Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Norveç'ten Türkiye'ye: Şiddetin Ekonomi Politiği

22 Temmuz 2011 sabahı Avrupa ve dünya bir kâbusa uyandı. 

 

 

 

Anders Behring Breivik adlı “iyi eğitim görmüş ırkçı bir aryan”, önce Oslo"nun merkezinde gübre bombası patlattı.  8 kişi öldü.  Birkaç saat sonra da iktidardaki Norveç İşçi Partisi (DNA) Gençlik Kolları üyelerinin eğitim gördüğü Otoeya adasına geçerek soğukkanlı bir şekilde 68 genci silahla vurarak katletti. Avrupa tarihinin en korkunç katliamını gerçekleştirdi. Kendisine soranlara yaptığının “zalimce görünse de Avrupa"nın çokkültürlülüğe, göçmenlere özellikle de İslam"a ve Müslümanlara karşı uyanması için gerekli” bir eylem olduğunu ifade etti.

 

 

 

Breivik"in bu eylemi tek başına mı gerçekleştirdiği şimdilik meçhul. Böylesine kanlı bir eylemi yardım almadan gerçekleştiremeyeceği öngörülse de bazı Avrupalı politikacılar, entelektüeller, medya mensupları olayı münferit, hatta psiko-patalojik bir eylem olarak gösterme eğilimi sergiliyor. Bir anlamda 22 Temmuz sabahı üzerlerine, hatta yüzlerine sıçrayan kanla hesaplaşmak yerine yüzeysel bir “yadsıma” taktiğiyle ve şablon beyanatlarla günü kurtarmak istiyorlar. Ekonomik kriz rizikosu da bahaneleri oluyor. Ancak, yüzeysel ve şablon açıklamalarla geçiştirme taktiği bu kez kamuoyundaki infiali bastıramayacak görünüyor. Avrupa, bu meş"um eyleme kaynaklık eden kültürel unsurları, kurumsal yapılanmayı ve değerler sistemini acilen sorgulamanın ve tasfiye etmenin eşiğinde bulunuyor. Zira, en küçük bir hafife alma, yadsıma ve geçiştirme işareti Breivik benzeri sapkın kafalarda bu tür eylemlerin ses getirme, hatta hedefine ulaşma potansiyeline sahip olduğu algısına yol açabilecektir. Bu sapkın algı ise farklı toplumsal kesimleri de hedef alacak benzer cinayetleri Avrupa genelinde yaygınlaştırabilecek; bu terör dalgası, çokkültürlülüğe dayanan Çağdaş Avrupa Projesi çökertilinceye kadar durmayabilecektir. Bu yönüyle, Norveç Katliamı, Habertürk Gazetesi"nin “dinci, milliyetçi ve psikopat” manşetinin ima ettiği gibi bir katilin kişisel eylemi olmaktan çok daha kompleks bir hadisedir.

 

 

 

Bu meş"um katliam, II. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında olduğu gibi, Eski Avrupa"nın çatışmacı ekonomi politiğinin yarattığı politik, hukuksal ve ekonomik arbitrajdan yararlanma arayışındaki odakların fikir temelleri iyi kurgulanmış planlı bir ajitasyonu olarak görülmelidir. Breivik"in arkasındaki muhtemel odakların aydınlatılması sürecinde projektörü Çağdaş Avrupa Projesi"nin ve küreselleşme sürecinin temelindeki “bireysellikten” ve “çokkültürlülükten” rahatsız olan kesimlere yöneltmek “anlamlı” görünmektedir. Özellikle de Avrupa"da ve dünyada ırkçılığın yayılmasından mağduriyet rolü devşiren, ulusalcılığın ve ırkçı çatışmaların artmasının yol açtığı “alacakaranlık”tan beslenme geleneği bulunan homo hierarchicus tipolojisine dayalı “hiyerarşik” ve “kapalı” sosyo-kültürel yapıların süreçteki potansiyel rolünü hesaba katmakta da çok büyük yarar vardır.

 

 

 

Bu çerçevede, modern ulus devletin kuramsal ve kurumsal yapılanmasının “şiddet”le ilişkisinin analiz edilmesi de öğretici olacaktır: 1648 Vestfalya Anlaşması ile tarih sahnesine çıkan modern ulus devletler, ilk andan itibaren “homojenleşme ve merkeziyetçilik” temelli bir kuramsal ve kurumsal yapıya sahiptir. Bu yapı, “deha”yı tekelinde tutan egemenlerin, iktidarlarını destekleyecek ve sürdürecek “ulus” kurgularını  dayandırabilecek “total amaçlar, ülküler, ilkeler, semboller” türetme çabasına da sahne olmuştur. Egemenlerin eline mutlak bir kudret veren bu homojenleştirme ve merkezileştirme idealleri, Faşizm"in ve Nazizm"in üremesine kaynaklık etmiştir. CHP"nin “sınıfsız, imtiyazsız ve kaynaşmış bir toplum” öngören “halkçılık” ilkesi de bu ideallerin tipik ifadesidir. Bu açıdan bakıldığında, Nazizm"i, Klu Klux Klan"ı ve aryan ırkçılığını destekleyen Orange Order tarafından kurulan The Economist"in CHP"yi de desteklemesinde bir tutarsızlık yoktur. Bu ideallere dayanan modern ulus devlet, homojenleşme için her tür farklılığı, paraziti, “öteki”ni toplumdan temizleyici politikalar belirleme durumundadır. Devlet ve millet bu “ötekiler”den bütünüyle arındırılıncaya kadar her yöntem mübahtır. Devlet"in ve devlet tarafından tanımlanmış “millet”in bekası için, sürüden ayrılma ve “ötekiler”le etkileşime girme eğilimi gösterenler, “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar”ın tedip ve terbiye edilmesi gerektiği öngörülmüştür. Ulus devletin dayandığı öngörülen total ilkeler kutsallaştırıldıkça, kullanılan aracın ve feda edilen kurbanların (ötekilerin) değeri azalacaktır. Gerektiğinde, Breivik"in ifadesiyle “en zalimce eylemler dahi amaç uğruna gerekli” görülebilecek, tedhiş yöntemlerine acımasızca başvurulabilecektir.

 

 

 

Vatandaşların bu “ötekiler”e karşı uyanık tutulmasını sağlamanın en kestirme yollarından biri, “duygu yönetimi”dir. Bu nedenle, tepeden inmeci, homojenleştirici ve merkeziyetçi totaliter sistemler, “akıl” yerine “duygulara” hitap eder.  Modern ulus devletin homojenleştirmeyi ve merkezileşmeyi gerçekleştirmede kullandığı en önemli duygusal araç, “korku”dur. Korku, insanları susturmanın, sürüleştirmenin, hizaya sokmanın, değişim talebini sabote etmenin, iktidar sahiplerinin çok sevdiği “kurtarıcı rolü”ne biat etmelerini sağlamanın en kestirme aracıdır. Yeni dünyanın insanı özgürleştirme ve bireyselleştirme çabalarına karşı, her tür çeşitliliğe ve farklılığa kapalı faydacı ve sonuç odaklı bir totaliter projeksiyon olan ulusalcılığın kitleleri keyfince gütmede hesapsızca kullandığı en maliyetsiz yakıttır “korku”. Türkiye"deki darbelerin, Ergenekon ve Balyoz yapılanmalarının da birebir taklit ettiği bu paradigmaya göre, korku rüzgarları öylesine şiddetle estirilmelidir ki, kitleler “kurtarıcıların çobanlığına, dehasına, gölgesine”, daha doğrusu iktidarı ele geçirmiş küçük bir elit zümrenin egemenliğine sığınmaktan başka çıkar yol bulamamalıdır. Breivik de eylemiyle, kitlelerin kurtuluş için ulusalcı odakların kucağına koşmasını, çoğulculuğa arkasını dönmesini beklemektedir. Zira, katliama duyulan “öfke” çabuk sönse de “korku”nun aşılması uzun zaman alacaktır. Bu nedenle, Eski Avrupa"nın ağırlığından kurtulma mücadelesi veren çağdaş Avrupalıların çoğulcu eğilimlerinde dahi kısa dönemli de olsa bir zayıflama beklenebilecektir. Bu durumda, küreselleşme ve barış karşıtı odaklar, Avrupa"yı çokkültürlülüğe kapatma eğilimini destekleyecek operasyonlar yürütebilme fırsatı bulacaktır.

 

 

 

Breivik"in kavram dünyasında ötekileştirilen, “Müslüman göçmenler” kategorisidir. Norveç İşçi Partisi (DNA), Breivik"in tasavvurundaki Avrupa"da hiçbir yeri olmayan ötekilere, göçmen ve Müslümanlara insan olarak yaklaşmanın bedelini ödemiştir. Türkiye"de ise “öteki” bazen “komünist” bazen “bölücü” bazen de “mürteci” kategorileri olmuştur. Bunlar kesmediğinde, “kamusal alan”a karşı “özel alan”ı savunan tüm “sivil toplum” unsurları, “sivil hak ve özgürlük savunucuları” ulus devlet düşmanları olarak fişlenebilmiştir.  Türkiye"deki Ergenekon yapılanması ve Balyoz Planı da “ulusalcı homojenleşme ve merkezileşme amaçları uğruna tedhişi araç olarak kullanma”da Norveç Katliamı"yla benzeşmektedir. Norveç"te Breivik"in, Türkiye"de ise Ergenekon ve Balyoz yapılanmalarının gerçekleştirdiği ya da planladığı eylemlerin ortak amacı, ulus devlet organlarının, özellikle de militer güçlerin “ötekileştirilen” bir toplumsal kesime saldırtılmasıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde katliamı yapan "Neonazi, gnostik, ırkçı, militarist, elitist”  Breivik"in Türkiye'deki muadillerinin darbeci ve tedhişçi militaristler mi yoksa çoğulcu demokrasi taraftarı siviller mi olabileceği sorusunun cevabı açıktır. Dolayısıyla Norveç"te kültürel çoğulculuğu savunan iktidardaki İşçi Partisi (DNA) ile Perinçek'in ulusalcı, homojenleştirici ve merkeziyetçi İşçi Partisi arasında hiçbir ideolojik yakınlık olamayacağı da görülecektir.

 

 

 

Sonuç olarak, Yeni Avrupa"yı temsil eden Avrupa Birliği sürecinin bütün çabalarına rağmen varlığını sürdüren ulusalcı paradigmanın kültürel çoğulculuğa kapalı, homojenleştirici ve merkeziyetçi kurumsal ve kuramsal kalıntıları, yapısal olarak "şiddet" üretme potansiyeline sahiptir. 350 yılın küresel ekonomi politiğini ”ırkçılığa” indirgenmiş bir ulusalcı paradigma çerçevesinde kurgulayan ulus devletlerin dayattığı sosyo-kültürel ve jeopolitik sınırların, ne kadar liberal olduğunu iddia etse de, bu devletlerin vatandaşları olarak eğitilmiş ve yetişmiş insanların duygu ve düşünce dünyasını da sınırlandıracağı açıktır. Breivik"in eylemi, sayısı hiç de az olmayan bu insanlardaki ulusalcı hassasiyetlerin de uyarılmasına yöneliktir. Uzun dönemde başarı olasılığı sıfır olan bu tür terör eylemlerinin kısa dönemde amacına ulaşıp ulaşamayacağını ise öncelikle çağdaş Avrupalılar"ın korkunun üstesinden gelebilme eşiği belirleyecektir: Katliamın bir kısım medya tarafından haberleştirilmesinde görüleceği gibi Türkiye"de de, Avrupa"daki  “ırkçı ve İslamofobik sapmaları” aşırı vurgularla gündeme getirerek Avrupa ile bütünleşme sürecini aksatmaya, hukuksal reform sürecini bloke etmeye, ulusalcı hassasiyetleri kışkırtmaya çabalayan kesimler olacaktır. Dünya"nın ve Avrupa"nın büyük dönüşüm sürecinin dinamiklerini yadsıyarak tüm Avrupalılar"ı “ırkçı” ve “İslamofobik” göstermeye yönelik bu tür ulusalcı dezenformasyon ve manipülasyonlara karşı Türkiyeliler, özellikle de BDP"liler, etnik imtiyaz taleplerine geçit vermeden "her birey için sivil hak ve özgürlüklerin ve kültürel çoğulculuğun önünü açacak reformlar"ın hızlanmasına katkı sağlamalıdır. Şiddetin ve terörün yegane reçetesi, budur.

 

 

 

Yukardaki yazı 14.08.2011 tarihinde Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanmıştır

 

Bu yazı toplam 13282 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0106
Güneydoğu Haber