Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
31 Temmuz 2009 Cuma
“ASIL BURJUVA” KİM?

Tarihsel süreç içerisinde teknolojinin ve ekonomik zenginleşme yollarının farklılaşmasına bağlı olarak şekillenen yeni toplumsal oluşumların, statü gruplarının ya da sosyal sınıfların, bütün yönleriyle hayatın etkin bir aktörü olabilme sürecinde temel referanslarını belirleyebilmek için kendi tarihsel, ekonomik, politik ve toplumsal konumlarını doğru bir şekilde anlamlandırabilecek nitelikte temsil gücü yüksek bir kimlik oluşturabilmesi zorunludur. Kendi kimliğini doğru kurgulamayan herhangi bir toplumsal oluşumun sağlam bir politik ve ekonomik görüş geliştirebilme becerisi de kaçınılmaz olarak yetersiz kalacaktır.  

Ne yazık ki böyle temsil gücü yüksek, politiko-ekonomik çağrışımları belirgin, köşeli, tutarlı, renkli bir kimlik oluşturamama problemi, en net biçimde Anadolu Sermayesi"ni temsil etme iddiasındaki sivil toplum kuruluşlarında gözlenmektedir. Geçmişten ve gelenekselden gelen alışkanlıkların tesiri altında kalan bu camianın insanları, nedense boğazlarına kadar gömüldükleri çağdaş ekonomik, politik ve sosyal yapıyı, bir diğer ifadeyle fiilen yaşadıkları hayatı kavramsallaştırma noktasında büyük çekinceler, korkular  yaşamaktadır. Adeta bilinçli bir seçimle kendi varoluşunun tarihsel, politik, ekonomik ve sosyal temellerini  kavramsallaştırmaktan ve açıklamaktan kaçmaktadır. Devekuşu gibi kafasını toprağa gömmek dışında bir anlam ifade etmeyen bu kavramsallaştırma korkusu nedeniyle kavram dünyalarını fiili hayatlarını temsil edememektedir.  Bir tür zihinsel engellilik anlamına gelen bu durum, fiilen içinde yaşanan dünya ile ilişkilerin anlamlı ve tutarlı bir çerçevede kurulmasını da büyük ölçüde sınırlandırmaktadır. Bu nedenle diğer toplumsal aktörlerle, özellikle de iktidar sahipleriyle ilişkiler de çoğunlukla yanlış bir zeminde yürütülmektedir.

Anadolu Sermayesi"nin kendi kimliğini doğru temsil edebilme gücüne sahip kavramlar oluşturma becerisini sınırlandıran temel nedenlerden biri de, bu camianın önde gelen isimlerinin, düşünürlerinin bilerek ya da bilmeden beslendiği düşünsel geleneklerin büyük ölçüde Marksist öğretinin iğreti bir yorumuyla kirletilmiş olmasıdır.  Bu iğreti yorumun etkisi altında kalan yeni sermayedarlar, paradoksal bir yaklaşımla varoluşunu temellendiren sermayeye, özel mülkiyete, zenginleşmeye, girişimciliğe, bireyselliğe mesafeli durabilmekte; bu dünyayı temsil eden kavramları kendisine yönelik bir hakaret gibi algılayabilmektedir. Bu noktada en çok tepki gören, en çok haksızlığa maruz kalan kavramlardan biri de “burjuvazi”dir. Nedense Anadolu Sermayesi burjuva olarak nitelendirilmekten son derece tedirgin olmakta, bu tür nitelendirmelere son derece ağır tepkiler verebilmektedir. Bunda da en temel gerekçe, MÜSİAD başkanı Ömer Cihad Vardar"ın yakınlarda sarfettiği “burjuva, burjuvazi ve aristokrasi gibi ithal kelimelerle işimiz yok” ifadesinde üzerine bastırarak vurguladığı gibi bu kavramların Batı"dan ithal edilmiş olmasıdır.

Benim, “burjuva”  kavramına gösterilen tepkinin niteliğini en az anladığım, dolayısıyla da en çok itiraz ettiğim nokta da bu reddiyenin rasyonelinin, aşırı bir basitleştirmeyle kavramın “ithal” olmasına bağlanmasıdır…. Anlamıyorum çünkü büyük bir dava adamı edasıyla bu lafı eden insanların ve alkışlayanların hayatlarının  her alanında, en çok “ithal” olana itibar ettiklerini görüyorum…  Şöyle kabataslak bir bakıveriyorum da… “Forward” ve “Future” piyasaların imkanlarından sonuna kadar yararlanacaksın, “Libor”a göz atmadan güne başlamayacaksın, en ileri “marketing” ve “management” yöntemlerinden yararlanacaksın… Egzersiz için “Fitness Center”lara, hastalandığın zaman Cleveland"lara gideceksin… Yabancı doktorlardan ve pozitif tıbbın nimetlerinden, ithal ilaçlardan ve tıbbi teknolojiden sonuna kadar medet umacaksın… Müteahhitlik yaparken, fabrikanda, işletmende ithal bilgileri ve makineleri kullanacaksın… İsrail"den ithal hibrit tohumlardan üretilmiş domatesleri yiyeceksin… Eğlenme tarzından alışveriş yaptığın markalara hatta evinin iç mimarisine kadar kafanı ve dünyanı her konuda modern bilimin bulgularına ve teknolojiye açacaksın… Yabancı isim taşıyan muhafazakâr otellerde konaklamayı ayrıcalık olarak algılayacaksın… Mercedes arabalara bineceksin… Evinde kullandığın kapı zilinden mobilyalarına, otomobil lastiklerinden cep telefonuna kadar her alanda yabancı markaların peşinde koşacaksın… Rolex saat, Burberry atkı, Chanel gözlük kullanacaksın…  i-phone, i-pod, MP3, PC, CD, DVD, Laser yazıcı, Power Point, Flash, Java, Havana Puro  vs. hayat tarzının vazgeçilmezleri arasına girecek…  Politiko-ekonomik sektördeki mücadeleni siyasal parti, demokrasi, Avrupa Birliği, insan hakları,  piyasa ekonomisi, rekabet, patent, coğrafi işaret, AR-GE, globalizasyon gibi ithal kavramlarla öreceksin…    Hiçbir konuda yerli bir teknoloji ya da kendini ifade etme gücüne sahip kavramlar geliştiremeyeceksin… Yabancı bir kelime kullanmadan Türkçe bir cümle dahi kuramaz hale geleceksin… Sonra da asırlardır bütün bu temel konuların odağında yer alan “burjuva, burjuvazi” gibi ithal kavramlarla işimiz yok diyeceksin… Daha da ötesi “asıl burjuva” nitelemesini bir tür “hakaret” gibi algılayacaksın…

Büyük ölçüde Marksist öğretiyle kirletilmiş derme çatma ideolojik yaklaşımlarının gölgesini taşıyan bu anlaşılmaz tepki, Anadolu"da filizlenen, kök salmaya ve ulu ağaçlar olmaya başlayan sermaye sınıfının kendini anlamlandırma ve açıklama gücünü iğdiş etmekten başka bir işe yaramaz.  Burjuva kimliğini Marksist öğretiye kök salan “piç”  bir jargona dayanarak ya da sadece bir şeylere muhalif olmak için reddetmek, Anadolu sermayesinin kendi bindiğin dalı kesmesiyle eşdeğerdir. Bir diğer ifadeyle kendi kimliğine, tüccara, sanayiciye ve “kâr” zihniyetine yabancılaşmaktır; hiçbir rasyoneli olmayan bir tür algı bozulmasıdır.

Burjuvazi, şu ya da bu coğrafyaya ya da kültüre ait bir kavram değildir. Doğası gereği bütün özgür toplumlarda kendiliğinden ortaya çıkma potansiyeli olan ve tarihin akışını değiştiren bir sosyal olgudur… İlk olarak İngiltere"de ortaya çıkması onu sadece İngiltere"ye özgü bir olgu yapmaz…  Burjuvalaşmak, hak, hukuk ve özgürlük safında olmak demektir… Burjuvalaşmak, devletten bağımsızlaşmak demektir. Bu nedenle bütün keyfiyetçi saltanatlar, burjuvazinin oluşumundan ve varlığından tedirgin olmuş, birazcık palazlananın kellesini uçurmuş, malvarlığını müsadere etmiştir. Bu topraklarda olduğu gibi bütün Ortadoğu"da,  Çin"de geçmişi yüzeli yılı bulan bir şirket olmamasının ve marka yaratılamamasının temel nedeni bu tür engellemelerdir. Bu tür keyfi engellemelerin engellenebilmesi için öncelikle zihinsel engellerin giderilmesi, piyasa ekonomisinin baş aktörü olan burjuva kimliğinin açık yüreklilikle benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. MÜSİAD, TÜMSİAD vs. dernekler etrafında örgütlenen Anadolu sermayesi, bu coğrafyanın tarihinde burjuva kimliğini gerçek anlamda taşıma meşruiyetine sahip ilk “kendiliğinden şekillenen toplumsal oluşum”dur. Bu kimliğin örselenmesi, bir “hakaret” olarak algılanması, reddedilmesi ancak devletten geçinmeyi ve “rant” peşinde koşmayı adet edinmiş yapay sermaye gruplarının ve devlet elitlerinin işine yarayacaktır. Anadolu sermayesinin geleceğin dünyasında özne olabilmesi ve topluma yön verebilmesi için sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik konumunu en iyi temsil eden “burjuva” kimliğini benimseme yönünde zihinsel bir dönüşüm geçirmesi zorunludur.

…

Evet muhterem kardeşim! Kabul et artık…. Sen bir burjuvasın!

Asırlar öncesine kök salan bir tarihsel oluşum sürecinin,  “çoban”dan ve “çiftçi”den sonra  gün ışığına çıkardığı en gelişmiş, en komplike toplumsal aktörsün sen!..

Aristokrasinin ve devlet elitlerinin her tür yozlaşmaya açık donuk statülerini, girişimci enerji ve inovasyon dışındaki her tür zenginleşme kaynağını yerle bir edensin…

İnsan için bedensel ve düşünsel emeğinin karşılığından başka bir kazanç olmadığının, zerre kadar hayır ya da şer işleyenin karşılığını tam olarak bulacağının, basiretin, ferasetin, sorgulamanın, eleştirinin, aldanmamanın ve aldatmamanın, etkileşimin, iletişimin  ve işbirliğinin, yaratıcı yıkıcılığın, rekabetin, etkinliğin ve verimliliğin ete kemiğe bürünmüş timsalisin.

Tarihsel süreç içerisindeki oluşumuna şekil vermiş kültürel dinamiklerinle,  baş aktörü olduğun özgürlükçü ekonomi-politikle politik otoritenin hayata yönelik her tür keyfi müdahalesinin, kısaca “zulmün” önündeki en sağlam direnç noktasısın.

“Rant”a dayanan ve hayatı kapalı bir model içinde donduran her tür totaliter modelin düşmanısın…

 “Kâr”ın ve “açık toplum”un, serbest ticaretin, sınırtanımazlığın,  girişimciliğin ve “cehd”in insanısın sen…

Herhangi bir toplumun omurgası olan orta sınıfın, “vasat”ın ve  “itidalin” ta kendisisin…

Her tür politik iktidardan bağımsız olarak, insanlık tarihinin bugününe yön veren ve geleceğe de yön verecek olan temel aktör sensin…

Allah (c.c.), yar ve yardımcın olsun!!!

 

Bu yazı toplam 18990 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
yiğit temel / 31 Temmuz 2009 Cuma 13:03
haklısınız
burjuva olmak yada olmamak bu kadar önemli mi?biz ailelerinden kalanla piyasada işadamı olarak geçinenleride bilyoruz,dişin tırnak varolmak erkişinin karı ama onun içinde fırsat yok, dürüstler eziliyor ne acı.Türkiye'de gerçek burjuvazi var ve üzülerek belirtiyorum ki burjuvaziyi reddedenlerin içindede burjuvalar var
100 %
Beğendim
Beğenmedim
ahmet tarık / 31 Temmuz 2009 Cuma 12:48
müsiad mı?
hocam yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum kimse haddini bilmiyor, etiket düşmanları aynı etiketleri farklı isimlerle hep kullandılar halada kullanıyorlar
100 %
Beğendim
Beğenmedim
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0118
Güneydoğu Haber