Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Eleştiri Kültürsüzlüğü: Bir Habercilik Vakası

Milli Gazete, kendince büyük (!) bir gazetecilik başarısına imza atarak “Gizli” ibareli son derece önemli bir belgeyi ele geçirmiş: Buna göre 28 Şubat sürecinde başörtülü kamu çalışanlarının takibi ve cezalandırılması amacıyla başlatılan matbu takip formları uygulaması Başbakanlık tarafından 2007 yılına kadar sürdürülmüş. AK Parti"nin ilk dönemini de içine alan bu uygulama valilikler ile bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları tarafından sürdürülmüş. Haberin veriliş tarzına göre Refahyol Hükümeti'nin uygulamamakta direndiği için iktidarı bıraktığı aylık matbu başörtüsü takip zulmü, Mesut Yılmaz ANASOL-D Hükümeti, Ecevit Azınlık Hükümeti, ANASOL-M Hükümeti dönemlerinden sonra Sayın Başbakan dahil bizzat AK Parti hükümeti tarafından sürdürülmüş. Öyle ki gönderilen belgelerden birinde Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ ile dönemin bakanlık müsteşarı Sayın Prof. Dr. Necdet Ünüvar"ın da imzaları varmış.

 

Bu satırları okuyunca insanın aklına sadece bir tek kelime geliyor: İnsaf

 

Hadi dar kadrocu siyasi parti taassubunuz nedeniyle hakikati hakkınca takdir edebilecek gözlem kabiliyetiniz, bilginiz, ilminiz, idrakiniz, eleştiri kültürünüz ve basiretiniz yok diyelim… İnsafınız da mı yok…

 

AK Parti"nin kurucuları, milletvekilleri ve hükümetleri içinde görev alan isimlerin büyük kısmı Refahyol Hükümeti"nin de çekirdek kadrosu, yönetimi, milletvekilleri ve hükümeti içinde yer almadı mı?

 

28 Şubat sürecinde çileler birlikte çekilmedi mi?

 

Ak Parti kurucusu ve Genel Başkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu sürecin uzantısı olarak bir yıl cezaevinde kalmadı mı?

….

 

Ak Parti hükümetinin ilk gününden 27 Nisan 2007 tarihine kadar geçen sürede Türkiye"nin demokratikleşme mücadelesinin en çetin aşamalarından geçildiğini gör(e)memek için ya idrak ya da vicdan tutulması ile malul olmak gerekir.

 

Ergenekon davası, 2002 seçimlerini izleyen birkaç yıl boyunca kışla içine çöreklenmiş

karanlık odakların darbe planladıklarının belge ve delilleriyle dolu değil midir?

 

Bu süreçte dönemin Yargıtay Başsavcısı"nın, adet olduğu üzere sadece gazete küpürlerini ve dedikoduları delil göstererek AK Parti aleyhine kapatma davası açtığı ve yargı erkinin birilerinin politik amaçlarına alet edilmeye çalışıldığı unutulmuş mudur?

 

27 Nisan 2007"de Sayın Abdullah Gül"ün Cumhurbaşkanımız seçilmesinin önlenmesi ve demokratik politik irade üzerinde kışla ve yargı içine çöreklenmiş antidemokratik odakların tahakkümünün bir kez daha tescili için girişilen politik ve hukuksal oyunlar hafızalardan silinmiş midir?

 

Bu ülkede hükümet olmanın muktedir olmak demek olmadığı, demokratik yollarla iktidara gelmiş bir hükümetin devlet içine çöreklenmiş ve sırtını darbe dönemi Anayasasına dayamış oligarşik bürokrasiyle mücadelesinin 1950"lere kök salan bir süreç olduğu, öyle bir anda da sonuçlanamayacağı gerçeği bu kadar kolay yadsınabilecek midir?

 

Anayasa değişikliği gerçekleşmeden, oligarşik bürokrasinin vesayetine son verilmeden, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünü hakim kılma süreçlerinin önü açılmadan, ekonomi sağlam temellere oturtulmadan, yargı reformu gerçekleştirilmeden, Türkiye dünyaya entegre edilmeden, sosyo-ekonomik problemler ve en önemlisi de insanlarımızın sağlık sorunları çözülmeden sadece dar bir parti oligarşisinin seçmen tabakasının gözüne hoş görünmesine yönelik palyatif önlemlerle politika üretmenin hiçbir anlam ifade edemeyeceği, yıllardır yaşanan tecrübelerle sabit değil midir?

 

Bu noktada Sayın Başbakan"ın “çıraklık, kalfalık ve ustalık” dönemleri ayrımı da tecrübe birikimiyle ilgili son derece önemli ipuçları ortaya koymaktadır. Şöyle ki, muhtemelen Ak Parti hükümetinin ilk dönemi devleti ve bürokrasiyi tanıma çabaları ile geçmiştir. Bu dönemde bütün devlet kurumları, örneğin YÖK ve yargı organları, esas olarak 28 Şubat sürecinde şekillenmiş bir kadronun elindedir. İkinci dönemde ise devlet içine çöreklenmiş antidemokratik odakların açığa çıkarılması ve tasfiye edilmesi yönündeki irade açığa çıkmaya başlamıştır.  Özellikle de Sayın Abdullah Gül"ün Cumhurbaşkanımız seçilmesiyle birlikte demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunan irade, Cumhuriyet tarihinde belki de ilk kez kamu kurumlarına belirli odakların çıkarlarına hizmet etmek yerine geniş kitlelerin, halkın ve milletin çıkarları yönünde hizmet verecek kadroların ataması imkanı bulabilmiştir.

 

Takdir edileceği gibi bu da bir süreçtir.

 

Bu süreçte yaşananlar öyle bir anda sonuç alacak aspirin çözümlere yer olmadığını açıkça göstermiştir. Ancak yaşanan süreç içerisinde başörtüsü sorunu hem üniversitelerde hem de kamu kurumlarında giderek daha kolay ve çatışmasız çözülür bir noktaya gelmiştir. Günümüzde, bazı öğretim elemanlarının çıkardığı istisnai sorunlar dışında üniversitelerimizde başörtüsü sorunu kalmamıştır. AK Parti hükümetinin ilk günden itibaren verdiği destek sayesinde kamu kurumlarında başörtülü çalışanlar giderek daha görünür hale gelmiştir. Başörtülü olmak ya da bir kamu çalışanının eşinin başörtülü olması, artık meşruiyetini ve saygınlığını zedelememekte; özlük haklarının keyfi olarak gaspedilmesine yol açmamaktadır. Sadece kamu kesiminde değil, özel sosyal ve ekonomik alanlarda da başörtülü hanımlar giderek daha etkin bir noktaya doğru ilerlemektedirler.  Bu ilerlemenin, yakın gelecekte Türkiye"nin daha da demokratikleşmesine ve hukukun üstünlüğünün hakim kılınmasına yönelik Anayasa reformu ve politik reformlarla birlikte artık keyfi olarak bir daha geri döndürülemeyecek aşamalara geleceği açıktır.

 

Bütün bu gelişmelerin ulaştığı aşamalar ortada iken, Milli Görüş misyonunu babasının mirası zanneden dar kadrocu bir yeniyetmenin siyasal bülteninden ibaret bir gazetenin, politik mülahazalarla Ak Parti hükümetinin ilk döneminde 28 Şubat Süreci"nin kalıntısı olarak varlığını sürdüren ve devlet kurumlarının işleyişine yön veren, üstelik de ilk fırsatta kaldırılan bazı antidemokratik mevzuatların uygulanmasını gerekçe göstererek yıllardır bu ülkenin birikmiş sorunlarını çözme mücadelesini veren saygın valilere, müsteşarlara, milletvekillerine ve bakanlara, Türkiye"nin en büyük sağlık reformunu gerçekleştiren Sayın Prof. Dr. Necdet Ünüvar"a ve Prof. Dr. Recep Akdağ"a, daha da ötesi Sayın Başbakan"a, üstelik de bizzat kendileri bu konuda büyük bedeller ödemişken, “başörtülüleri fişlemişler ve cezalandırmışlar” diye leke sürmeye çalışmasının hiçbir insaflı, hakkaniyetli ve kabul edilir yanı olmadığını, kendince belden aşağı vurma arayışı dışında bir eleştiri kültürüne de dayanmadığını  her insaf ve basiret sahibi takdir edecektir.

 

 

Bu yazı toplam 16434 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0096
Güneydoğu Haber