Vedat Kahyalar ile Söyleşi
Yazılarınızda Adana ve Çukurova vurgusu çok güçlü. Sizce bölgenin en büyük kaybı nedir?
Sayın Kahyalar, sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Eğitim, meslek hayatı ve bugün geldiğiniz noktayı nasıl özetlersiniz?
Makine mühendisliği eğitimi aldım, ardından işletme yüksek lisansı yaptım. Hepsi çok kıymetli bir çok kuruluşta çeşitli kademelerde yöneticilik, eğitim uzmanlığı yaptım. Okumayı, yazmayı hiç bırakmadığım için 3 kitap yazdım, yüzlerce seminer verdim. Köşe yazılarım çeşitli mecralarda yayınlanmaya devam ediyor. Hayatımda en değer verdiklerim: Din, ahlak, eğitim, gelişim ve üretim oldu.
Sanayiyle temasım hiçbir zaman teoride kalmadı; sahada yoğruldum. Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi'nde Bölge Müdürlüğü yaptım, ardından Ankara Sanayi Odası'nda Genel Sekreterlik görevinde bulundum. OSB üst kurulunda 5 yıl bölge müdürleri kurulunda calıştım. Bu görevler bana çok net bir şey öğretti: Kalkınma masa başında değil, üretim alanında olur. Bugün yazılarımda ve projelerimde esas aldığım şey; tecrübenin, bilginin ve sahadan gelen gerçeğin birleşmesidir.
Hacı Sabancı OSB Bölge Müdürlüğü döneminiz, bugün geriye dönüp baktığınızda size ne söylüyor?
O günün şartlarıyla yapılabileceklerin önemli bir kısmı yapıldı; altyapı, kurumsal yapı ve yatırımcı çekme noktasında ciddi mesafe alındı. Ancak bugün olsa, özellikle enerji verimliliği, kümelenme modeli, ihracatı ve markalaşmayı, yüksek teknolojili ürün üretimini özendirici çalışmalar ve üniversite-sanayi entegrasyonu konularında çok daha cesur adımlar atardım. OSB'leri sadece arsa tahsis edilen alanlar değil; bilgi, teknoloji ve ortak aklın üretildiği merkezler olarak kurgulamak gerektiğini bugün daha net görüyorum.
Ankara Sanayi Odası Genel Sekreterliği size nasıl bir perspektif kazandırdı?
Ankara, sanayi ile politikanın kesiştiği merkezdir. Orada şunu gördüm: Yerelin gücünü merkeze doğru anlatamazsanız, potansiyeliniz masada kalır. Bürokrasi, siyaset ve sanayi aynı hedefte buluşmadıkça hız kazanılamıyor. Bugün Adana ve Çukurova için bu kadar ısrarcı olmamın temelinde bu tecrübe vardır. Adana, tüm olanaklarıyla Marmara bölgesindeki sanayi yığılmasına alternatif ideal bir alandır. Bunun, siyaset, STK lar ve sanayiciler tarafından sürekli gündemde tutulması gerekir.
Sera Organize Sanayi Bölgesi fikri nasıl ortaya çıktı?
Tarımda klasik yöntemlerle bir yere kadar gidilebileceğini erken fark ettim. Sera OSB fikri, tarımı sanayi disipliniyle buluşturma ihtiyacından doğdu. Üretim, paketleme, işleme, lojistik ve ihracat aynı alanda yapılmalı. Bu model hem maliyeti düşürür hem kaliteyi artırır, en önemlisi de kırsalda kalıcı istihdam üretir.
Tarla balıkçılığı ve Su Ürünleri OSB projenizi nasıl tanımlarsınız?
Tarla balıkçılığı, kontrollü üretimin su ürünlerindeki karşılığıdır. Doğayı tüketmeden, suyu kirletmeden, planlı üretim yapma imkânı sunar. Su Ürünleri OSB ise bu üretimi bir ekosistem hâline getirir. Yeminden işlemesine, ihracatından Ar-Ge'sine kadar her şey planlıdır. Türkiye'nin denizlere mahkûm olmadan da güçlü bir su ürünleri ülkesi olabileceğini gösterir.
Yazılarınızda Adana ve Çukurova vurgusu çok güçlü. Sizce bölgenin en büyük kaybı nedir?
En büyük kayıp zamandır. Potansiyel var, insan var, toprak var; fakat karar alma cesareti, değişim cesareti ve süreklilik eksik. Her gelen eski sektörlere, yeniden başlıyor, önceki birikimi devralmıyor. Kalkınma şahıslarla değil, kurumlarla, kurumsallaşmayla yürür. Yazılarım biraz da bu hafıza kaybına itirazdır.
Yazılarınız zaman zaman sert bulunuyor. Herhangi bir partiye, yapıya muhalif bir duruş mu sergiliyorsunuz?
Hayır. Muhalif olmak için bir grup veya partiye mensup olmak lazım. Ben ülkemin ve insanımızın gelişimi ve gelmesi gereken yeri önceliyorum, buna kapı aralamaya çalışıyorum. Üslubum sert bulunabilir; benimkisi 'dost acı söyler' bâbındadır. Alkışlanmak değil, uyandırmak derdindeyim.
Projeleriniz neden yeterince hızlı hayata geçemiyor?
Çünkü proje konuşmayı seviyoruz, uygulamayı değil. Bir de herkes kısa vadeli kazanca odaklanıyor. Oysa bu projeler 10-20 yıllık bakış ister. Siyasi irade, bürokrasi ve yerel aktörler aynı hedefte buluşmadıkça işler yavaşlıyor.
Üniversiteler, OSB'ler ve yerel yönetimler nasıl bir ilişki kurmalı?
Üniversite bilgi üretir, siyaset önünü açar, OSB uygular, yerel yönetim kolaylaştırır. Bunlardan biri eksik olursa sistem aksar. Kâğıt üzerinde kalan iş birlikleri değil; sahada karşılığı olan, ölçülebilir sonuç üreten modeller gerekir.
Adâlet, liyakat ve vicdan kavramlarının ekonomiyle birlikte anılmasını neden önemsiyorsunuz?
Liyakat, merhamet ve adalet olmadan yapılan kalkınma sadece rakam üretir, insanı büyütmez. Sevgi ve saygı ortamı inşaa edemez. Emeği sömüren, çevreyi yok sayan, toplumu dışlayan hiçbir model sürdürülebilir değildir. Ekonomi ahlaktan, vicdanlı üretim de insandan bağımsız düşünülemez.
Bölgesel istikrarın sağlanmasında üretim ve pazarlamanın rolü nedir?
İşsizliğin olduğu yerde huzur olmaz. Üretim sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda sosyal bir sigortadır. Üreten, pazarlayan ve dünyaya mal satan şehirler daha dirençli olur. OSB'leri bu yüzden istikrar alanları olarak görüyorum. OSB 'ler sürekli yeni alanlar açarak yatırım ortamını hazırlaması gerekir. Adana bu konuda maalesef yeterince aktif olamadı. Beklenen büyüme yeterince olmadı. Artık Adana OSB büyümeli. Yeni alanların altyapılarını tamamlamalı, daha büyük alanlar açmalı ve yüksek teknolojili ürün üreten ihracat üssüne dönüşmeli
Uluslararası işbirlikleri Türkiye için neden kritik?
İç pazarla sınırlı kalan hiçbir ekonomi sıçrama yapamaz. Uluslararası işbirlikleri bilgi transferi sağlar, pazarlama ağları üretimi anlamlı kılar. Bu aynı zamanda ekonomik diplomasidir. İhracat yapmak ülkenin en anlamlı büyüme hareketidir. Bunun sonucu kişi başı milli gelir artar, doğru orantılı olarak halkımızın zenginlesmesini sağlar.
Çevre duyarlılığı ve inanç hassasiyeti üretimde nasıl birlikte ele alınmalı?
Çevreye saygı, üretimde beklenen kaliteyi üretmek inancın doğal sonucudur. İsraf etmeyen, kirletmeyen, emanete riayet eden bir üretim anlayışı hem vicdanî hem de akılcıdır. Çevre duyarlılığı bir moda değil, sorumluluktur.
Şimdi uzun zamandan beri yüreğimizi yakan Filistin konusuna gelelim.
Gazze, kalıcı barış ve Türkiye'nin rolü hakkında ne söylersiniz?
Gazze meselesi sadece bir coğrafya değil, insanlığın vicdan testidir. Kalıcı barış güçlülerin dayatmasıyla değil, adaletle mümkündür. Türkiye sessiz kalmadan ama kavga dili de üretmeden, hakkı ve insan onurunu savunan bir duruş sergilemelidir. Filistin, Filistinlilerin yurdudur. Öyle de kalacaktır. Gazze dogalgazını çalmak, Gazze'yi Filistinde'den koparıp siyonizmin günah üssü yapmak, soykırım... kabul edilemez.
Sizi Adana'da 'Sevilen Bilge Abi' olarak tanımlayanlar var. Bu tanımlamaya nasıl bakıyorsunuz?
Bu tür tanımlar insanı hem mahcup eder hem de sorumluluk yükler. Ben kendimi bilen biri değil, öğrenmeye devam eden biri olarak görüyorum. Eğer insanlar beni dinliyorsa, bu söylediklerimin kendilerinde bir karşılığı olduğu içindir. Asıl olan unvanlar değil, geride bırakılan faydadır.
Model olması açısından,yazılarınizda zaman zaman vurguladığınız, Adana'da işsizlik, plansız şehirleşme, çevre kirliliği, yeraltı sularının kirlenmesi, şehir içi ulaşım sorunları, toplanma alanları eksikliği, çok amaçlı bir liman ihtiyacı, Karataş demiryolu, sektörel entegrasyonlar, ileri petrokimya sanayisi ve Adana'nın en az bir otomotiv üretim merkezi hâline gelmesi gibi başlıklar sıkça yer alıyor.. Bu majör problemlerin çözümüne dair önerileriniz nelerdir?
Adana'nın temel problemi kaynak eksikliği değil, bütüncül bakış eksikliğidir. Şehri parça parça değil, bir sistem olarak ele almak gerekir. İşsizlik doğrudan üretimle ilgilidir. Tarım, sanayi ve lojistik birbirinden kopuk yürüdüğü sürece kalıcı istihdam oluşmaz. OSB'ler, tarımsal üretim alanları ve liman-hinterland ilişkisi birlikte planlanmalıdır.
Adana artık; uyuşturucu ile, yeni nesil mafyalaşma ile değil sanayi ve tarım üssü olmasıyla, markaları ve ihracat rekorları ile anılmalıdır.
Şehirleşme ve çevre kirliliği sanayi ile yerleşimin iç içe geçmesinin sonucudur. Yeraltı sularının, nehirlerimizin kirlenmesi bunun açık göstergesidir. Çevreye duyarlı yeni nesil sanayi alanları oluşturulmalı, eski ve kirletici tesisler kademeli olarak dönüştürülmelidir.
Ulaşım yalnızca yol yapmak değildir; raylı sistemler üretim ve yaşam merkezlerine bağlanmalıdır. Afet ve krizler için toplanma alanları planlanmalı, bu alanlar gündelik hayatta da yaşayan kamusal mekânlar olmalıdır.
Adana'nın, Karataş'ta çok amaçlı bir limana ve demiryolu hattına ihtiyacı vardır. Bu, şehri Doğu Akdeniz'de lojistik merkez yapacak stratejik bir adımdır. Liman varsa sanayi gelir, sanayi varsa istihdam gelir.
Karataş'taki yeni OSB lerin, Çukurova Uluslararası Havalimanı ile karayolu bağlantısı için yol yapımı derhal başlatımalidir.
Otomotiv üretimi için ise tek bir fabrika değil, yan sanayi, lojistik ve nitelikli insan kaynağını kapsayan bir ekosistem hedeflenmelidir.
Pozantı-Ceyhan otoyol İnşaatı çok hızlı tamamlanmalı, sabah ve akşam otoyoldaki trafik işkencesi, üretimden çalınan vakit kaybı son bulmalıdır.
Özetle; Adana'nın ihtiyacı hamaset değil, plan; günü kurtaran projeler değil, 30-50 yıllık bir vizyondur. Bu şehir doğru planlandığında sadece kendi sorunlarını çözmez, bölgeye de, ülkeye de kalkınma örneği olur.
Sorularımıza açık yüreklilikle cevap verdiğiniz, bilgi ve tecrübelerinizi samimiyetle paylaştığinız ve vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Bu söyleşinin, yalnızca bugüne değil, yarına da not düşen bir kayıt olarak kıymet görmesini temenni ediyoruz.
Ben de meselelere yüzeysel değil, derinlikli yaklaşan bu söyleşiyle düşüncelerimin kayda geçmesinden kendi açımdan da anlamlı olduğunu ifade etmek isterim ve gösterdiğiniz nezaket çerçevesindeki hassasiyet için çok teşekkür ederim.