Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
14 Ağustos 2009 Cuma
NORŞİN: “Sürdürülebilir Açılım ”ın Gerçek Adresi

İnsanoğlunun binlerce yıllık tarihsel gelişimin sürecinin dönüm noktalarında bazı mekânların kendine has bir rolü ve önemi olduğuna inanırım.

İnsanoğlu, zaman ve mekan kısıtları altında temel problemlerini çözmeye yetecek güçte kavramlar geliştirme gücünü yitirdiğinde, yeni açılımlar gerçekleştirmede güçlüklerle karşılaştığında, sanki ilahi bir kudretin etkisiyle,  dönemin hükmüne göre  bütün dikkatleri ve hasseleri  üzerinde toplayan bazı şahısların ağzından bazı mekanların ismi dökülüverir. “Hiçbir keşif yoktur ki kendinden önceki dönemi bütünüyle değiştirmesin” sözünü doğrularcasına, bu andan itibaren insanoğlunun yönü, hakikatin menbaı, hayatın tasarımı, kelimelerin anlamı ve dizini bir daha eskiye dönmeyecek şekilde ebediyen  değişiverir. Tıpkı, kıblenin Mescid-i Aksa"dan Mescid-ül Haram"a yönelişi gibi… “O şehr-i İstanbul ki bir gün mutlaka fethedilecektir!” müjdesinde İstanbul"u fethedecek komutanın tebrik edilmesi gibi… Artık hayatın akışı ve coşkusu sonsuza dek başka türlüdür… İhlasın menbâında arınan dilde bir mekânın telaffuzu insanlara düşünmediklerini düşündürtmüş, hissetmediklerini hissettirmiş, yaşamadıklarını yaşatmış, amaçlamadıklarını amaçlatmıştır… Ekonomik, politik, sosyal, kültürel, psikolojik boyutlarıyla, artık devir, bir daha geri dönmemecesine değişmiştir…

Ben, Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzından çıkıveren “NORŞİN” kelimesini de böylesine güçlü bir işaret, daha da ötesi sürdürülebilir bir açılım stratejisinin adresi olarak algıladım. Bilirsiniz… Bazan, bazı kavramlar, bazı ifadeler ve kelimeler, zihinlerde ve kalplerde söyleyenin kastını çok aşabilecek çağrışımlar uyandırır… Norşin de bende çok derin ve kapsamlı çağrışımlar uyandırıverdi. Bunları kendi içimde saklamak yerine sizlerle de paylaşmak istedim:

Norşin, Güneydoğu"da, daha düne kadar kamuoyunun dikkatini dahi çekmeyen, ismi dahi duyulmayan yaklaşık 42.000 nüfuslu küçük bir ilçenin, 12 Eylül darbecileri tarafından dayatılan ve halkın hiç itibar etmediği “resmi adı”yla Güroymak"ın, kadim adı. Yirmi küsur yıldır çeşitli sohbetlerde adını çokça duyduğum mekanlardan biri. Suriye"de yaşayan büyük alim ve mutasavvıf Ahmed-el Haznevi"nin, yaz kış demeden, bazen donmak bazen da kurtlara yem olmak pahasına günlerce yürüyerek yollarını aşındırdığı, ilim ve nispet aradığı, aradığını da fazlasıyla bulduğu ilim ve irfan yuvası… Büyüklüğü,  bağrında yatan nur silsilesinden, özellikle de Ahmed-el Haznevi"nin üstadı, büyük mutasavvıf Muhammed Diyauddin"den gelir.  I. Dünya Savaşı"nda, Doğu Cephesi"nde, talebelerin başında Ruslara karşı mücahede eden, çarpışmalarda bir kolunu ve kardeşini şehit veren, cesareti ve katkıları nedeniyle Sultan Reşat"ın iltifatlarına mazhar olan, Mustafa Kemal"den takdir ve teşekkür mektubu alan, kahramanlık madalyası sahibi, vatan müdafaasını bütün ilimlerin üzerinde tutan, “Hazret” namıyla maruf Muhammed Diyauddin"den… 

Otu çek, köküne bak demişler: Kimdir Muhammed Diyauddin? Felsefesi, yöntemi nedir? Şahsiyeti nasıldır?… Uzun söze gerek yok: Muhammed Diyauddin, bakırı nazarıyla altın yapan, dokunduğu çamuru misk-ü amber kokutan bir nur silsilesinin en parlak halkalarından biridir…  Büyük alim Abdurrahman-ı Taği"nin oğlu, Fethullah Verkanisi"nin öğrencisidir…  Feyz aldığı nur silsilesi, Bağdatlı Mevlana Halid"den Seyyid Ali Abdullah Dehlevi, İmam-ı Rabbani, Abdulkadir-i Geylani  ve Muhammed Bahaeddin, Cafer-i Sadık ve Selman-ı Farisi gibi nur halkaları aracılığıyla Hz. Ebubekir"e, buradan da Fahr-i Kainat"a kök salar. Yüzlerce yıldır Orta Doğu"da, Orta Asya"da, Uzak Doğu"da, Avrupa"da, Avustralya"da, Amerika"da ayak basmadık yer bırakmayan erenleriyle, bütün dünyayı kuşatan himmetleriyle, Alperenlerin, Horasan erenlerinin, Ahmed Yesevi"nin, Sarı Saltuk"un, Yunus Emre"nin, Hacı Bektaş"ın, Hacı Bayram"ın, Akşemseddin"in, Şeyh Şamil"in, Sultan Abdulhamid"in, Bediüzzaman"ın ve şakirtlerinin  beslendiği kaynak da bu nur silsilesidir. Bu nur silsilesinin içinde Türk"ü, Kürd"ü, Arabı, Çeçen"i, Gürcüsü, Farisisi, Hintlisi, velhasıl her milletten, her dilden, her renkten, her ırktan insan vardır. Bütün dünyayı gezip de ulaştığı en son menzile kadar, hepsinin tek ortak noktası ilimdir, irfandır, edeptir, güzel ahlâktır, insan-ı kâmil olmaktır… “Her insan dünyaya bir kitap yazmak için gelir” sözü uyarınca, her biri hayatın kitabını kendince yeni baştan yazabilecek kadar ilim ve kudret sahibidir. Takva dışında hiçbiri diğerinden üstün değildir…  En önemlisi de hiçbiri diğerinin, hiçbir talebe kendi hocasının tekrarından ibaret değildir. Zira kendinden daha üstün bir alim, daha kâmil bir mürşid yetiştiremeden vefat eden zat, kim olursa olsun zarardadır.  Misyonları da, hakikat yolunda farklılıkları rahmet bilerek, her insanın kendi özgün kitabını yazmasını, tamamlamasını, maddi ve manevi potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesini, üstadından daha üstün olmasını sağlamaktır. Bu yönüyle, temel felsefe, her tür tektipleştirmenin, totalitarizmin, kapsama alanı dışında kalan her şeyi ötekileştiren, yalnızlaştıran, düşman gören yok edici total ideolojilerin reddidir. Amaçları herhangi bir yolla insanları tahakkümleri altına almak, onları mankurtlaştırmak, politik, ekonomik ve sosyal iktidarı ele geçirmek değil, hiçbirini dışlamadan onları “birey” yapmak, her tür iktidar karşısında özgürleştirmek, kişiliğini en ince ayrıntısına kadar lif lif örerek her bireyin özgürleşme sürecine ayrı ayrı katkı sağlamaktır.

Bu özgürleşmenin tek yolu,  “insanların, aşkınlık (!) iddiasındaki  bir yerlerde tasarlanmış soyut modellere katılmaya zorlandıkları kimlik odaklı her tür dışsal dayatmanın tasfiyesidir.”  Bu tasfiye gerçekleştiğinde herkesin kendi yolunu kendi bildiğince bulmasına katkı sağlayacak gönüllüğe dayanan süreçlerin, bir diğer ifade ile hayatın önü açılmış olacaktır. Bu nedenle, Muhammed Diyauddin, Norşin"den şöyle seslenir: “Burası öyle bir kapıdır ki, gelene niye geldin, gidene de niye gittin diye sorulmaz.”  Zorlamanın ortadan kalkması ve gönüllülük üzerindeki bu vurgu, bireyselliğin meşruiyetinin ve bireysel potansiyeli gerçekleştirme amacının en temel varoluş şartı ve dayanağıdır. Bu çerçevede Norşin, insanlara kazandırdığı potansiyelle Mustafa Kemal"in dahi takdir ettiği yüzlerce yıla kök salan çok kıymetli bir misyonun, insanların güç ve silah kullanılarak, zorlama ve dayatmalarla, devlet terörüyle, sindirme operasyonlarıyla, fail-i meçhullerle yola getirilemeyeceğine, boyun eğdirilemeyeceğine dair köklü bir inancın işaret taşıdır.

Evet… Bazan, bazı kavramlar, bazı ifadeler ve kelimeler, zihinlerde ve kalplerde söyleyenin kastını çok aşabilecek çağrışımlar uyandırır. Norşin de böyle son derece zengin çağrışımları olan bir kelimedir… Anlayabilenler için gönüllülüktür, özgürlüktür, bireydir, sivil hak ve özgürlüklerdir, haktır, adalettir, hukukun üstünlüğüdür, siyasal iktidarın sınırlandırılmasıdır; daha az devlet, daha az bürokrat, daha az rant, daha çok piyasa, daha çok girişimcilik ve daha çok kâr zihniyetidir… Bir dönem Norşin"i mekan tutmuş bu muazzam hayat felsefesi, çağdaş dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu “zenginlik, refah ve özgürlük bileşimi”ni sunan son derece özgün bir programdır… Geçmişi ve geleceğiyle, öncesi ve sonrasıyla, mirası ve varisleriyle hem dünya hem de ahiret saadetidir…

Norşin"in, küçücük bir ilçenin adının büyük bir gürültüyle ve sansasyonla açılım sürecinin gündemine girmesinin en önemli sonucu, kanaatimce şudur:  Türkiye Cumhuriyeti"nin resmi paradigması ile ya da artık köhnemiş Marksist bir paradigmaya dayanan PKK jargonu ile bu yeni açılımın mantığını kavrayabilmek, açılım sürecini içselleştirmek ve sürdürebilmek mümkün değildir. Resmi görüş"ü ve PKK"yı karakterize eden bu tür temelsiz, içeriksiz ve hayattan kopuk kavramların acilen tarihin çöplüğüne atılması gerekir. Açılım süreci, eğer gerçekten süreklilik arzeden bir “süreç” olacaksa, stratejik adres, Norşin"dir; Norşin"den çıkıp tüm dünyaya yayılan ilim, irfan ve özgürlük felsefesidir.  Maddi ve manevi ölçeklerde sürdürülebilir bir açılımın başarılabilmesi için Norşin"in, Muhammed Diyauddin"in ve varislerinin bireye verdiği değeri, eğitim ve irşad yöntemini, özgürlük felsefesinin kavramsal temellerini ve çağdaş dünyadaki karşılığını yeniden keşfetmek, açılımın bütün tarafları için şarttır.

Bakırı altına dönüştürebilmenin, çamurun misk-ü anber gibi kokmasının ve açılım sürecinin sürdürülebilir olabilmesinin yegane yolu ve yöntemi budur.

…

Anlayan, anlatandan arif olsa gerektir…

Bu yazı toplam 16823 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
murat cihan / 29 Ağustos 2009 Cumartesi 01:59
02 Kim bu devletler Alper hocam,,??
tam olarak 64 devlet tabi sabit değil değişen dünya güç dengleri sonucunda kaderleri sınırları gibi başkaları tarafından çizilen ülkecikler,, bunlar bu 64 ülke sevgili hocam Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuş olan devletlerdir..

şimdi ne alaka açılımla bu devletler değil mi sevgili hocam,,??
100 %
Beğendim
Beğenmedim
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0096
Güneydoğu Haber