Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Adnan DENİZ
Adnan DENİZ
02 Kasım 2010 Salı
Yaşlı Bir Kadının Portresi

Göze çarpan ilk şey bir viraneyi andıran evin önünde yaşlı bir kadındı. Kadının arkasındaki ev"le kadının hayat hikâyesinin benzer olması en dikkat çekici unsurlardan birisiydi.

 

Yaşlı kadın gözünü amaçsızca ileriye dikmiş öylece duruyordu. Düşünüyor muydu, bilemiyorum. Ama duruşu o kadar çok şey anlatıyordu ki… Sanki arkasında yıkılmaya yüz tutmuş ve kader birliği ettiği ev"in anlatmaya çalıştığı durum, kendi hikâyesi gibiydi.

 

 Her şeye razı bir halleri vardı. Yalnızlık, zaten terk edilmişliğin en acı sonucunu gösteriyordu. Zamanın en güzel evi yâda zamanın en güzel kızı kisvelerini alıp gitmişti yine zaman denilen acımasız sonsuzluk.

 

   Bu evde şen kahkahaların yükseldiği, mutluluk şarkılarının söylendiği, boy boy çocukların büyüdüğü görülmüştü. Bu Yaşlı kadının beklide upuzun siyah saçları vardı. Belki de kahve gözlerine şiirler yazılmış, önünde diz çökülerek serenatlar yapılmıştı. Ama şimdi yapayalnızdı ve herkes onun ölümünü onaylamış gibiydi. Yaşlı kadın için umut olan çocukları değimliydi? Ama onlar yoktu! Onlar kendi kaderlerinin peşine düşerek yaşlı annelerinin durumuna gelmeyi beklemekteydiler. Biliyor musunuz, çocukları yaşlı anneleri gibi olacaklarından haberdar değillerdi. Evin ağaçları kırılmış aşağıya doğru sarkmaktaydı. Her tarafı delik deşik olmuş emanet bir virane gibi bir köşeye sinmiş yıkılmayı beklemekteydi. Ama kendi gibi bir yaşlı kadın emanetini vermek için gelecek bir haberciyi beklemekteydi. Her şey kabullenilmiş vaziyette her gün anlamsız bakışlarla ta uzaklara bakılıyor, hem ev hem de yaşlı kadın günden güne yıkılıyordu.

 

  En zor olanı yoldan gelip geçenlerin yaşlı kadın ve evini hiç görmeden çekip gitmeleriydi. Sanki bu evin önünde hiç kimse yoktu ve ev hiç yapılmamıştı. Hâlbuki bütün emeğini vermiş

 

Eşiyle nice yokluklardan sonra bu evi yapmıştı. Çocuklarını bu evde nice ümitlerle büyütmüştü. Hâlbuki çocukları ne vaatler etmişlerdi annelerine. Ama artık hiç kimsenin haberi olmayacak, yok sayıldığı gibi “Bir garip öldü diyeler, soğuk su ile yuğalar”misali göçüp gidecekti yeni âlemlere. Bunu biliyordu, ancak kabullenemediği bu kadar ucuz gidişi idi. Yaşlanmanın yok oluş demek olduğunu bilmiyordu. İşe yaramamanın ne kadar acı olduğunu bilmiyordu. Emeklerinin bu denli hiçe sayılacağını kabullenemiyordu. Bu yüzden daima çaresiz bir şekilde hep boşluğa bakıyordu.”Yeni”olanın baş tacı yapıldığı ve güzelliklere hayran hayran bakıldığı bir dönemde genç ve güzellerin sonunun kendi gibi olacağını biliyordu. Ne yazık ki, genç ve güzeller hiç solmayacak gibi güzelliğin arkasından gidiyordu.

 

  Yaşlı kadın ve harabe ev kendinden geçmişçesine bırakmışlardı kendilerini. Artık her şey sona yaklaşıyor, yeni başlayanlar sonu görmüyordu.

 

Kalabalıklarda yalnız olmak ve yalnız bırakılmak çok acıydı. Ayak sesleri yanlarından geçiyor ama selam sepet vermiyordu.

 

 Hayat şunu çok iyi biliyordu. Bu günün yenisi yarının eskisi olacak ve bu devran böylece sürüp gidecekti. Ama insanların vefasızlığı insanı yok eden en öldürücü silah idi.

 

  Şimdikinin yenileri, yarının eskileri hiçbir güzelliğiniz sizleri yaşlı bir kadının ve virane bir evini yok saymasın. Şimdiki çocuklar, yarının yaşlı annelerini ve babalarını yok saymasın. Yok, sayan biliyorsunuz yok sayılırlar bunu unutmayını
Bu yazı toplam 16442 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0148
Güneydoğu Haber