Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
17 Ekim 2014 Cuma 10:44
MOBBİNGCİ REKTÖR GİTMELİ

 

YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, AL Jazeera Turk’e yaptığı açıklamada “Akademisyenlerin susturulduğunu” iddia etmiş. Buna gerekçe olarak da rektörlerin disiplin yetkilerini mobbing yapmada kullandıklarını belirtmiş. Bu Türkiye’deki akademik camianın hal-i pür melali adına içler acısı ve doğru bir tespit. Nitekim, yakın tarihimizde, özellikle 28 Şubat süreci sonrasında bilimin onurunu herşeyin üzerinde tutan ve kritik eşiklerde pozisyon alan, fikir açıklayan, haksızlık karşısında susmayan akademisyenlerin hem görev yaptıkları üniversitelerin yönetimleri eliyle hem de üniversite dışı odaklar tarafından ağır baskılar gördüklerini gösteren çok sayıda örnek var.

 

Misal: 28 Şubat sürecinde özellikle muhafazakar çizgideki genç akademisyenler için kendilerini ifade etme kanalları açan, bugün televizyon ve gazetelerde gündeme dair görüş açıklayan çok sayıda akademisyenin yetişmesine katkı sağlayan Atilla Yayla gibi Liberal öncüler ile muhafazakar görüş ve düşünceleri nedeniyle Türkiye’deki üniversitelerde barındırılmayıp Malezya’ya gitmek zorunda bırakılan akademisyenler.

 

            Günümüzde de 28 Şubat sürecini aratmayacak şekilde her fırsatta liberal ve muhafazakar demokrat çizgide yer alan ve görüş açıklamaktan çekinmeyen akademisyenlere baskı uygulayan üniversite yöneticileri var. Mevzuatın verdiği güç ve yetkilerle üniversite bürokrasisi, kadroları ve bütçesi üzerinde mutlak hakim olan bazı rektörler, bu gücü kendilerine ait zannederek başında bulundukları üniversiteyi çıkar ilişkilerine, ideolojik önyargılarına ya da birilerinin talimatlarına göre dizayn etme yoluna gidiyor. Kendine ve/veya temsil ettiği çıkar grubuna, ideolojik mensubiyetine ya da harici yapıya uymayan akademisyenleri teker teker fişleyerek elindeki tüm yetkileri ve imkanları hedef aldığı kişi ya da kişiler üzerine salabiliyor. Son derece ağır bir psikolojik terör ve mobbing uygulayabiliyor.

 

            Gözlemlerime ve deneyimlerime gore  bir rektörün  şu ya da bu nedenle bir öğretim üyesini, dekanı ya da yükseokul müdürünü veya herhangi bir daire başkanını veya fakülte sekreterini kasıt, garez ve kötü niyetle hedef alması durumunda emir ve talimatı altında olan bürokratları özellikle de  içdenetim birimini adeta bir tetikçi gibi kullanıp “küçücük bir açık olsun bulabilmek için” hedef aldığı öğretim üyesinin ya da personelin, hatta emeklinin (isterse yıllar once kısa bir sure idari görevlerde bulunmuş olsun) tüm hesaplarını ve icraatlarını didik didik inceletebiliyor.  Hele de idareciyseniz bir idari işlemi yapmanız da yapmamanız da suç olabiliyor. Bu hesapların ilgili dönemde Sayıştay denetiminden geçmiş ve Rektör imzasıyla onaylanmış olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ders ücretlerinden yolluk ve yevmiyelere, imece usulü çay-kahve servisine kadar her konuda hedef aldığı idareciyi ya da öğretim üyesini zora sokmaya çalışabiliyor. İddiaların hedef alınan kişilerin görev, yetki ve sorumluluk alanıyla ilgili olmaması da bir şeyi değiştirmiyor. Önemli olan gerçeğe aykırı da olsa karşıdakini bir yolla hedefi karalayan, suçlayan bir resmi belge hazırlatmak. Sonrasında rektör gözetimindeki resmi belgeler medyaya servis edilerek haber ve yorumlar yaptırılıyor, eposta ve posta ile ilgili ilgisiz kişilere gönderilerek hedef aleyhinde kamuoyu oluşturuluyor. Hedef şaibeli duruma düşürülüp yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. Kendini aklamak için idari ve yargısal yollara başvurmakla, davalar peşinde koşmakla, gazetelere ve kamuoyuna cevap yetiştirmekle aylarını hatta yıllarını heba ediyor.  Şikayetlere cevap verilmiyor, bilgi ve belgelere ulaşım engelleniyor. Hedef alınan akademik ya da idari  personel hak hukuk mekanizmalarını da bilmiyorsa bunun ağır psikolojik, sosyal ve hatta ekonomik sonuçları doğabiliyor. Bu psikolojik terör nedeniyle haksız ve asılsız hakaret ve iftiralarla dolu saldırılara karşı kurumiçi yazışmalardan, asılsız suç duyuruları ile uğraşmaktan, üstü üste açılan soruşturmalara savunma vermekten, dava açarak hakkını aramaya çalışmaktan akademik ve idari görevler büyük ölçüde aksıyor. Yıllarca ne kitap yazılabiliyor ne makale..Mevzuat koruması altındaki rektöre ve maiyetindeki  yaranmacı-tetikçi  personele karşı bir işlem yapabilmek ise son derece güç oluyor. Bir çok idareci ve akademisyen bu sıkıntıları yaşamamak  ve işini yürütebilmek için rektör karşısında pozisyon almaktan, bir duruş ortaya koymaktan olabildiğince kaçınıyor; sinikleşiyor, tebalaşıyor. Hatta büyük kısmı hedef alınan kişilere karşı her süreçte mobbingci rektörle işbirliği içinde hareket ediyor.

 

Evet; YÖK başkanımız Sayın  Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya son derece haklıdır. Yılların baskısıyla “akademisyenler susturulmuştur”. Bunun temel nedenlerinden biri yine Sayın Çetinsaya’nın belirttiği gibi disiplin, kadro ve ödenek dağıtma yetkilerini istismar eden mobbingci rektörlerdir. Bu ağır, sistematik, uzun süreli ve kapsamlı mobbing uygulamalarının insan üzerindeki psikolojik, sosyal, ekonomik sonuçlarının anında gerçekleşmesine karşı yargısal ve idari önlemler çok yavaş işlediğinden maruz kalınan şiddet ile önlemler arasında büyük bir zaman tutarsızlığı ve dengesizlik ortaya çıkmaktadır. Bir akademisyene psikolojik terörle işkence uygulayıp çözümü ve telafisinin yıllara yaymak büyük bir zulümdür. Mobbing, bir insanın maruz kalabileceği en ağır işkencelerden biridir. Mobbingci insanın ruhunu çürüten, karakterini yokeden, ezen bir pikopatttır.  “Bir insanı ölüren tüm insanları öldürmüş gibidir” hükmü gibi, “bir insana mobbing işkencesi yapan herkese yapabilir”. Bu mentaliteye sahip birilerinin hala rektörlük yapması hem üniversiteler hem de çalışanlar için büyük bir risktir.

 

Eğer üniversiteler özgürleşecekse, akademisyenlerin ülke meseleleri üzerine konuşması isteniyorsa ilk yapılması gereken kendisine ideolojik bağlarla ya da çıkar bağı ile bağlanmayan, hükmedilemeyen, tebalaşmayı reddeden özgür düşünceli akademisyenlere keyfince psikolojik terör uygulamaya kalkan mobbingci rektörlerin YÖK bünyesinde ya da Cumhurbaşkanlığı nezdinde oluşturulacak bir “tarama komisyonu” tarafından tespit edilerek, yıllar sürecek mobbing davalarının sonuçları beklenmeden hakkında işlem yapılmasıdır.

 

Bu tür bir komisyonun kağıt üzerindeki varlığı dahi akademisyenlerin kendilerini daha özgür hissetmelerini sağlayacak; kısa vadede olmasa da uzun vadede sosyal, ekonomik ve politik sorunlar üzerine daha açık görüş beyan etmelerine ortam hazırlayacaktır.

 

Doğal olarak işler sadece kağıt üzerinde kalmamalı; bu komisyondaki uzmanlarca mobbing uyguladığı tespit edilen bir rector ya da dekan veya her kimse, hemen görevden alınmalıdır.

 

Bu yazı toplam 15154 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0096
Güneydoğu Haber