Merkez Sağ Klasikleri Dizisi-I: “KÜÇÜK HÜSAMETTİN”
Yaptığımız araştırmalara göre seçmenler öncelikle ceplerine, refah düzeylerine ve ekonomik gidişata bakıyor…

Rahmetli babam gerçek bir demokrattı. Gençlik yılları, babası ve kardeşleriyle birlikte Demokrat Parti"nin peşinde geçmişti. 70"li yıllar boyunca da, Demokrat Parti"nin mirasçısı olarak gördüğü Adalet Partisi çatısı altında “aktif-ötesi” siyaset yaptı. İnsanların “partici” olmaktan çok “liderci” takılarak doktriner (iktisadi, toplumsal) konuları teğet geçtikleri yıllardı. Herkes bir partiye, lidere ya da örgüte taraftı: Herkes, duruma göre Mücahid Erbakancı"ydı, Başbuğ Türkeş"çiydi, Karaoğlan Ecevit"ciydi, Dev-Yol"cuydu, THKPC"liydi, Ülkücü"ydü, Milli Görüş"çüydü, v.s… Herkes için kendisi ve kendinden olan iyi, ötekiler “kızıl komünist, yeşil komünist, faşist, goşist, revizyonist, lümpen, v.s.” idi. Babam da kafasında Adalet Partisi ile Demirel"i özdeşleştirecek kadar “Demirelci”ydi. Onun için politikanın yegâne amacı “Demirel”i başbakan yapmaktı. “Demirel” iktidardaysa her şey iyi, yoksa her şey kötü idi. CHP"li olmanın ötesinde Ecevitçi olan rahmetli kayınvalidesinin, kayınpederinin, bacanak ve baldızlarının, kayınbiraderlerinin bayramlarda, yılbaşı gecelerinde, aile toplantılarında Demirel"e saldırılarını istihza ile bıyık altından gülerek ve ağırdan alarak bertaraf ettiği geceleri hiç unutmam.

Kendisi gibi katıksız “Demirelci” olan partidaşları Mücteba Topaloğlu, Ahmet Kastal ve Hilmi Köksal"la birlikte yıllarca Süleyman Demirel"in peşinde dolanıp durdular. Öyle ki annemin kızkardeşimi dünyaya getirdiği gün babam Demirel"in mitingi için çok uzaklardaydı. 12 Eylül Anayasası ve darbecilerin başı Kenan Evren"in Cumhurbaşkanlığı için yapılan referanduma “hayır” oyu veren %8,63 arasında yerini aldı… 12 Eylül sonrasında ismi darbeciler tarafından veto edilenler arasındaydı. Demirel Zincirbozan"a gönderildiğinde çok üzüldüğünü hatırlarım… Demirel serbest bırakıldığında Ankara"ya koşturduğunu da… Mülkiye"de öğrenciyken bir gün ziyaretime geldi… “Sabah Genel Başkan"laydım; bir saat kadar sohbet ettik” dedi gururla.. Genel Başkan dediği “Demirel"inin emanetçisi Hüsamettin Cindoruk"tu… 6 Eylül 1987"de siyasal yasakların kaldırılması için yapılan referandumda “Evet”çiler arasındaydı… 29 Kasım 1987 seçimlerinde günlerce yemedi, içmedi uyumadı… 1991 seçimlerinde sabaha karşı parti binasından alıp bir kâse çorba içmeye zor götürdüm… İki seçimde de “Demirel"i” için köy-köy, mahalle-mahalle gezdi… 1989 yerel seçimlerinde Adana İl Genel Meclisi"ne seçildi… Bana göre bütün varlığıyla “dürüst”, kimine göre de “beceriksizdi” (!)… Şimdilerde birilerinin yaptığı gibi deveyi hamuduyla götür(e)medi… Allah (c.c.), babama haram lokma nasip etmedi…

Kendimi bildim bileli tek politik davası, her zaman ve her kes için daha çok demokrasiydi… Takdir edileceği gibi, büyük bir güçle iktidarı ele geçirme iddiasındaki “total ideoloji” davalarından farklı olarak iktidarı sınırlandırmayı hedefleyen bu “tam demokrasi talebi” yapısı gereği rant yemeye uygun değildi… 28 Şubat 1997 tarihine kadar da “Demirel"in önderliğindeki bir Türkiye"nin daha demokratik bir ülke olacağına inanıyordu. Ancak 28 Şubat sürecinde son derece antidemokratik bir pozisyon aldığına inandığı Demirel"le ve efradıyla, bu arada Hüsamettin Cindoruk"la ilgili duygu ve düşünceleri 180o derece değişti. Demokrat kimliği, Demirelci kimliğinden ağır bastı… Zaten onca yıl Demirel peşinden koşmasının temel nedeni de demokrat kimliğiydi… 28 Şubat"ın gadrine uğrayan genç politikacılardan, o dönem İBB"nı Recep Tayyip Erdoğan"ı yakın takibe aldı. Tayyip Bey"in İBB"dan alınması üzerine galeyana geldiğini, “Şu çocuk parti kursa desteklerim!” dediğini unutmadım. Ancak, ömrü bu partiyi görmeye vefa etmedi… Çocuklarına şerefli bir isim bırakarak 15 Mart 2001"de aramızdan ayrıldı… Arkasından kötü söyleyen tek bir kişi duymadım… Kimseye de “tek kuruş” borcu çıkmadı…

İzleyen yıllarda köprünün altından çok sular aktı. Merkez Sağ"ın iki temsilcisi, DYP ve ANAP, 27 Nisan"da takındıkları tavırla TBMM"nin iradesini antidemokratik odaklara çiğnetme girişimine çanak tutmaları nedeniyle 22 Temmuz 2007 seçimlerinde halkın tokadını yiyerek kendilerine yakışan yeri aldılar. Bu arada DYP, Demokrat Parti"ye katıldı ve Genel Başkanlığına da Türkiye siyasetine yeni bir soluk getirebilecek genç bir isim, Sayın Süleyman Soylu seçildi. 28 Şubat sürecine ve antidemokratik eğilimlere her düzeyde karşı çıkan Sayın Soylu"nun çabalarıyla DP, son yerel seçimlerde hem oy oranını hem de belediye başkanlığı sayısını belirgin biçimde artırdı. Bu sonuçlar doğal olarak, halkın defalarca sandığa gömdüğü eski merkez sağcıların da iştahını kabarttı. Nihayet, görünürde bir araya gelemeyeceği zannedilen bazı isimlerin ittifakıyla 1933 tertip Hüsamettin Cindoruk, ileri derecede antidemokratik duruş ve ileri derecede yaşlılık müktesebatıyla DP"nin yeni genel başkanı seçildi. Sahibine hayırlı olsun…

Buraya kadar pek bir sorun yok… Ancak bundan sonrası AK-Parti açısından sorun olacak (!) gibi görünüyor. Çünkü, anladığımız kadarıyla Hüsamettin Bey merkez sağ seçmenin son yıllarda nisbeten daha muhafazakâr, hatta dindar bir çizgiye kaydığı gizli bilgisine bir yolla vakıf olmuş ve derhal operasyona geçmiş. Büyük ihtimalle muhafazakâr/dindar seçmen kitlesine mesaj vermeye yönelik bu operasyonun parçası olarak, muhafazakâr eğilimleriyle ve AK-Parti"ye yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu"na bağlı Sabah Gazetesi"nde köşeyazarı olan Yavuz Donat, 19 Mayıs 2009 “Küçük Hüsamettin”in dindarlığını vurgulayan bir yazı parçaladı: Günün anlam ve önemiyle hiçbir ilgisi olmayan bu yazı vesilesiyle, “Büyük Hüsamettin”in antidemokratik ve laikçi duruşuna mukabil, bugüne kadar geri planda kalan ve bu nedenle farkedilemeyen “Küçük Hüsamettin”in son derece dindar (!) olduğuna vakıf olduk: Meğer “Küçük Hüsamettin” sünnetli doğmuşşşmuşşş… Anlayacağınız, birilerinin yılar sonra ulaştığı dinsel mertebelere “Küçük Hüsamettin” daha doğuştan sahipmişşş… Üstelik de 1933"te; 76 yıl önce… Meğer Büyük Hüsamettin, Küçük Hüsamettin"in bu sırrını yıllarca ve itina ile saklamışşşş:. Bildiklerini duyunca, “Hay Allah iyiliğinizi versin... İyi de nereden biliyorsunuz?.. Yoksa daha önce size söylemiş miydim?” demişşş. Şimdi, 1960"ların bu “klasik merkez sağ dehası”nın bu “küçücük” kozla muhafazakâr seçmenler üzerinde yaratacağı etkinin dozunu AK-Parti (ve hatta muhafazakâr seçmene oynayan tüm diğer partiler) bir hesap etsin bakalım… Üstelik hepsi bu kadar değil, dahası var: Meğer Hüsamettin Bey"in ismi babasının çok saygı duyduğu merhum bir din aliminden geliyormuş. Dolayısıyla, demek ki Hüsamettin Bey"in ebeveyni içerisinde de dindar insanlar bulunuyormuşşş. Demek ki, bu dünyada “sünnetliler” ve “din alimleri sevenler”, sadece AK-Parti çatısı altında yer almıyormuşşş. Bu mülahazalarla AK-Parti"ye oy vererek aldanan (!) “saf” dindar insanlarımız, sonradan olma sünnetlilere değil, doğuştan ve “öz-sünnetli” merkez sağ siyasetçilere oy vermeleri durumunda daha kestirmeden felaha erebilirlermişşş.

İlahi “Küçük Hüsamettin”! Samimiyetimle söylüyorum, “tam bir klasik merkez sağ dehası” gibisin. Masanın üzerine pıtrak gibi çıkaracak başka bir gündem maddesi bulamadın mı?… Danışman diye beslediğin yıkama yağlamacıların halâ bu memleket insanının “nereye baktığını” ve hayattan ne beklediğini doğru şekilde anlayamadı mı? Köprünün altından bu kadar sular aktıktan sonra, bu memleketin dindar ve muhafazakâr seçmenlerinin hal⠓küçücük” kozlarla, benim annem-babam da dindardı, küçükken ben de Kur"an Kursuna gittim, “ben sünnetli doğdum” edebiyatıyla kandırılabilecek kadar naif olduğunu zannediyorsan, ne diyebilirim… Ne tür kaynaklardan beslendiği şaibeli bu ezoterik anlayış zannediyorum İslam"ı hal⠓phallus”a tapınan bazı putperest antik kültlerle karıştırıyor. Efendiler, bakın bir kez daha tekrarlıyorum, bazı “cin”ci hocaların, medyumların, yıldız falı okuyucuların, sahte şeyhlerin ya da hayatı bir kez doğru okuyamamış politikacıların “phallatic” sapkınlıklarının İslam"la hiçbir bir alakası yok ve olamaz. Daha da ötesi, sana küçük bir sır da ben vereyim: Artık bu memlekette kimsenin “phallus”u kimseyi ilgilendirmiyor… Ortalıkta Bacchaan filan da kalmadı… İstanbul"daki “dikilitaş” da turistik eser olmanın dışında kimseye bir şey ifade etmiyor… Hasbelkader milletvekili filan seçilmiş bazı ufakçılar ve istismarcılar hariç kimse de sadece din ve dindarlık odaklı siyaset yapmıyor… Raconun ve davanın çok gerilerde kaldığı, hatta bittiği konusunda neredeyse herkes hemfikir… En küçük çıkar uğruna en yakın dostlar satılıveriyor… Yaptığımız araştırmalara göre seçmenler öncelikle ceplerine, refah düzeylerine ve ekonomik gidişata bakıyor… Size tavsiyem, artık miadını doldurmuş, işlevini kaybetmiş 1933 model konularla gündemde kalmaya çabalayacağınıza, işsizlik, büyüme ve demokratikleşme gibi somut konularda ayakları yere sağlam basan fikir ve projeler üretmeye çabalarsanız çok daha iyi olur…

Şimdiden kolay gelsin…




http://www.adana01haber.com/ sitesinden 15.12.2018 tarihinde yazdırılmıştır.