AT İZİ İT İZİNE KARIŞTI
 
5 yıl boyunca görev yapacak yerel yöneticileri seçmek için sayılı günler kaldı.Tüm Türkiye'de 2014 yerel seçimlerinde yaklaşık 53 milyon seçmen oy kullanacak. Birkaç gün sonra yeni belediye başkanları, yeni belediye meclis üyeleri, yeni muhtarlar, eski kokuşmuş, siyasi yalanlarla yeni 5 yılı daha karşılayacaklar.
 
Yorulduk artık, trafik karmaşasını körükleyen, çevre kirliliği yapan metrelerce afişleri görmekten, bangır bangır seçim şarkıları çalan araçların gürültülerinden,atışmalardan, sataşmalardan...
 
Sıkıldık artık, aynı söylemlerden, ihanet suçlamalarından, kasetlerden, iddialardan, öfkeli nutuklardan, faşizan kükremelerden, bölünme senaryolarından, yolsuzluk iddialarından,
meydanlarda savrulan tehditlerden, adaylık pazarlıklarından, kamplaşmış medya organlarından...
 
.............
 
Belediye Başkanlarının nasıl seçileceğini bilen var mı?
 
Aday olan kimi, ne kadar yakından tanıyabiliriz?
 
Filler tepişir, çimenler ezilir
 
Gündeme dönüp baktığımızda, yolsuzluk iddiaları, Cemaat-Hükümet çekişmesi,dinleme skandalları, Suriye'yle olan malum savaş olasılıkları, ekonomideki stabil hava, Twitter'ın kapatılması,Ergenekon tahliyeleri...yaz yaz bitmez bir karmaşanın içerisinde,'ben o koltuğa ne de güzel yakışırım' diyerek koşan, cebi paralı,(Onurlu, adaletli, proje insanı, çalışkan ancak fakir olan birinin başkan aday olma ihtimali sıfır.Çünkü 'ancak'tan'sonra gelen 'fakir' önceki yazılan tüm değerleri sıfırlıyor.)etrafı şakşakcı, bilumum aday heyecanla bekleşmekte.
 
Muhaliflerin 'hükümete haddini bildirme' felsefesiyle, hükümet taraftarlarınında 'ne yaşanırsa
yaşansın, yeni seçim ibresi bizden yana olacak' felsefesi, sandıkta çarpışacak.Oysa çok değil 5 yıl önce seçimden önce 'bu bir yerel seçim, ideolojimiz farklı olsada, kişiye oy verilir kardeşim, hizmet üretecek kişi önemli, partizanlık yerel seçim kriteri değildir.' denmez miydi?
 
5 yıl boyunca yaşadığımız kenti yönetecek insanlar, kavganın, gürültünün, mezhepçiliğin, ırkçılığın, kamplaşmanın, kutuplaşmanın, yönlendirmenin, tapelerin gölgelendirdiği bir seçim ortamında, projelerini açıklamaktan çok, kim daha çok para harcayacak yarışıyla süreci tamamlayacaklar.
 
Oysa Makam ve Sorumluluk neydi?
 

Zerre kadar menfaat bir cümle kainat kadar yük değilse yüreklerde, adalet mülkün temeliyken titretmiyorsa vicdanları, seçende seçilende ortaktır bu sorumluluğa…

 

Vak-ti zamanında insanlar belli bir makama getirilirken,mevki tayini söz konusu olduğunda bir üzülür,birde sevinirlermiş!Hadi sevinmeleri doğal,sizce neden üzülürlermiş?

 

Çünkü her konumun her koltuğun yüklediği sorumluluk ve mesuliyetin verdiği ağırlık insanı derinden etkilermiş… ya şimdi?

 

Bir zamanlar bu ciddi sorumluluğu duyanların başında gelen Hz. Ömer, son anlarını yaşarken kendisinden yerine  oğlunu tayin etmesini istemişler, halife kendinden beklenen tüm samimiyetle şöyle cevap vermiş:

 

-Bir evden bir kurban yeter!

 

Ne kadar manidar, devraldığı görevi ne kadar önemseyen bir ruh hali ve kifayetsizlik korkusu… Halife halife iken "kurban" gibi iddialı bir kelimeyle   makam-ı devri bertaraf ediyor!

 

Günümüze gelecek olursak; kimsecikler bir makama gelirken böyle bir tereddüt duyup endişelenmiyor, sanırım getirisi götürüsünü gölgede bırakacak kadar nefisleri esir almış!

 

Halbuki bütün mevkilerin sahibi olan halk, gereği yerine getirilmezse hakkını yüklenen  idareciden korkulacak bir bedelle ilahi adalet önünde hesap soracaktır. İşte bu sorumluluk bilincini taşıyan,yaşantısıyla örnek şahsiyet olan Hz Ömer halifelik döneminde ,ashabın zenginlerinden olan Abdurrahman bin Avf "tan ödünç para ister.Şaşıran Abdurrahman sorar:

 

-Ya emir el "müminin, ödünç parayı benden mi istiyorsun? Halbuki hazine senin elinin altında.Oradan istediğin kadarını alabilirsin.Hatta istediğin zamana kadar da geciktirebilir,sonra ödeyebilirsin.

 

Halifenin buna cevabı düşündürücüdür:

 

-Evet ey Abdurrahman, ödünç parayı senden almak istiyorum da elimin altındaki hazineden almıyorum.Çünkü hazineye bütün  millet ortaktır.Herkesin onda hissesi vardır.Ben oradan aldığım ödüncü ödeyemeden ölürsem tüm milletle helalleşmek zorunda kalırım ahirette. Bu da beni korkutur.Ama senden ödünç alsam,ödemeden ölsem ahirette sadece seninle helalleşirim.Bu ise göze alınabilecek bir helalleşme olur.

Günümüzde ise  sürece bakınca, sorumluluk anlayışının ne kadar yara aldığını, yozlaştığını görüyor ve dost meclislerinde söylenip duruyoruz.

 

Her dem adaletin hüküm sürdüğü yönetme mekanizmalarında, baş aktörlerin, Salihlik elbisesiyle süslü olmasını diliyoruz… Fazileti arayan, hayrı çoğaltıp şerri azaltan mülki amirleri bulup doğru kararlara kani olabilmek duasıyla!

 
http://www.adana01haber.com/ sitesinden 17.12.2018 tarihinde yazdırılmıştır.