Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Vedat KAHYALAR
Vedat KAHYALAR
vedatkahyalar@hotmail.com
Gazze, Kudüs Ölüyor / Neredesiniz İnsanlar, Neredesiniz Müslümanlar
 
 
-Modern Firavunlar, 
-Korkutulmuş Halklar 
-Sessiz Bir Coğrafya
 
Batı Asya?dan Arabistan?a, Kuzey Afrika?dan Güney Asya?ya kadar uzanan geniş İslam coğrafyasına baktığımızda insanın içini acıtan bir manzarayla karşılaşıyoruz.
 
Milyonlarca insan?
 
Yoksullukla, cehaletle, korkuyla ve çaresizlikle kuşatılmış halklar?
 
Sadece ölmemek için yaşayan, karnını doyurmakla yetinen, itaat eden ve çoğu zaman yalnızca şikâyet edebilen toplumlar?
 
Oysa bu tablo yeni değildir.
 
Kökleri çok daha derinlere uzanır.
 
Firavunların en büyük silahı korku salmak ve sapkın dini telkinlerdi.
 
Halkı bölmek, korkutmak,cahil bırakmak, yoksullaştırmak,
kendisine bağımlı hâle getirmek ve sonunda insanların özgür iradelerini ellerinden almak?
 
Firavun'un gücü yalnızca hazinesinden, sarayından veya askerlerinden gelmiyordu. Asıl gücü, halkın zihninde oluşturduğu korkudan geliyordu.
 
1948'de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edildi. Kölelik büyük ölçüde tarih sahnesinden silinmişti.
 
Fakat köleliğin biçimi değişti.
İnsanları zincire vurmak yerine; borçlandırmak, yoksullaştırmak,korkutmak, cehalete mahkûm etmek,siyasi ve ekonomik bağımlılık oluşturmak yeni çağın yöntemleri hâline geldi.
 
Artık efendiler, kölelerinin boynuna zincir takmak zorunda değildi.
Bazen bir petrol anlaşması yeterliydi.
Bazen bir silah anlaşması?
Bazen bir kredi?
Bazen bir askeri üs?
Bazen de iktidarda kalabilmek için verilen siyasi tavizler?
Bazen de kirli ve kaydedilmiş bir bagaj...
 
İngiliz aklı,  Amerikan gücü ve İsrail'in hayalleri 
 
Ortadoğu'nun parçalanması ve yönetilmesinde İngiliz sömürgeciliğinin tarihsel rolü inkâr edilemez.
 
İngiltere, Osmanlı sonrasında bölgenin siyasi haritasının şekillenmesinde büyük rol oynadı. Sınırlar çizildi, devletler kuruldu, çıkar alanları oluşturuldu.
 
Daha sonra bu düzenin önemli taşıyıcılarından biri Amerika Birleşik Devletleri oldu.
 
İsrail'in bölgedeki güvenliği ve üstünlüğü ise özellikle ABD'nin güçlü siyasi, askeri ve ekonomik desteğiyle bölgesel denklemin merkezine yerleşti.
 
Petrol, doğalgaz, enerji yolları, silah pazarları ve jeopolitik çıkarlar?
 
Büyük güçler hep büyük kazandı.
 
Bölgedeki bazı yönetimler ise bu sistemin nimetlerinden pay aldı.
 
Halka ise çoğu zaman kırıntılar kaldı.
 
Türkiye'ye söylenen söz bize ne anlatıyor?
 
Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye için önerdiği "merhametli monarşi" teklifi de bu düşündürücüdür.
 
Türkiye, Cumhuriyet'le birlikte egemenliğin kaynağını millete dayandırmış bir ülkedir.
 
Dolayısıyla Türkiye'ye monarşik bir yönetim modelini çağrıştıran önerilerde bulunulması, doğal olarak "Cumhuriyet ve Milli Egemenlik anlayışı açısından ciddi biçimde tartışılması gereken bir yaklaşım" olarak görülmelidir.
 
Asıl acı olan ise sadece bu sözün söylenmesi değildir.
 
Asıl acı olan, böyle bir söz karşısında toplumun yeterince güçlü bir demokratik refleks göstermemesidir.
 
Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir.
 
Bağımsızlık, kendi yönetim biçiminizi ve geleceğinizi kendinizin  belirleyebilmesidir.
 
BOP ve Parçalanan Coğrafya
 
2000'li yıllarda "Büyük Ortadoğu Projesi" veya BOP adı altında tartışılan bölgesel dönüşüm projeleri, İslam coğrafyasının büyük bölümünü derinden etkiledi.
 
-Irak işgal edildi.
 
-Suriye savaşa sürüklendi.
 
-Mısır istikarsızlığa sürüklendi.
 
-Libya parçalandı.
 
-Fas,Tunus, Sudan, Cezayir.. perişan edilip halkı ağlatıldı.
 
-Yemen yıkıma uğradı.
 
-Filistin ise onlarca yıldır süren işgal ve savaşın merkezinde kaldı.
 
-İran ve Lübnan saldırı altında
 
Milyonlarca insan öldü veya yaralandı. Sadece Büyük Ortadoğu projesiyle 4.5 milyon insan öldürüldü.
 
Milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kaldı.
 
Çocuklar yetim kaldı.
 
Evler, hastaneler, okullar, ibadet yerleri, şehirler yıkıldı.
 
Devlet kurumları çöktü.
 
Ekonomiler tahrip edildi.
 
Toplumlar mezhep, etnik kimlik ve siyasi kamplaşmalar üzerinden birbirine düşürüldü.
 
Ve bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şey, daha özgür ve daha müreffeh bir İslam coğrafyası değil; daha parçalı, daha yoksul ve daha bağımlı bir coğrafya oldu.
 
En Tehlikeli Silah: Kimliklerimiz
 
Bu coğrafyada insanlar yalnızca silahlarla birbirine düşürülmedi.
 
-Din kullanıldı.
 
-Mezhep kullanıldı.
 
-Milliyetçilik kullanıldı.
 
-Etnik kimlikler kullanıldı.
 
-Cemaatler ve tarikatlar kullanıldı.
 
-Sosyalizm, liberalizm, muhafazakârlık, laiklik gibi siyasi ve toplumsal hassasiyetler kullanıldı.
 
-İnsanların en kutsal değerleri bile siyasi mühendisliğin malzemesi hâline getirildi.
 
Çünkü biliyorlardı:
İnsanları birbirine düşürmenin en kolay yolu, farklılıklarını büyütmektir.
 
Oysa Kur'an'ın bize öğrettiği temel gerçeklerden biri şudur:
İnsanların farklılıkları düşmanlık sebebi değil, birbirini tanıma ve birlikte yaşama vesilesidir.
 
1979: İran'dan Yükselen İtiraz
 
1979 İran Devrimi, bölgedeki siyasi dengeleri ciddi biçimde değiştirdi.
İran'daki rejim değişikliği sonrasında Amerika'nın ve Batılı güçlerin bölgedeki etkisine yönelik güçlü bir meydan okuma ortaya çıktı.
 
Bu gelişme, İslam dünyasının çeşitli kesimlerinde bağımsızlık, emperyalizme karşı direnme ve kendi kaderini tayin etme düşüncelerini yeniden canlandırdı.
 
Ve Sonra Gazze?
Gazze, işte bu büyük hesaplaşmanın tam ortasında duruyor.
 
Gazze halkının en büyük "suçu", kendisini yönetenlerin veya işgal edenlerin istediği biçimde teslim olmaması olarak görülüyor. Gazze nin hemen önündeki Akdeniz'deki, analarının ak sütü gibi helal, DOĞAL GAZLARINA SAHİP ÇIKMAK İSTEMELERİYDİ.
 
Gazze'deki direniş, sadece askeri bir mesele değildir.
 
Aynı zamanda işgale, tahakküme ve teslimiyet beklentisine karşı siyasi ve toplumsal bir itirazdır.
 
Çocukların ölümü hiçbir davanın başarısı değildir.
 
Kadınların, yaşlıların, hastaların öldürülmesi hiçbir inancın zaferi değildir.
 
-Masumların kanı üzerinden haklılık kurulamaz.
 
Peki İslam Dünyası Nerede ?
 
Bugün İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıları yapılıyor.
 
Bildiri yayımlanıyor.
Kınamalar yapılıyor.
Zaman zaman diplomatik ifadeler kullanılıyor.
Fakat Gazze'deki yıkım devam ediyor.
 
İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar büyük bir zulüm karşısında yalnızca kınamak yeterli midir?
 
-İslam dünyasının ekonomik gücü var.
-Enerji gücü var.
-Diplomatik gücü var.
-Coğrafi gücü var.
-Milyonlarca insanı temsil eden devletleri var.
-Fakat bütün bu güç, ortak ve etkili bir siyasi iradeye dönüşemediğinde ne işe yarıyor?
 
7 Ekim 2023'ten Bugüne?
 
7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ardından Gazze'de yaşanan yıkım, insanlığın vicdanını ağır bir sınavla karşı karşıya bıraktı.
 
Binlerce çocuk öldü.
 
Hastaneler zarar gördü.
 
Evler yıkıldı.
 
Milyonlarca insan yerinden edildi.
 
Batı Şeria'da da yahud yerleşimlerinin genişlemesi, şiddet ve Filistinlilerin topraklarından edilmesine yönelik uygulamalar devam etti.
 
Kudüs'ün statüsü ve Mescid-i Aksa'nın geleceği konusunda kaygılar giderek büyüdü.
 
Ve biz hâlâ konuşuyoruz. Hâlâ kınıyoruz. Hâlâ bildiriler yayımlıyoruz.
 
Ama tarih bize bir gün şu soruyu soracak:
 
Siz o gün ne yaptınız?
 
Mescid-i Aksa İçin Korkuyorum
 
Mescid-i Aksa yalnızca Filistinlilerin değil, bütün Müslümanların ortak mirasıdır.
Kudüs, Müslümanların hafızasında sıradan bir şehir değildir.
Mescid-i Aksa, İslam'ın en önemli kutsal mekânlarından biridir.
 
Bu nedenle Kudüs'ün geleceği konusunda yaşanan her gelişme bütün İslam dünyasını ilgilendirir.
 
Bugün Gazze'de yaşananlar karşısında sessizleşen dünya, yarın Kudüs'te daha büyük bir krizle karşılaşabilir.
 
Bu yüzden susmamak gerekir.
 
"Yeni firavunlara karşı yeni bir bilinç inşa etmek zorundayız!"
 
İslam dünyasının kurtuluşu bir başka güçlü devletin himayesine girmekten geçmiyor.
 
Ne Amerika'nın?
 
Ne Rusya'nın?
 
Ne Çin'in?
 
Ne başka bir gücün?
 
Kurtuluşun yolu; bilimden, eğitimden,hukuktan,adaletten,liyakatten,özgür düşünceden,
ekonomik bağımsızlıktan ve en önemlisi insanın onurunu merkeze alan bir yönetim anlayışından geçiyor.
 
Firavunların karşısına yalnızca başka Firavunlar çıkararak özgürleşemeyiz.
 
Önce insanımızın zihnindeki korkuyu yenmeliyiz.
 
* Çocuğumuza soru sormayı öğretmeliyiz.
 
* Gencimize düşünmeyi öğretmeliyiz.
 
* Toplumumuza hesap sormayı öğretmeliyiz.
 
* Yöneticimize hesap vermeyi öğretmeliyiz.
 
* Çünkü gerçek özgürlük, yalnızca sandığa gitmek değildir.
 
* Gerçek özgürlük, hakikati söyleyebilmektir.
 
Gazze'nin çocukları ölürken?
 
Kudüs kuşatılırken?
 
Mescid-i Aksa'nın geleceği tartışılırken?
 
İslam dünyasının büyük bölümünün sessizliği insanlığın hafızasında kalacaktır.
 
Bugün Filistinlilere yalnızca "sabredin" demek yetmez.
 
Onlara yalnızca "sizi kınıyoruz" demek yetmez.
 
Onlara yalnızca dualar göndermek de yetmez.
 
Adalet, sadece dilde, kitaplarda değil; davranışta da görünmelidir.
 
Çünkü zulme karşı çıkmak yalnızca Filistinlilerin görevi değildir.
 
Bu, insanlığın görevidir.
 
Müslümanların görevidir.
 
Vicdan sahibi herkesin görevidir.
 
Ve bugün sorulması gereken soru hâlâ aynı:
 
GAZZE ÖLÜYOR? 
KUDÜS AĞLIYOR?
 
NEREDESİNİZ MÜSLÜMANLAR?
 
Tarih susanları da yazacaktır.
 
Ama unutmayalım: Zulüm karşısında susmak, zulmün tarafı olmakla aynı şey değildir belki; fakat zulmün sürmesine izin veren sessizliğin de bir sorumluluğu vardır. Ve insanlık, bir gün hepimize aynı soruyu soracaktır:
 
Gücünüz yettiği hâlde neden sustunuz?"
Bu yazı toplam 123 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
AmdYazılım
Güneydoğu Haber