Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Meryem Sarıkaya
Meryem Sarıkaya
16 Mayıs 2017 Salı 10:07
TEKNEDEN DAMLATAŞA

Alanya Kalesi ve Kızılkuleyi gezdikten sonra Alanya limanındaki deniz fenerine doğru kordon boyu yürüyüş yapmak muhteşem. Limanda bekleyen gemiler, tekneler süzüm süzüm süzülmekte.... Karşımızda Osmanlı döneminden bu yana yol gösteren deniz feneri... Dilimizde bir türkü....Kardeşimle kollarımızı denizden esen hafif rüzgara karşı açarak yürüyoruz. Engin maviliğin altında muhteşem manzaranın tadını çıkaran başkaları da var...Biraz koşturoyoruz,biraz seke seke yürüyoruz, deniz fenerine bir selam çakıp geri dönüyoruz.

 

Limanda bekleyen gezinti tekneleri sevinçle karşılıyor bizi. Gezinti tekneleriyle tur atmayı çok seviyorum. Tam kalkmaya hazırlanan tekneye atıyoruz kendimizi. Yavaş yavaş hareket etmeye başlıyor. Kardeşim biraz yorulmuş olmalı ki kendini teknenin burnuna yakın yerde duran minderin üzerine yüzükoyun atıyor.Teknenin her yanına şöyle bir göz attıktan sonra bende yanına uzanıverdim. Masmavi gökyüzü, aheste aheste ilerleyen tekne, harika bir iç huzuzru...Anlatılmaz yaşanır....Bir kaç dakika böyle ilerledikten sonra doğrulup oturuyoruz. Karşımızda güneşe gülümseyen muhteşem Alanya Kalesi, bütün asaletiyle Kızılkule ve uçsuz bucaksız su...Artık rehber tekneyle geçtiğimiz yerleri anlatmaya başlıyor. Tam tersanenin önündeyiz. Tabiiki bugün tersane olarak kullanılmıyor. Bir yanında mescid,diğer yanında da muhafız odası varmış. Kalenin yükseldiği yarımadanın alt kısmına geldiğimizde görünen mağara Korsanlar mağarası. Yüzülerek mağaraya giriliyormuş. Söylentiye göre bu mağaradan kaleye gizli bir geçit varmış. İlerlemeye devam ederken Aşıklar mağarası çıkıyor karşımıza. Bu mağaraya kayalara tırmanılarak ulaşılıyor. Biraz alçakmış ve eğilerek ilerleyip yarımadanın Damlataş tarafındaki çıkışından çıkılıyormuş. Uzunluğu 75 metre ve çıkışında kayalıklara tırmanmak zor olduğu için ziyaretçiler genellikle denize atlıyorlarmış.Tabiiki bu mağaraya gitmeye cesaret etmedim.

 

Titanik filmini izledikten sonra eminim bu hareketi yapmayan yoktur. Ben de hemen yapmak için sabırsızca teknenin burnuna doğru -biraz korksamda korumalı olduğu için içim rahat- ilerledim. Kollarımı açtım ve herkesi arkamda bırakarak uçsuz bucaksız sulara karşı başım göklere ermiş gibi heyecanla mavi sularda yol alıyordum. Bir süre sonra gözlerimi kapattım,seslerin içindeki sessizliği duymaya çalıştım. Gözlerimi açtığımda Damlataş ve Kleopatra plajı selamlıyordu bizi. Muhteşem bir görüntü.... Tekrar Rabiş’in yanına dönüp mindere oturdum. Rehberimiz Aşıklar mağarasının çıkışını gösterdi. Damlataş mağarasının yakınına kadar ilerleyip geldiğimiz güzergahtan geri döndük. Tekne limana doğru yanaştı. Tekrar karaya ayak basma vaktiydi. Tekneyle gezmeyi sevenler limanda sizin için bekleyen tekneler için her zaman baş tacısınız...Buralara geldiğinizde bu coşkuyu yaşamadan sakın dönmeyin!...

 

DAMLATAŞ MAĞARASI bekle bizi!...

 

Yarımadanın batı tarafında bulunan Damlataş mağarasına doğru yürümeye başladık. Yaklaşık 15-20 dakika sonra kapısındayız. Denizle sarmaş dolaş bir mağara. Bu mağara 1948 yılında vapur iskelesinde kullanmak için taş ocağı olarak belirlenen bugünkü yerinde bir dinamit ateşlemesi sonucunda tesadüfen bulunmuş. Koruma altına alınarak araştırmalar yapılmış. Uzunluğu 30 metre, kuru ve yatay mağara tipindedir. 200 metrelik bir alanı kaplıyormuş. Mağaranın etrafındaki kalınlık 10 metre olduğu için çökme ihtimali de yokmuş.

 

Damlataş mağarasının içine giriyoruz. Etrafı sarkıt ve dikitlerle dolu bir geçitten yaklaşık 45-50 metre ilerledikten sonra iki katlı bir boşluğa geliyoruz. Çok farklı nefesinizi açan bir hava... İnanılmaz bir görüntü!...Göz alabildiğince sarkıt ve dikit... elimi uzatıp sarkıtlara dokunduğumda içim bir garip oluyor. Bunların İ.Ö.20000-15000 yılları arasında oluştuğu sanılıyor. Bazı sarkıtlardan su damlıyor. Bu yüzden adı Damlataşmış. Bu alanda oturup bekleyen insanlar var.Tedavi amaçlı da insanlar gelip burada oturuyorlarmış. Mağaranın içinin sıcaklığının 22.3 derece olduğu bir tabelada yazıyor. Yaz kış hiç değişmiyormuş, hayret verici doğrusu.Nem oranının %98 olması, havasında normalden 8-10 misli fazla karbondioksit barındırması, radyoektivite gibi unsurların astıma iyi geldiği tespit edilmiş.

 

Köşe bucak her taşını inceliyorum ve havasının ciğerlerime bayram ettirdiğini söyleyebilirim.Yavaş yavaş güneşin ışınlarıyla buluşmak için dışarıya doğru yöneliyoruz.

 

Nefesimiz tazelenmiş, ruhumuz dinlenmiş bir şekilde dışarı çıktığımızda mağaranın içinin havasının farkını daha iyi hissediyorum.Hem tıbbi hem de turizm açısından çok önemli bir mağara. Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarasıymış. Bir gün yolunuz düşerse mutlaka içini görmelisiniz!

 

Tabiiki biraz sahilde yürüyüş yapmadan buradan ayrılmak olmazdı. İşte Damlataş mağarasından başlayan Damlataş plajında köpükleri tekmeleyerek yürüyoruz. Rabiş’in gülümsemesinden artık ilerlemeyeceğini anlıyorum. Bir köşeye oturuyor. Ben biraz daha köpüklü dalgaların sesinde hayallere dalarak yürüyorum. Kumsal bir harika...Efsaneye göre Mısır Kraliçesi Kleopatra Akdeniz’de çıktığı bir sefer sırasında Alanya’ya uğramış, bu koyda denize girmiş. Şimdi yürüdüğüm bu kumsalda milyonlarca kişinin ayak izi var . Damlataş plajının devamı olarak Kleopatra plajı yaklaşık 2 kilometre devam eder. Mavi bayraklı olan bu plajlar geniş kumsalı, denizi ve suyunun berraklığıyla insanı kendine çeker.

 

Güneş kızıllığını suların üzerine serpiştirirken artık dönüş vaktinin geldiğini de haber veriyordu. İkimiz kol kola girdik ve gözlerimizdeki ışıltıyla, yüreğimizdeki huzurla ufka bakarak bir sonraki gideceğimiz yeri haykırdık.

 

SİDE bekle bizi!

Bu yazı toplam 10776 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0137
Güneydoğu Haber