Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Remzi DEMİR
Remzi DEMİR
26 Şubat 2010 Cuma
Yönetilmeye İhtiyacımız mı Var?

İngiltere Prensi Edward,sömürgeleri olan Hindistan"ı ziyaret etmiş. Ancak halkın kendisini karşılamaya gelmemesine üzülmüş.Bu durum üzerine babası Kral V.George"a bir mektup yazarak “Gandi"nin düzenlediği bir aşağılama gösteri midir? Diye sormuş.Kralın cevabı çok ilginç ve kısa olmuş.”Hayır bu sorunun cevabını Mustafa Kemal"in açtığı Kurtuluş Savaşında aramak gerekir…”

              

Gerçekten de dünya tarihinde büyük izler var milletimizden.Kanımca en muhteşemi de Mustafa Kemal Atatürk"ün bizlere mirası olan büyük Devrim Kurtuluş Savaşı ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti.Nedendir bilinmez;küçültülmüş,zayıflatılmış,acizleştirilmiş bir toplum dan , kendini o zamanın en çağdaş ve en güçlü sanan milletlerine akıllarını başlarına getirecek

Kurtuluş Savaşı gibi bir şamar vurabilen bir toplum yaratabiliyoruz. Ancak bir türlü halkın kayıtsız şartsız üstünlüğüne ve hakimiyetine dayalı bir yönetim biçimini bir türlü oturtamıyoruz.Pek çok iç ve dış neden sayılabilir.Bunların ,her zaman fazlası ile var olduğunu ve yaptık larımızın yanında çok ta önemli olmayacağını düşünüyorum.Fakat bir neden var ki; her şeyin kökeninde yer alıyor,kesinlikle ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum.O da EĞİTİM…

 

            Cumhuriyet tarihimiz darbeler ve kendi kendimize verdiğimiz zararlarla dolu. Bir türlü sindiremediğimiz bir siyasal rekabet, oluşturduğumuz değerlere de dönüp dönüp zarar verdiğimiz bir kültür mozaiğimiz var. Dünyanın ,artık(göç etmiş) milletlerinden oluşmuş bir devlet olan ABD bile bu sorunu çözmeyi başarmakla kalmayıp bugün her filmde amerikan vatandaş lığının yeryüzünde bir ayrıcalık olduğu fikrini bilinç altımıza kazımaya çalışıyor.Biz kimi yönetime getirsek sonuç pek değişmiyor.Sürekli Sağcı mısın Solcu musun,Türk müsün Kürt müsün,türbanlı mısın değil misin gibi özünde problem yaşamadığımız konular bile şişirilip şişirilip önümüze  yeniden sunuluyor.Öyle ki; şu son günlerde insanlar ne olduğunu bile anla madan ya da  anlatma zahmeti bile gösterilmeyen olayları ,adeta bir futbol maçı edası ile izliyorlar.

            

Bir manken çıkıp dağdaki çobanla benim oyum bir mi derken, milletimizi aşağılıyor eleştirisini yapabiliyoruz .Ancak,dağdaki çoban değil belki ,ama körü körüne oyunu küçük çıkarlar,belki de iki teneke sıvı yağa satan,çöldeki tek kuyudan su içmeye muhtaç koyun sü rüsü durumuna düşürülmüş  azımsanamayacak kitleleri de maalesef yok sayamıyoruz.Herkes bir bi rinden bir şeyler bekler duruma gelmiş.Pek çok insan Türkiye de iyi bir lider olmadığın dan şikayetçi.ATATÜRK gibi liderler ise maalesef her zaman dünyaya gelmiyor.

 

            “SİMURG MİTOSU” konunun anlam bulması açısından güzel bir örnek olacak:

 

            Günün birinde kuşlar toplanır,hükümdarlarını seçmek isterler.Hüthüt kuşu “Sizin zaten bir hükümdarınız var ,ama haberiniz yok.O bizi yakın ama biz ona uzağız.Hükümdar hep odur.Adı da Simurg"dur.Kaf dağının ardında oturur.Gelin onu arayıp bulalım”der.

 

           Kuşlar bin bir bahane bulur.Yolun çok çetin olduğunu,bu yolu uçmaya güçlerinin yetmeyeceğini söyleseler de Hüthüt kuşu onları inandırır ve yüreklendirir.Binlerce kuş Hüthüt"ü klavuz edip yola koyulur.Yolda hepsi yorgun düşer,yolun sonunda Hükümdarı görebileceklerinden umutlarını keser,birer ikişer itiraza kalkışırlar.Hüthüt onların kuşkularını gidermeye çalışır,ama yol çetin ve uzundur.Aşılacak yedi vadi vardır daha önlerinde.Yorgunluğa,açlığa dayanamayanlar bırakırlar yolculuğu;sonunda otuz kuş kalır.Bu otuz kuş yedinci vadiyi de aşınca karşılarına koca bir kapı çıkar.Kapıda duran çavuş onları içeri almak istemez,Hüthüt

diretince kapıyı açar.

 

           Kuşlar büyük bir odaya girerler,her biri odadaki tahtlardan birine oturunca çavuş önlerine birer kağıt koyar.Okuyunca bütün yaptıklarının kağıtta yazılı olduğunu görür ve şaşakalırlar.Şaşkınlıkları henüz geçmemişken “Simurg geliyor” diye bir ses duyulur.Otuz kuş başlarını kaldırdıklarında her biri karşısındaki aynada kendi yüzünü görür.Artık ne yol kalır,ne yolcu,ne de klavuz…Simurg kendileridir.

 

          Bizler de erinde gecinde kurtarıcılar bulmak yerine kendimizi yönetmek durumundayız.

 

Elbette dostça ve kardeşçe.Ve yine ilk olarak işe gençlerin eğitimi ile ,onlara söz hakkı vere rek başlamalıyız.Evde,okulda,sokakta…Darbelerden aldığımız yaralarla onları korumak adına

düşünemeyen nesiller yetiştirmeye  kadar işi ileri götürmek sanırım en kötü şey.Onlara düşün me hatta sorgulama hakkı vermeliyiz,güven vererek güvenmek,karar verebilecekleri ortamlar yaratmak zorundayız.Aksi taktirde bizim yapacaklarımızı hep birilerinin yazdığını yeniden yeniden anlamak durumunda kalacağız.

 

Sevgiyle kalın.      

 

remzidemir71@hotmail.com       

Bu yazı toplam 12391 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0094
Güneydoğu Haber