Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
26 Mart 2012 Pazartesi
Akademisyenlik ve Komplo Teorisyenliği

CHP Kadın Kolları Merkez Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer"in Osmangazi Üniversitesi rektör adaylığı süreciyle ilgili açıklamalarını dikkatle dinledim (http://www.haberler.com/usluer-gul-un-atamadigi-ilk-rektor-adayiyim-3471681-haberi/ - 23.03.2012).

Genel hatlarıyla söyledikleri şundan ibaret: “Rektörlük seçim sürecinde altı aday arasındaki tek “kadın”mış. Diğer bütün adaylar, “kadın” olduğu için onu hedef almış. Bu “kadın” da nereden çıktı demişler ve onu bertaraf etmek için bir dayanışma içine girmişler. “Kadın”ı yok etmeye çalışmışlar. “Kadın” ortadan çıksın, biz kendi aramızda rahat rahat yarışalım demişler. Seçimden birinci çıkınca canları sıkılmış; “kadın” nasıl birinci olur demişler. YÖK"te ayağına çelme takmaya çalışmışlar, hakkında bir sürü haber çıkarmışlar ancak başarısız olmuşlar. YÖK"te de birinci olunca iyice canları sıkılmış. Vay “kadın” n"oldu böyle demişler... Ancak süreç mutlu sonla bitmemiş. Ağustos sonunda göreve gelen yeni Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül"ün atamadığı ilk rektör adayı olmuş. Aslında bu Sayın Cumhurbaşkanı için de bir sınavmış. Tüm kamuoyu acaba bağımsız mı davranacak yoksa bir partili gibi mi davranacak diye bekliyormuş. Ancak beklentileri boşa çıkmamış ve Sayın Cumhurbaşkanı bir partili gibi davranıp başkasını atamış. Böylece ilk sırada olmasına rağmen ilk atanmayan “kadın” ve rektör adayı olarak tarihe geçmiş.”

Bu talihsiz konuşmayı dinleyince aklıma ister istemez şu sorular geliverdi:  Gaye Hanım, çevresindeki erkek adayların kadın düşmanı olduğu izlenimini nasıl edinmiştir? Erkek adayların kendisine karşı sadece kadın olması nedeniyle düşman olduğu ve birlikte hareket ettiği sonucuna ulaşmasını sağlayacak bir bulgusu ya da delili var mıdır? Ortada bir kadın düşmanlığı varsa, Sayın Cumhurbaşkanımızın daha sonraki dönemlerde, bazıları da alt sıralarda olmasına rağmen, atadığı kadın rektörler nasıl anlaşılmalıdır? Daha da ötesi, Sayın Cumhurbaşkanımıza YÖK tarafından gönderilen listede yer alan bir kadın olmak atanmak için yeterli sebep midir? Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından rektör atanmamış olmanın arkaplanında komplo teorileri aramak, sübjektif yorumlarla particiliğe bağlamak akademik açıdan kabul edilebilir midir? Bir akademisyenden öncelikle beklenen komplo teorilerinden uzak durmak, çıkarımlarını destekleyecek objektif delil ve bulguları ortaya koymak değil midir? Elinde herhangi bir somut bulgusu yok ise yukarıdaki açıklamaları kuru bir önyargıdan, hatta paranoyadan ibaret kalmayacak mıdır? Bu da bir tür cinsiyet ayrımcılığı değil midir? Önyargılarla cinsiyete vurgu yapmak, bir akademisyene yakışacak mıdır? Gaye Usluer, biraz da travma kokan bir saptırmayla konunun mecraını cinsiyet düşmanlığına getirip ucuz polemiklerle partisine destek sağlamaya çalışırken neleri yıktığının, her biri son derece saygıdeğer olan rakiplerinin haysiyetini zedeleyebileceğinin, kalpleri kırdığının farkında mıdır? Bir akademisyenin ve siyasette bu noktalara getirilmiş bir kanaat önderinin sonuçlarını ölçüp tartmadan konuşmasını, sağduyu ve vicdan sahibi insanlar kabul edilebilecek midir?

Bir adım daha ileri giderek şunu da sormak isterim: Bu konuşma içeriğindeki açıklamalar önyargılara dayanıyorsa, ki en azından şimdilik öyle görünüyor, bu tür önyargılarla ve niyet okuyuculuk yaparak rektör adaylığı sürecinde rakip olduğu erkek adayları zan altında bırakmaya çalışan, kamuoyuna “kadın düşmanı” olarak sunan, haysiyetlerini hedef alan birinin rektör olarak atanması makul olacak mıdır? Bu önyargılarla, paranoyalarla, su-i zanlarla ve komplo teorileriyle rektör olan birinin sağlıklı bir yöneticilik yapabilmesi,  bütçe ve kadro tahsisinde adil olması mümkün müdür?

Doğrusu “şecaat arzeden” bu infaz edici konuşmayı dinledikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın Gaye Usluer"i rektör atamamakla son derece isabetli bir karar verdiklerini açıkça görmüş oldum. İzin verirseniz sürecin arkaplanıyla ilgili olarak bizzat birincil kaynaklardan dinlediğim ve bu tür süreçlerde insanların ne kadar kalitesiz davranabileceğini ortaya koyması açısından son derece manidar gördüğüm bir hususu da kamuoyuyla paylaşmak isterim:  Bendeniz, Sayın Cumhurbaşkanımız"ın Gaye Usluer yerine Osmangazi Üniversitesi rektörlüğüne atadığı Prof. Dr.Fazıl Tekin"i birlikte katıldığımız bazı ÖSYM toplantıları dolayısıyla tanıma fırsatı buldum. Hocamızla farklı zamanlarda farklı toplantılarda defalarca karşılaştık. Haddim olmayarak, bende “haza” denilebilecek türden, son derece zarif, güleryüzlü, mütevazı, güvenilir, herkese saygılı ve saygıdeğer bir beyefendi izlenimi uyandırdı. Bu karşılaşmalar sırasında, rektörlük atama sürecinde hakkında bir yerlere servis edilen bir dosyada “eşi çarşaflıdır” fişlemesinin yapıldığını da dinledim. Akabinde de şunu öğrendim: Saygıdeğer hocamız, aslında bekardı ve hayatı boyunca da hiç evlenmemişti. Bu yazıyı kaleme alırken “google”da yaptığım küçük bir taramada da karşıma dinlediklerimi teyid eden şu gazete haberi çıkıverdi: “Eşi çarşaflı diye asılsız ihbar haberiyle gündeme gelen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nin 'bekar rektörü' Prof. Dr. Fazıl Tekin'in prens soyundan geldiği ve kendi gibi soylu bir Çerkes gelin bulamadığı için bu yaşa kadar evlenmediği ortaya çıktı (http://www.haberturk.com/gundem/haber/46640-rektor-tekin-prensesini-beklemis)”.

Bu noktada birkaç soru daha sormadan geçmek istemedim: Acaba, hayatı boyunca bekar kaldığı çevresindeki herkesçe bilinen Prof. Dr. Fazıl Tekin hakkındaki bu iftirayı kimler, kime, kimin rektör atanması için servis etti? Bir rektör adayının “eş”inin, rektörlük makamının gereği olan akademik ya da idari yeterlilikle hiçbir ilintisi olmayan giyim tercihinin bazı odaklar tarafından bu tür süreçlerde servis edilmesinin insani, dini, ahlaki ve ilkesel bir açıklaması var mıdır? Rektör atanmamasına “kadın”lığı üzerinden vurgu yapan Gaye Usluer, Prof. Dr. Fazıl Tekin"in medeni durumu üzerinden yürütülen bu iftira karşısında, atama öncesinde ve/veya sonrasında herhangi bir tepki göstermiş midir? Açık ya da kapalı olsun, bir hanımefendinin kıyafetinin, eşiyle ya da kendisiyle ilgili atama süreçlerinde spekülasyon konusu yapılmasına karşı durabilmiş midir? Ya da hayatı boyunca, genç kızların ve kadınların kendi değerlerini muhafaza ederek eğitim görmesi, sosyal hayatta etkin olması yönünde herhangi bir gayret göstermiş midir?

Daha önceki çalışmalarını bilemem ancak, medyaya yansıyan yukarıdaki konuşmasını dinlediğimde edindiğim izlenim, Gaye Usluer"in, kadınların sosyal, ekonomik ve politik alanlardaki konumunun geliştirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik öneriler sunmak yerine, kendisi üzerinden spekülasyonlar yaparak siyasi rant devşirme gayretkeşliği sergilediğidir. Bu tür spekülasyonların ve gayretkeşliklerin siyasette bir karşılığı olup olmadığını doğal olarak kamuoyu takdir edecektir. Ancak, bendeniz, bu vesile ile mensubu olduğum akademik camia adına bir temennimi paylaşmadan geçmek istemiyorum: Temennim tüm üniversitelerimizde, dünya görüşü ve cinsiyeti ne olursa olsun, meslektaşlarının ve rakiplerinin haysiyetine, farklılıklara ve çeşitliliklere, sivil hak ve özgürlüklere saygı duyan; kimseyi ötekileştirmeyen;  akademisyenlerin özel hayatını (özellikle de eşlerin giyim tercihlerini) deşelemeyen, atamalarda akademik liyâkat dışında kriterler aramayan, atandığında hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin yöneticisi olabilmeyi başaracak rektörlerin görev başında olmasıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, artık süresini tamamlamış olan Prof. Dr. Fazıl Tekin"in o dönemde rektörlük makamına atanmasının, Osmangazi Üniversitesi"ne en azından önyargısız ve adil bir yönetim kültürü oluşturabilmesi açısından önemli bir başlangıç ve fırsat sunduğuna inanıyorum. Bu fırsatın kadrini ve kıymetini de en iyi Osmangazi Üniversitesi"nde görev yapan akademisyenler takdir edebilecektir.

Bu yazı toplam 17284 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0107
Güneydoğu Haber