Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Serdar AYDIN
Serdar AYDIN
14 Ağustos 2012 Salı
İRANLAŞARAK YAŞAMAK MI?

Suriye krizinin ortaya çıktığı ilk günden değil, Hafız Esad"lı yıllardan bu yana İran"ın Suriye politikalarının karşısında oldum.

İran kendince olası Batı ve İsrail tehditlerini göğüslemek ve bir güvenlik zinciri oluşturmak için Suriye-Lübnan-Hizbullah ekseninde bir "ön mukabele ekseni" oluşturdu. ABD"nin Irak"a müdahalesi ve sonrasında oluşan yapıda şimdi "bu eksenin bir parçası oldu" . İran İsrail"le fiziki coğrafyasının arasına güdümünde ve paralelinde örgüt ve devletlerden bir kalkan örerken; kimi zaman mezhebi, kimi zaman para, silah ve petrolü kullandı. Bu konularda kendisine karşı olan düşmanları gibi davranmaktan çekinmedi! Asıl üzücü olan bu koruma kalkanı ekseninde kimi zaman yaşanan katliamlara, zulümlere sessiz kaldı, zımnen destek oldu. Buna 1982 yılında Hafız Esad"ın Hama şehrinde yaptığı ve 30-40 bin sünni müslümanın katledildiği katliamı örnek verebilirim. İran sadece izlemişti. Aynı katliamlar kesintisiz olarak Irak"ta halen sürüyor. Mevcut Suriye yönetimi de devraldığı kanlı mirasa her gün yeni cinayetler ekliyor. Ve İran yine seyrediyor. ABD nasıl mazlumun pasaportuna bakarak tepkisini ayarlıyorsa (Arakanda olanlara sağır mesela) İran"da maalesef mezhep ve korunma eksenli  (yani şaşı) bakıyor göz önündeki katliam ve zulümlere…

Taraf olmak, sadece kendinizi ve kendinizden olanları öncelemek adaletin terazisini bozuyor. İnancınız ve ideolojiniz ne olursa olsun.

*****

Her birimiz kurucusu olduğumuz devletlerde yaşıyoruz.

Sınırlarımız var coğrafi olmayan. Kırmızıçizgilerimiz, kutsallarımız var daha… Ekonomik gelir ve giderlerimizin ol(uştur)duğu bütçelerimizi denkleştirmenin peşindeyiz.

Siz buna bilinen adıyla "aile de" diyebilirsiniz.

İşte bu ailenin hayatını idame ettirme süreçlerimizde başlıyor bizim ""İranlaşma"" reflekslerimiz.

Sadece kendi güvenlik ve rahatımız için duvarlar örmeye, kirli paktlar kurmaya, her türlü enformatik şiddete sarılmaya hazır hale geliyoruz.

Bunu bazen bir inanç kılıfında, bazen bir ideolojinin yedeğinde, bazen kent milliyetçiliğinde, bazen de yörecilikte ete kemiğe büründürüyoruz.

İnsanları ikiye bölüyoruz. Hasımlarımız ve hısımlarımız.

Arada yaşananlarla, trajedi ve dramlarla hiç işimiz olmuyor tek bir hedef tek bir amacımız var sosyal güvenliğimiz, ekonomik zenginliğimiz…

Bunları sağlamak için hiçbir kutsalımız yok.

Feda etmeyeceğimiz dost, harcamayacağımız can, bitirmeyeceğimiz şahsiyet, yap(a)mayacağımız kötülük, şantaj ve cürüm yok.

İranlaşarak insanlıktan soyunuyoruz…

*****

İranlaşmak; bu anlamda insanın anlamından ayrışmasıdır.

Her şeyi ama her şeyi ""egonuza"" hadim kılmak.

Sizin aleyhinizde olup da insanlığın yâda bir insanın lehinde olana tahammül edememek…

Bunu kabullenmemek.

İlahi taksimata bile inadına direnmek.

İlla benim çıkarım, benim menfaatim, benim kârım, benim param demek…

Bölünmüş ve alinasyona uğramış bir kişiliğe dönüşmek, bu olsa gerek!

Hedeflerimiz birikimimizi gösterdiği gibi hedefe giden yoldaki davranışlarımız da sahip olduğumuz etiğimizi gösterir.

Etiksiz ""et"" elde etmek.

Köpekçe değil de nedir?

 

Bu yazı toplam 13535 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0118
Güneydoğu Haber