Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
19 Nisan 2010 Pazartesi
“KIZGIN” DAMAT İŞBAŞINDA: DANİ RODRİK

Dani  Rodrik…

Dünyanın en ünlü 100 iktisatçısından biri sayılıyormuş.

Aslen İstanbul"lu…

Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, şiddet ve cebir kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklu bulunan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan"ın damadı…

Milliyet Gazetesi"nde Devrim Sevimay"ın “yazılı” sorularına “yazılı” cevaplar vermiş… Yani bir anda öylesine ağzına geldiği gibi değil, üzerinde düşünerek, yazarak,  dolayısıyla “dili sürçmeden”…

Ancak cevaplarındaki üslup, kendisi her ne kadar inkâr etmeye çabalasa da, ilk 100"de yer aldığı iddia edilen bir iktisatçı ve bilim adamı kimliğiyle ilintili olmaktan çok, “duygusal”…

Bir kere, Sevimay"ın nitelemesiyle, Türkiye"ye ve Türkiye"deki liberallere kayınpederine destek olmadıkları için  “kızgın” ve “öfkeli”…

Foreign Policy"de, kendisi gibi Harvard"ta öğretim üyesi olan eşiyle birlikte “Balyoz Darbe Planı İmal Edildi” başlıklı ortak imzalı bir yazı yayımlayarak Türkiye"deki liberal kesime ilişkin ağır eleştirilerde bulunmuşlar. Kendilerince “gerçekler”i, “cdogangercekler.wordpress.com” adresinde açıklıyorlarmış… Meraklısı bakabilir…

Bendeniz, röportajdaki ifadelerden yol çıkarak bu kızgınlığın ve sert eleştirilerin sağlam bir referans çerçevesine dayanıp dayanmadığını anlamaya çalıştım…

Tüm çabama rağmen, ifadelerinde, sitemler ve birkaç şüphe pompalaması dışında hakikat konusunda bana yol gösterebilecek somut bir cümle, bir yargı, kavramsal ve kuramsal bir açıklama bulamadım…

Bir bilinmezlik ve görünmezlik perdesi altına gizlenerek kendisi hakkındaki değerlendirmeleri (muhtemelen gerektiğinde yararlanmak, gerekli gördüğünde de kolayca inkâr edebilmek üzere)  başkalarına bırakıyor:

Biz de dinliyoruz:

Efendim, neymiş:

Damat bey,  birilerine göre “eski solcu ancak bir süredir de liberal”miş… Kendine göre ise ne “liberallere” yakınmış ne de “solculara”… Solculara karşı liberal, liberallere karşı solcu görülme eğilimi varmış. İdeolojilere göre değil, olgu ve bulgulara göre hareket etmek istermiş.   Duruma ve ortamına göre biraz liberal biraz da solcu olabilirmiş…    Türkiye"de de son dönemde bu tür anlaşılması güç “eski solcu yeni liberallerin” sayısında adeta patlama yaşanıyor… Aslında bu tür sentetik tiplerin bir kavram kargaşasından yararlanmaya çalıştıklarını düşünüyorum… Şöyle ki, Avrupa geleneğinde “sağcı”lar,  liberal ve muhafazakârlar şeklinde iki kola ayrılmaktadır. U.S.A."da ise solculara “liberal” denir; sağcılar ise “liberteryen”lerden ve “muhafazakâr”lardan oluşur. Devrim Sevimay, muhtemelen U.S.A."da  “solcu”lara zaten “liberal” dendiğini bilmiyordur. Damat Dani de muhtemelen Sevimay"ın bilgisizliğinden mütevellid “asimetrik enformasyon”dan yararlanaarak kafa karıştırmaya çalışıyordur. İktisat terminolojisiyle devam edersek bir “moral hazard” durumu söz konusudur…

Düşünüyorum da Türkiye"deki bazı medyatik “liberaller”i de bu açıdan değerlendirmek uygun olacak gibi geliyor… Meselâ, kanaatimce, BDP Genel Başkanı"nın eleştirileri üzerine liberal düşünür olarak görüş beyan eden Oral Çalışlar ve Baskın Oran hangi kıtanın liberalleridir?” diye de bir sormak lâzımdır… Sahi, bunlar Avrupa liberali olabilir mi? Bu Baskın Oran, son seçimlerde radikal solda yer alan ÖDP adına bağımsız milletvekili adayı değil miydi?

Damat Dani"nin liberalliğine gelince… Deniz Gökçe, Akşam"daki köşesinde 29 Şubat 2008"de “Dani Rodrik Yanılıyor”  başlıklı bir makale yazmış.  Yazısında Rodrik"in, “'Sermaye akımlarını engellemeliyiz” mesajı veren makaleler yazmaya başladığını, bir zamanlar oldukça bağımsız bir düşünürken giderek daha ideolojik bir yön aldığını, özellikle de  ideolog  Soros veya Stiglitz ekolüne yapışmaya başladığını vurguluyor.  Sermaye akımlarını engellemenin, “laissez passer” ilkesine dayanan Liberal Öğreti ile %100 tezat teşkil ettiğini bilmek için İktisat Profesörü olmaya gerek yok… Rodrik, röportajda ekonomik görüşlerinin kayınpederi tarafından da kabul gördüğünü belirtiyor ki, kapalı ekonomi modeline dayanan militer paradigma açısından bunda da bir tutarsızlık yok… Ancak, hızla küreselleşen dünyaya açılan Türkiye Ekonomisi"nin yönelimi açısından bu görüşün kabul edilir yanı olmadığı açık…

Neyse, konuyu dağıtıp damadımızı daha fazla kızdırmayalım…

Dani, “İdeolojik olmaktan çok olgulara göre değerlendirme yaparım!” diyor…

Ne “liberallere” yakınmış ne de “solculara”…

 “Olgu ve bulgulara” göre tavır almak anlamında ilkeli (!)…

Ancak, ham olguları ve bulguları açıklamada kullandığı ideolojik, kuramsal ve kavramsal çerçeve konusunda ketum…

Bu noktada Dani"ye ben de bir soru sormak istiyorum: İktisatçılar, kuramsal bir çerçeve olmadan hiçbir algılamanın mümkün olmadığını düşünür… Öyleyse, olguları açıklayacak ve bir mantık dizgesine sokmayı sağlayacak kuramsal bir çerçeve, “bir senaryo” olmaksızın “olgular ve bulgular” ne anlam ifade edebilir ki?.. Ham haliyle olgulardan ve bulgulardan  nereye varılabilir ki?

Zannediyorum Dani, kafasındaki senaryonun ve mantık dizgesinin anlaşılmasını muhataplarının sezgilerine ve ferasetine bırakıyor.

Ben kendi ferasetimle bu ketumluğu şöyle anlıyorum: Türkiye mevzubahis olunca Avrupa anlamında “Liberal Demokrat” olmak işine gelmiyor gibi… Bunun zıttını, yani insanlığın yüzkarası ve Balyoz"un referans çerçevesi olan “Totaliter Otokrasi”yi de utanç belası olsa gerek açıkça savunamıyor… Kenarından köşesinden duygusallık sosuyla kendini gizleyip, her tür darbeye karşı olan Liberal Demokrat aydınları, Hasan Cemal"i, Cengiz Çandar"ı suçlamaya girişiyor. Türkiye"yi çağdaş dünyaya daha da yaklaştırdığı açık olan son hukuksal gelişmeler üzerine bir de şöyle diyor:  “En önemli değişiklik Türkiye konusunda daha karamsar olmam. Eskiden bir şekilde Türkiye daha demokratik günlere doğru gidiyor diye düşünüyordum. Şimdi bu yargıyla, bu medyayla, bu “liberallerle” bu sürecin çok daha zor olacağı görüşündeyim.”

Ancak Türkiye demokrasisiyle ilgili karamsar değerlendirmeleri yaparken, kayınpederinin tutuklanması dışında hangi olguları ve bulguları referans aldığı konusunda son derece muğlak… Cevaplarından anlaşıldığı kadarıyla Türkiye"nin toplumsal, ekonomik ve politik “olgularından” da bihaber… Ya da bihaber görünmek, şimdilik işine geliyor… İfadelerinden anlaşılabildiği kadarıyla Türkiye demokrasisinin geleceği konusunda karamsar olmasına yol açan tek “olgu”, kayınpederinin tutuklanması gibi görünüyor…

Türkiye"de bir ömür geçiren bizim gibi sıradan insanların hatıralarına kazınan olgular ise Dani"den biraz farklı: 1960 Darbesi, 1972 Muhtırası, 1980 Darbesi, Diyarbakır Cezaevi, Mamak, Metris, İşkence, Faili Meçhuller, Terör, onlarca yıl süren Olağanüstü Hal, 28 Şubat Süreci, Batı Çalışma Grubu, Ergenekon Örgütü, Balyoz Planı, vs.… 1. Ordu"da düzenlenen seminerde “konu dışına çıkılarak” ve 12 Eylül 1980 öncesi planlar esas alınarak gerçek kişi isimleri ve gerçek adresler üzerinden hedefler belirlenmesi, eylem timlerinin isim isim görevlendirilmesi … Bombalanacak camilerin ve tutuklanacak kitlelerin tıkıştırılacağı stadyumların tespit edilmesi… Daha neler, neler…

Damat bey farkında değil ama Taraf muhabiri Mehmet Baransu gibi gazeteciler ile Türk Silahlı Kuvvetleri"ni meş"um kişisel çıkarlar için kullanma çabalarını deşifre eden “onurlu subaylar” sayesinde, bu meş"um girişimlerin, bu kısır döngünün, bu Ali Cengiz oyununun bozulması bu topraklarda ömür geçiren, ticaret yapan, üretim yapan, onuruyla ve güven içinde yaşamak isteyen insanları ve bendenizi Türkiye"nin demokratikleşme süreci ve geleceği konusunda daha “iyimser” yapıyor…

Bu demokratikleşme sürecinin kesintisiz ve etkin işlemesi açısından, adalet mekanizmasının daha hızlı ve etkin işlemesi, şüphelilerin tutukluluk sürelerinin gereksiz yere uzatılmaması; tutuklamaların bir ön-infaza dönüştürülmemesi, delillerin teknik yönden  geçerliliğinin ve sağlamlığının titizlikle incelenmesi gerektiği konusunda ise Dani Rodrik"e katılıyorum…

Dani"nin Mehmet Baransu"dan ve “onurlu subay”dan çok kayınpederine güvenmesini de saygıyla karşılıyorum… Ben de kayınpederimi hem sever hem sayarım… “İnsanlar düşüncelerini hangi cepheye çekilecekleri endişesi içinde olmadan açıklayabilmeli.” sözüne de yürekten katılıyorum… İddialarda tutarsızlıklar varsa bunu dile getirmek, haksızlığa maruz bırakıldığında emekli Org. Çetin Doğan"ı savunmak vicdan sahibi herkesin sorumluluğudur… Kayınpederleri suçsuzsa, Balyoz Planı"nda ıslak imzası yoksa… Ya da ıslak imza olup olmaması sonucu değiştiriyorsa… CD"lerin teslim edildiği savcılar ve davaya bakacak hakimler, delilleri sunan Baransu"nun teknik bilgisi yetersiz olsa dahi, bunların gerçek olup olmadığını belirleyecek teknik desteği muhakkak alacaklardır. Masum insanları zulümden kurtaracak ve hakkını teslim edecek “Birkaç İyi Adam”, emin olsun artık Türkiye"de de vardır…

Ancak, tarihsel olgular ve alışkanlıklar bir bütün olarak düşünüldüğünde, Türkiye"de asıl zor olanın “darbeci olmak” ve Çetin Doğan"ı savunmak değil, “darbeci olmamak” ve her ne ise hakikatin ortaya çıkması için çabalamak olduğu da herkesin malumudur. Dani Rodrik U.S.A."da pek farkında olmayabilir ancak, gündelik hayatını kırk küsur yıldır bu topraklarda geçiren biri olarak tecrübelerimiz,  sosyal, ekonomik ve politik konularda  “darbecilerin”, “darbeci olmayanlara” karşı çok daha saldırgan ve agresif olduğuna işaret etmektedir. Haliyle bu noktada Rodrik"in “darbeci” algılanmakla ilgili bir kaygı duymasına hiç gerek yoktur. Gönül rahatlığıyla düşüncelerini açıklayabilir. Darbeci olmayanlardan ona kesinlikle bir zarar gelmez… Bu açıklamalar U.S.A. da kredibilitesini artırdığı gibi, Türkiye"de de bir çok yerde, hatta kendisine en muhalif görünen kesimler arasında dahi işine yarayabilir… Kanaatimce asıl sorun, Dani Rodrik"in kafasındaki “liberal olmayan, demokratikliği de şüpheli görünen senaryo”ya uymamakta direnenlerin, örneğin bu yazıyı kaleme alan kişinin nasıl yaftalanacağı, maazallah süreç tersine döndüğünde nelere maruz kalacağı sorunudur. Dani bile her kesimden anlayış beklerken, kafasındaki senaryoya ve mantık dizgesine uymayanlarla dostluğunu sona erdireceğini açıkça ifade ediyor…

…

Ben, şahsen, bu vesile ile, bir iktisatçı olarak, ilk 100"deki diğer “99” ünlü ve etkin iktisatçı hakkında Türkiye kamuoyunun her nedense hiç bir bilgisi olmamasına rağmen, 28 Şubat süreci sonrasında Türkiye"de estirilen Dani Rodrik rüzgarını da sorgulama ihtiyacı duyuyorum…  Bu süreçte Damat Bey"in  sık sık konferans ve panellere katılarak kamuoyuna tanıtılmaya çalışılmasını, sermaye hareketleri konusunda bir kitabının Türkçe"ye çevrilmesini de manidar buluyorum…  Kafalarımıza “balyoz”un inmesinden sonra “ekonomi yönetimi”nin hangi ellere teslim edileceği konusunda da içimde garip şüpheler oluşuyor… “Balyoz” planının “ekonomik“ ayağı neydi, darbe sonrası ekonomi yönetimi kimlere bırakılacaktı, küreselleşen dünyadan ve Avrupa Birliği"nden uzaklaştırılan bir Türkiye"de “sermaye akımları nasıl kontrol altına alınacaktı” sorusuna bir iktisatçı olarak bir türlü tatmin edici bir cevap bulamıyorum…

Bu yazı toplam 13457 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0098
Güneydoğu Haber