşık Veysel"in kastettiği, karşı çıktığı sanırım tam da böyle bir paylaşım. Kestirmeden işlere, tüketmeye, nabza şerbet, isteğe, prosedüre, yönergelere yönelik işlere bir tepkiydi. Çünkü; diğer bağlamaların sahipleri de o dönemin hatırı sayılır sanatçılarıydılar. Ancak Veysel"in amacı, dünya görüşü bu değildi. O; dünyayı, insanı, bilgiyi içselleştirebilmekten, yoğurmaktan, üretmekten, yeni bir pencere açmaktan, görmeyen gözleriyle ışık saçmaktan bahsediyordu. İnsanların birbirine benzeyerek silikleşmesinden değil. Bu şey bir dünya görüşüdür. Anlamak, algılamak, fikir yürütmek, var olduğunun varlığının farkına varmak…

İki haftadır LYS sınavları gerçekleştiriliyor. Biz öğretmenler de bu sınavlarda uygulayıcılar olarak görev alıyoruz. Sabah erkenden sınav yerlerinde binalara girip sınav bitip teslim edilene kadar çıkmıyoruz. Bu da sınav manzaralarını izleyebilmek için yeterli bir zaman. Dilim varmıyor ama söylemeye “Ne öğretmen öğretmene benziyor ne de öğrenci öğrenciye”. Şifre, mail vs. bizden uzak olsun sınavlar düzgün gerçekleşmiyor mu? Sistem tıkır tıkır işliyor. Sınavlar; a"dan z"ye prosedüre göre uygulanıyor ve teslim ediliyor. Sorun bu değil. Sorun amaca uygunluğu. Öğretmenler tam öğretlendiği gibi yalnızca kuralları uyguluyorlar ve robot gibi gereğini yerine getiriyorlar. Yapılan sınav öncesi toplantılarda öğrencilerin ya da eğitimin geleceğine yönelik tek bir cümle, tek bir harf edilmiyor. Öğrenci, gençler, aileler kimsenin umurunda değil. Yalnızca kurallar uygulanıyor ve bir an önce sınav bitsinde evimize gidelim derdindeler. Sanki sınav ücreti karşılığı ruhları alınmış hepsinin. Öğrenciler ise şu son yıllardaki sınav skandallarından bezgin, kızgın şifre esprileri yaparak, oflayıp puflayarak giriyorlar sınavlara. Hiç birinin gözleri parlamıyor, yani bilimin temelini oluşturan “merak” yok. Annem babam, eş dost ahali baskı yapmasa buraya da gelmem havasındalar. Artık ne sorulmuşsa mekanik düzen içerisinde, o yanıtı bulmaya çalışıyorlar şıklar içerisinden. Muhtemelen en iyi okulları da kazansalar aynı mekanik anlayış içerisinde eğitimlerini sürdürecekler. Ve bütün bu olanlar, havada uçuşan bilgi soruları vs. Atatürk"ün Cumhuriyet evlatları olarak bizlerin hedeflediği şeyler değil.

Bizler Veysel gibi kendimizi bozmadan, dağıtmadan; dünyayı, insanı, bilimi, bilgiyi, kendi varlığımızı ve hayatı algılamayı, yaşamayı ve üreterek var olmayı istiyoruz. Sürekli yapılan reformlar, yapılandırmalar, sistem değişiklikleri maalesef bu hedefleri karşılamıyor ve günden güne eriyen bir eğitim sistemi var tablomuzda. Kanımca bu bir ruh hali, duygu, düşünce, düşünebilme, bakış açısı ve var olma problemi. Ve Nazım"ın dediği gibi bir insanı sevmekle başlayacak her şey…

Bu yazı toplam 15650 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0095
Güneydoğu Haber