Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
Prof.Dr.Enver Alper Güvel
31 Mart 2014 Pazartesi 14:38
30 MART YEREL SEÇİMLERİNİN DERİN ANALİZİ

Evvelâ “kelam” vardı… “Söz” vardı..

 

 “Ol” dendi.. “Oluş” hali başladı..

 

Bu “oluş” hali içinde; maddi evrene (somut tecrübî bilgiye)  açılan duyularla donatılmış beden denilen bir cesede yerleştirilen ve “ruh” üflenerek diritilen “insan” namlı “akîl” canlının nev-i şahsına özgü, trajik ve bütünüyle bireysel  “entellektüel” yolculuğu başladı…

 

Oluş’un alacakaranlığında bireysel ve sosyal hayatı sürdürebilme imkânı her tıkandıkça; duyular, alışkanlıklar, gelenekler, “atalardan göregelinenler”; itaat, vazife ve teslimiyet odaklı kölelik ve firavunluk kültleri; cahiliye örgütlenmeleri; insanı ve toplumu yaşatmada, insan onurunu yüceltmede kifayetsiz kaldıkça; felaha ve salaha erebilmek için, “hadler aşılarak”, icatlar çıkarılarak, eski köye yeni adetler getirilerek yerleşik ekonomik, politik ve sosyo-kültürel sınırlar sorgulandı, zorlandı…

 

Binlerce yıldır silah zoruyla ve devşirme metodlarıyla zihinlere ve kalplere giydirilmiş, sorgulanması dahi “büyük günah, ahlâksızlık, isyan, anarşi, küfür” sayılmış yerleşik ekonomi-politik kalıpları aşabilmek ve parçalayabilmek, Kızıldeniz’i yarabilmek, ateşin içinden geçebilmek, kemâlata erebilmek için “insan”; “özgür ve eleştirel aklın”, “kelâm”ın, “söz”ün zaman ve mekan kısıtlarını aşan aydınlığına yöneldi…

 

İtaat ve teslimiyeti kökten ve istisnasız reddedip benliğini kuşatan yapay ve alışılagelmiş sınırları her zorladığında, bedensel ve zihinsel zincirleri parçalamak iradesiyle gösterdiği her çabada; yolunu o güne kadar hiçbir beşer tarafından tasavvur edilememiş çeşitlilikte fırsatlarla donatılmış buldu …  Bu namütenahi çeşitlilik (kesret) içinde bütünlüğü sağlamak için  “Ahad, Ahad” diye haykıran varlık aleminde, “hak” dışında “hakikat” ve bütünleştirici değer olmadığını idrak etti.. Atalete, alışkanlıklara, ülfete isyan edip “hak” adına her yola çıkıldıkça; akıl, ruh ve beden ihlas ile her zorlandıkça; insan, “Sina”da, “Hira”da, “kelâm” ile “söz” ile muhatap alındı…

 

İnsanın habitatı olan ekonomi-politik sistemler de binlerce yıllık bu seyr-ü seferde “hak teması” ve “güç teması” ikilemi çerçevesinde şekillendi… Aynı dinden, aynı milletten, aynı coğrafyadan insanlar kitleler halinde; sıradan (vasat) insanın “hak”larına taraf olanlar ile elitlerin “saf güç”lerine taraf olanlar şeklinde iki karşıt kutba ayrıldı… Hepsi kendini kendince doğru yolda görse de kısa dönemde “güç-iktidar” sevdası, usun dönemde ise “hak” çağrısı ağır bastı…

 

Çağlar değiştikçe; egemenlerin iktidarlarının, askerlerinin, kurumsal ideolojilerinin; “ahkem-ül hakimin” olan Rabb’in “hak”ka çağıran kelâmının kudreti karşısında yer ile yeksan olduğu gözlemlendi…

 

Bu değişim ve dönüşüm sürecindeki en büyük tuzak, yerleşik egemenlerin iktidarlarını sürdürmede “öcü” olarak kurguladıkları “resmi muhalif odak”ları, değişim sonrası dünyada da egemenliklerini sürdürebilmek için bir Truva atı gibi kullanmaya çalışmaları oldu… Misal: İmparator Konstantin’in; güçlenen Hristiyanlık’ı iktidarına payanda yapabilmek için Hristiyan olduğunu ve ilk Papa olduğunu ilan etmesi… Sonuç: Hristiyanlığın pagan inançlarla devşirilmesi ve İmparatorluğun, aynı iktidar odaklarına hizmet eden “görünürde farklı-özde aynı” bir resmi kurumsal ideoloji ile varlığını bin küsur yıl daha sürdürmesi…

 

Bu “resmi muhalefet odakları”, pagan egemenlerce, her dönemde yerleşik elitlerin çıkarına hizmet edecek yönde kullanılmaya ve manipüle edilmeye uygun şekilde “saf güç temalı” olarak kurgulanmışlardır. Bu süreçte I. aşama, özünde yerleşik egemene (Konstantin) hizmet edecek şekilde kurgulanmış olan resmi muhalif odağın, “saf gücü, iktidarı” ele geçirecek yönde kadrolaşmasına ortam hazırlamaktır. Bu süreçte eski dönemin hizmetkarları tasfiye edilir ve yerlerine yeni dönemin hizmetkarları yerleştirilir. I. aşama, bütünüyle ve ne pahasına olursa olsun, yıllarca egemenlerce itinayla yetiştirilmiş resmi muhaliflerin (sözde yeni bir yapılanma imiş gibi) yerleşik sistemin kilit noktalarını ele geçirmesine odaklıdır. Bu süreçte özünde yerleşik egemenlere ve güç tutkusuna muhalif olan “hak temalı” muhalif odaklar da rakip görülerek acımasızca tasfiye edilir.

 

Buna en tipik örneklerden biri, 1917 Devrimi sonrası Bolşevikler’dir. Çok küçük, yapay, tarihsiz ve “güç temalı” bir (sözde) muhalif grup olan Bolşevikler, çok daha büyük örgütsel güçlere ve tarihsel arkaplana sahip olan asli ve “hak temalı” muhalif yapıların acımasızca tasfiyesinde kullanılmış ve tepeden inme şekilde iktidar koltuğuna oturtulmuşlardır. Sonrasında da Soğuk Savaş dahil olmak üzere aynı iç ve dış çıkar gruplarının, lobilerin çıkarlarına hizmet etmişlerdir. 1990’lara kadar da insanların bu dar kadrocu, elitist, dışlayıcı, yargılayıcı azınlık baskısına ve zulmüne karşı hak arama mekanizmaları bütünüyle kilitlenmiş; tam bir sömürü ve istismar düzeni oluşturulmuştur.

 

Resmi muhalif odağın iktidarı ele geçirmesine ve hak temalı asli muhalifleri tasfiyesine en tipik ve güncel örneklerden biri de Mısır’da “hak temalı” muhalif İhvan’a karşı yapılan askeri darbedir. Batılı küresel egemenler, kendi vatandaşı için uygun gördüğü “hak teması”na Mısır halkını layık görmemiş; bu açık askeri darbeye “darbe” dahi diyememiştir. Zira; sözde Mübarek’i deviren darbeciler, Mısır’ın binlerce yıllık egemenlerinin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yapılandırılmıştır. Tahrir ile Adeviyye arasındaki gerilim, yerleşik egemenlerce kurgulanmış “saf güç temalı” resmi (sözde) muhalif odaklar ile “hak temalı” aslî muhalifler arasındaki gerilimdir. Bu gerilimde Ortadoğu despotları, Suriye, Ürdün ve İsrail, Avrupa ve Amerika ilh.; Adeviye’nin “hak” çağrısına karşı “saf güç” ittifakı etmişlerdir.

 

Bu ittifakın Türkiye’deki politik, ekonomik ve sosyal uzantılarının temel hedefi, tipik bir Crony-Capitalism daha doğrusu, Crony-Socialism hatta Nasyonel-Sosyalizm projeksiyonunu devreye sokmaktır. Türkiye’yi Mısır’a dönüştürmeyi, Ortadoğu despotlarının ve İsrail’in payandası yapmayı hedefleyen bu Nasyonel-Sosyalist ittifak içinde çıkarlar dışında hiçbir ahlakî ve insanî değer yer yoktur; olamaz…

 

Bu ittifak; ülkemizin ekonomik ve politik istikrarı; barış, açılım ve açık toplum önündeki en büyük tehdittir. Bu oyunun bozulması, öncelikle seçmenlerin, genel olarak da milletin bu “saf güç ittifakı”nın tehdidini doğru algılayıp, uzun dönemi hesabedip sağduyulu ve “hak teması”yla oy kullanmlarına bağlıdır. Kanaatimce bu seçimden sonrasında “hak”ka karşı güç ittifakı arayışındaki yapay muhalif odaklar fırsat bulamayacak; Türkiye’nin “hak”ka ve insan onuruna dayanan çağdaş bir ekonomi-politik sisteme geçme sürecinin önü bir daha kapanmamacasına açılacaktır.

 

Bu yazı toplam 24427 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
MHP / 01 Haziran 2014 Pazar 01:41
.........
mhp liyim ama diğer dönemde akp alır adanayı,, mhp seçmenine ve köylüsüne sahip çıkmıyor..........
100 %
Beğendim
Beğenmedim
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0097
Güneydoğu Haber