Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
05 Mart 2012 Pazartesi
HERKES YALAN SÖYLER Mİ?

House…

 

Amerika"da olduğu kadar kadar Türkiye"de de fanları olan muhteşem dizi…

 

Sekizinci sezonu yayınlanıyor.

 

Emekli bir subayın oğlu olan Gregory House adlı bir doktorun hastaları üzerinden “insanoğlu”nun kendi varoluş problemiyle ve trajedisiyle yüzleşmesinin hikayesi.

 

İnsanı, Greg House"un ve çevresindeki kişilerin (ebeveyninin, meslektaşlarının ve hastalarının) şahsında giydirilmiş rollerin arkasında gözlerden gizlediği yalın bireyselliğiyle, işgal ettiği makamların sunduğu güç yanılsamaları altında yadsımaya çabaladığı beşeri zaaflarıyla, kendisine itiraf etmekten korktuğu karanlık yönleriyle, kutsallaştırılmış mesleki titrler altında her an patlamaya hazır bir volkan gibi kaynayan nefsani arzularıyla, söylemlerinde yücelttiği tüm değerlerini bir anda çiğneterek onurunu yerle bir edebilecek ihtiraslarıyla, dilinden düşürmediği fedakarlık ve dürüstlük söylemi arkasında sırıtan ihanet potansiyeliyle, görev ahlakı suretinde yüreğini katılaştıran kibriyle, umutlarıyla, yakıcı aşklarıyla, en çok da ayakta kalabilmek için her gün tekrarlayageldiği ve giderek gerçek zannetmeye başladığı yalanlarıyla her defasında bir kez daha yüzleşmeye zorlar.

 

Bu vurgu, özellikle de dizinin kahramanı olan Gregory House"un dilinden aktarılan şu ifadelerde kristalleşir: “Herkes kaybeder! Herkes umut eder! Herkes aşık olur! Herkes inanır! Herkes yalan söyler! İnsan için en basit gerçek, herkesin yalan söylediğidir! Öyle ki ölüler dahi yalan söyler!”

 

Bu ahlâki bir yargı değil, deney ve gözlemlere dayanan bir durum tespitidir. Olması gereken değil, olandır.

 

Evet, “Herkes yalan söyler!”…

 

Çünkü, House"a göre “insanlar gerçeği görmezden gelmeyi daha kolay bulur.” Çünkü, “doğrular”, büyük ölçüde insanın dışında belirlenmiş referanslara, kadim geleneklerden beslenen sağduyuya, asırlar içinde olgunlaşarak şekillenmiş hak ve hakkaniyet kavrayışlarına bağlıdır. Hayatta kontrolü kaybetmeye başladığı noktada, hastalandığında ya da suçlandığında herkes bu referans değerlere karşı bir sığınak arar. En kolay sığınaklardan biri de sizi kendi vicdanınızda ve aklınızda haklı çıkaracak bir “kurgu” yaratmaktır. İşte bu noktada yalan devreye girer ve insanı kendi trajedisiyle ve varoluş problemiyle, hayatın doğrularıyla, dış dünyanın, toplumun, siyasetin, devletin, hukukun, ekonominin ve reel politiğin gerçekleriyle, hastalığıyla yüzleşmekten mutlak bir çözümsüzlüğe doğru uzaklaştırır. Belki en büyük yalan da bu noktada, bizzat kendisine, “kendi kafasında yarattığı dünyanın gerçek olduğu” iddia edilerek söylenir. Bu noktadan sonra, artık sadece o haklıdır; doktorlar, hukukçular, siyasetçiler, akademisyenler ve onun dışındaki herkes yalancı, iftiracı, kurgucu ve komplocudur. Duruma göre tarihsel olgular, yaşanmışlıklar, bulgular, tıbbi test sonuçları, zemin etüdleri, hukuksal deliller ve her şey bir iftiradan, kurgudan ibarettir. Gregory House"un dediği gibi “Herkes (kendisi hariç) yalan söylemektedir!”. Bu kadar yalancıyla savaşmanın yegane yolu da “yalan söylemek”tir.

 

Peki herhangi birinin yalan söylediği nasıl anlaşılır? Greg House"a göre, öncelikle semptomlara bakılmalıdır. Zira “semptomlar asla yalan söylemeyecektir!” Her ne kadar şikayet etseniz de bu evrende “sonuçlar-etkiler, nedenleri izlemektedir.” Semptomlara bakarak nedenlere inmek ve uygun bir tedavi geliştirmek mümkündür. İkinci olarak, yukarıdaki basit gerçek nedeniyle, herhangi bir hasta hakkında gerçeği öğrenmek ve tedavi edebilmek için en doğru yol, kendisine değil, başkasına sormaktır. Soru sorulan kişilerin de gözlerine ve tebessümlerine değil, ayakkabılarına bakılmalıdır. Zira “gözler yanıltıcı olabilir, tebessümler yalan söyler; ancak ayakkabılar her zaman gerçeği anlatacaktır! Sonuçta, Greg House ve ekibi, “herkesin yalan söylediği önermesi”ne dayanan “tanıların imkânsızlıklarını mantık ile eleme yöntemi” ile tanı konulamayan kritik hastaları dahi iyileştirebilmektedir.

 

Bu önerme tersinden okunduğunda, “herkesin doğru söylediği önermesi”ne ve sadece “kişilerin kendileri hakkındaki beyanlarına” dayanarak kritik hastalıkların tanısının konabilmesinin, dolayısıyla da iyileştirici bir tedavi yönteminin geliştirilebilmesinin mümkün olmadığı anlamına gelmektedir. Kanaatimce “herkesin yalan söylediği önermesi” ve buna dayanan “tanıların imkânsızlıklarını mantık ile eleme yöntemi” sadece tıbbi bilimler alanında değil, toplumsal, ekonomik, politik ve hukuksal alanlarda karşılaşılan patolojileri teşhis ve tedavi etmede de geçerlidir. Örneğin Suriye"de yaşananlarla ilgili açıklamalar Esad yönetimine sorulmamalı; Esad yönetimi tarafından yapılan açıklamalar bulguların ve mantığın süzgecinden geçirilerek elenmelidir. Aynı şekilde özellikle de son dönemde Türkiye"nin gündemini meşgul eden şike ve darbe girişimleri (balyoz ve andıç) gibi illegal aktivitelerin gerçekleşebilmesi için yoğun bir dezenformasyonun (yalan propagandanın) zorunlu olduğu hatırda tutulduğunda, bu tür vakaların da ancak hiçbir istisna gözetmeksizin “herkesin yalan söylediği önermesi”ne dayanarak aydınlatılabileceği açıktır. Greg House"un ifadesiyle hiç kimsenin statüsü, yalan söylemeye bir istisna teşkil etmez ve etmemelidir. Tek yol gösterici en son teknolojiler kullanılarak elde edilen bilimsel bulgular, semptomlar ve deliller olmalıdır
Bu yazı toplam 15287 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0144
Güneydoğu Haber